ANNELİK, İÇ DÜNYA, KADIN acizlik, anne ve iman, annelik, endişeli annelik, kulluk

Acizlik duygusu ilerlemeye engel mi?

İnsanın kendini herhangi bir durumda aciz hissetmesi, tamam demek ki elimden hiçbir şey gelmiyor deyip kendini bırakmasına mı nedendir?

Aciz kalma duygusunu kabul ettiğimizde, enerjimizi ve faaliyet isteğimizi kırmış mı oluruz?

Nasıl olsa hiç bir şey bizim elimizde değil, nasıl olsa aciziz deyip köşeye mi çekiliriz?

Daha kısa ifade edecek olursak, acizlik duygusu ilerlemeye engel midir?

İki- üç senedir acizlik duygusu üzerine çok düşündüm. Bu duyguyu yaşadıkça yorumlama, yenilenmiş deneyimler edinme imkanım da çok oldu.

Şunu gördüm ki biz bu duygunun ilerlemeye engel bir duygu olduğunu düşünürsek, aynen öyle oluyor. Öyle yorumlamazsak engel olmuyor. En çok da, acizlik duygusunun nasıl bir ilerlemeye neden olduğunu bilmemek, ilerlemeye engel oluyor.

İlerleme demişken belirteyim, aslında hayatımızdaki ilerleme beklentisinin, hep 19. yüzyıldan beri Avrupa’da hakim olan düşünce biçimiyle şekillendiğini de, acizlikle ilgili deneyimler yaşadıktan sonra fark ettim.

Ama biz o anlayışın nereden ithal olduğunu da bilmiyoruz. O anlayışla yaşadığımızın da farkında değiliz.

‘O olursa bu olacak’ diye düşünüyoruz. ‘O olursa, bunun olmasına neden olacak’ beklentisiyle yaşıyoruz. Çok tipik ve ve basit espaperest bir yorumla yani.

Yorumlama biçimi bu olduktan sonra beklentimiz herhangi bir alanda olabilir fark etmez. Görüntüler çok farklı olsa da hemen herkes duygusal olarak benzer bir hayatı yaşıyor.

Bendeniz bu hikayeyi annelikte yaşadım. Şunları bunları yapacağım anneliğim iyi olacak diyordum. Şu şu kitapları okuyacaktım anneliğim iyileşecekti. Zihnimi geliştirecektim anneliğim gelişecekti. Çocuklarına şöyle şöyle davranmayan bir anne olacaktım.

Hadi bu gibi yorumlamalarla hayata bakmayı biraz daha açalım.

Bu saydığım hedeflerde yapan, başaran, asıl fail olan, kontrolü elinde bulunduran kişi olarak kendime bakıyor olmasam, beklentim o kadar kesin olmazdı değil mi? O kadar yoğun da olmazdı.

İşte bizim trajedimiz bu. Bazı sonuçları kesin olarak ortaya çıkaracağını düşündüğümüz sebepler, artı kendimizi fail olarak görüyoruz hayatımızda. Lafta böyle ifade etmesek de, hayatı bu düzeyde yaşıyoruz.

İşte kendimizi ya da para/ entelektüel gelişim/ hayat standartları gibi bazı şartları bu kadar etkili gördüğümüz için, gelip çatan bir acizlikle ne yapacağımızı bilemiyoruz.

Duygu bize diyor ki, bak aciz kaldın, bak olmadı, bak yapan sen değilsin anla artık bunu. Ancak böyle yorumlamayıp, haa bir de öteki sebep vardı onu denemedim diyerek tekrar tekrar aynı patinajı yapma hali oluyor genelde.

Günün birinde ise hayal kurdukça yenilme, hep birşeyler isteyip ulaşamama hali tamamen hakim olursa, kendini bırakma ve ümitsizlik evresi başlıyor. Adını depresyon koymuşlar.

Burada sorunlu durum, acizlik duygusunun kendisi değil o duyguyu sorun olarak görmek. İnsan kendini hep fail görerek yaşarsa elbette acizliği sorun olarak görür. Ya da başka sebepleri fail olarak görürse onların hiç bir işe yaramadığı durumlar elbette travma oluşturur.

Aslında bu sarsılmalar iyi bir şeydir de iş anlayabilmekte. Birşeylerin fail olmadığına dair bu kadar gerçek deneyimler, kendimizi ‘Gerçek Fail‘in kollarına bırakmayı çok isteyen çok gerçek bir hal oluşturuyor bizde.

Yapan ben değilim O, diyorsun. Ben kimim ki, herşeyi yöneten O diyorsun. Ama lafla değil içle.

Benim çabalarım, sadece O’nun kurduğu düzendeki kurallara uymak anlamına geliyor diyorsun. Bir şeylere ulaşmak için harekete geçmek, sadece O’ndan istemenin bir göstergesi diyorsun. Harekete geçmenin hiç bir sonucu garantilemedeğini zaten yüzbin kere deneyimlemişsin.

Çabalarına da o kadar büyük anlam yüklemiyorsun. İşte bu dünyada böyle bir görevliyiz diye düşünüyorsun. Bizim görevimiz hep, çabaları da gayreti de arttırmak diyorsun. Sonucun bana ulaşabilmesi O’nun elinde diyorsun. Sonuç saplantısıyla yaşamıyorsun. Şu bakış açısına ulaşabilmek zaten hayatımdan çıkabilecek en büyük sonuç diyorsun.

Bu kadar rahat ve güven içinde olma duygusunu da, O’nun zaten herşeyi gayet iyi bildiği, gayet iyi yönettiğine dair içsel kanaatinden alıyorsun. O kanaatlerini geliştirecek kainat tefekkürleri yapıyorsun…

Yazının başında acizlik duygusu ilerlemeye engel mi diye sormuştuk ya.

İnsan bu duyguyu yaşarken kendini yine de fail görmek isterse engel evet, çünkü o zaman bir çakışma durumu oluyor. Kendisini etkili göremediği zaman hemen ümitsizliğe düşmeye başlıyor. Enerjisi tükeniyor.

Ama kendisinin olduran, yapan, halleden, yöneten değil sadece isteyen, gayret eden, talep eden, verilene razı olan olduğunu görürse, acizlik duygusu şevkinin kırılmasına, ümidinin bitmesine neden olmuyor. Zaten kulluğu, yani başkasına tabi olmayı öğrenmeye geldiği hayatta, tam da yaşam amacının anlamını pekiştiren bir duygu oluyor yaşadığı. Gerçekliğini ispat eden bir delil oluyor.

Enerjisinin bitmesine değil, çalışma motivasyonunun sonsuz bir kaynaktan beslenmesine neden oluyor.

Benim aciz kalmam da plandı, O’na yönelmem de plandı, sorun falan yok ki ortada diyor.

Hayatın her anı bu noktaya tam ulaşmış şekilde geçmese de, bu noktaya uzaktan yaklaştığı ve güzelliğini hissettiği anlar bile onu iyileştirmeye yetiyor.

Yani aczini bilmek, hem ilerletiyor hem iyileştiriyor.