Çocuklara sorumluluk vermekle ilgili birşeyler yazdığımda o yaştaki çocuğa o iş yaptırılır mı gibi yorumlar geliyor bazen.

Hangi yaştakine hangisi yaptırılır yaptırılmaz bir anayasası yok bu işin. Herkesin farklı fikri, değeri var.

Öğrenme sürecinde zorlanabilir ama, öğrenme sürecini bitirdikten sonra kolayca yapabildiği şeyler artık çocuğun “sorumluluğunda” olmalı diye düşünüyorum ben.

Bazı kalbi çok merhametliler (!) 8 yaşında bir çocuğun yatağını toplamasını bile çocuğa zulüm olarak değerlendirebiliyor. Bu yaşta o işi çocuğa niye yükleyecekmişsin.

Niye mi?

O yaşta yükleyemezsen 14 yaşında 17 yaşında hiç yüklenmiyor da ondan. Sonra oluyor sana koca adam.

Kalktığı yatağın örtüsünü düzeltemeyen bir koca bebek daha doğrusu. Çorabını kirli sepetine atamayan, sofraya çatal koyarsa eli yamulacak gibi korkan bir varlık. Kirli tabağını lavaboya koyarsa çarpılacakmış gibi uzak duran bir mahluk.

Hem niye “iş yüklemek” diyorsun. Bir insan kendi oluşturduğu bir dağınıklığı toplayınca, kendi yaptığı lekeyi silince mutlu olur esasen. Birşeyi düzeltmiş olmanın hazzını yaşar. Kendini şu yeryüzünde var ve işe yarar hisseder.

Arkası toplanması gereken bir “bozucu” gibi de muamele görmez.

Kültürümüzde sanki bozucu adam sahici erkektir, iş yapanı light erkektir gibi bir algı var.

Tam tersi arkası toplanması gereken, geçtiği yerlerde sürekli döküntü bırakan bir erkeğin, kendisine duyulacak saygıyı yavaş yavaş tüketen bir erkek olduğunu düşünüyorum.

Şu toplumda “kocam bana hiç yardım etmiyor çok yalnız bırakıyor” diye ağır sorumlulukların altında ezilip depresyona giren kadınların kocaları, çok iş bitirici analarının 8 yaşında yatak toplatmaya kıyamadığı işte o kuzucuklardır.

Yapabilmeli.

Benim oğlum büyüdüğünde kirlisini sepete atabilmeli. Kapıya çöp çıkarmalı. Sofraya çatal koymalı. Kalkarken silebilmeli. Banyodaki çöpü “amaan nasıl olsa bu işi yapacak var” diye düşünmeden değiştirmeli. Eline iğne iplik alıp söküğünü dikmeli.

Bunlar aşırı düşünceler mi?

Biz bin yıllardır gururla(!) taşıdığımız kahramanlık kültürü gereği erkeğin ululanmasına öyle alışkınız ki.. Erkek bu işleri yapmalıdır diye hayal edince bile, yol ortasından dinazor geçmiş etkisi yapıyor bizde.

Oysa Peygamber (ASM)’ in sünnetine baktığımızda erkeğin ululanması, habire hizmet görmesi gibi bir vakıa ve teşvikle karşılaşmıyoruz.

Söküğünü kendisi diken, elbisesindeki lekeyi çitileyiviren, hiç kimseden birşey istememeyi çok büyük bir ahlak haline getiren bir “erkek” ve “eş” olan peygamber duruşuyla başbaşayız. (Evet kocasının razı olmadığı yerlere gitmeme, evine alacağı kişiler, bazı özel durumlar vb. mühim konularda kadının kocasının sözünü üstün tutması isteniyor. Ki mantıklı. Ama kocanın “arkasını toplayan” kadın modeli çizmek değil o)

Hz. Peygamberin örnekliğini, sorumluluk almayan insanların çevreleri ve aileleriyle ciddi sorunlar yaşadıklarını, sorumluluk almayan çocukların büyüdüklerinde yetersiz yetişkin hissiyatında olduklarını düşündükçe şuna inancım daha da artıyor:

İnsanın “kendi işini kendisinin yapması” ne muazzam bir ahlak!

Hiç öyle sorumluluk alanlara acıyasım gelmiyor.

Hem sorumluluk almak emek vermek demek. Emek onurdur. Utanacak acınacak bir şey mi ki?

Şu hayatta kendi işini görecek kadar emek veremeyenlere acımak gerek.

Oğlan çocuğu, ne kadar sorumluluk alarak büyürse hayatı o kadar kolay göğüsler, kendisini güçlü hisseder, o oranda mutlu olur, karısına yardımcı olduğu için sevgi ve saygıyı kat kat görür diye düşünüyorum ben.

……………………………………

Ya kız çocuğu? Sorumluluk verilmezse onun hali daha kötü olmaz mı?

Üniversitede arkadaşlarıyla kalırken çamaşır asmayı bilmeyen bir ucube mi olsun?

Ayağının altında 1,5 yaş bebeği dolanırken, hala pantolon ütülemeyi öğrenemedim diye hayıflanan, bir yandan o pantolonu ütülemek zorunda olan bir yandan çocuğu ütüden uzak tutmak için uğraşan kalbi korkuyla dolu bir anne nasıl mutlu olabilir?

Evlenince mecbur olunca öğrenir denip geçiştiriliyor. Yaş baş belli bir seviyeye gelince sıfırdan öğrenmek öyle kolay değil.

Hem isterse prof olsun, isterse 7/24 yardımcısı olsun, eline bir tencere alıp yıkamamış kadın sayısı kaç ki bu ülkede? Senin kızın onlardan biri olacak zaar.

Hem çocuklarımızı rahat bir hayatın beklediğinden nasıl emin oluruz. Belki de deprem yaşayacaklar. Zorlukta afette, eli iş tutmayan nazlanmış ana kuzularından mı olsunlar. Daha mı çok korksunlar.

Benim cevabım hayır.

Birden sorumluluk yüklemek değil elbet, büyüdükçe yavaş yavaş öğrenen, yavaş yavaş sorumluluk alan çocuk mutlu olur. Kendine güvenli olur. Başkaları tarafından sevilen olur.

Durup duruken hadi yavrum yatağını topla şeklinde değil, genelde aile toplantılarımızda konuşup karara bağlıyoruz. Yavaş yavaş yenilerini ekliyoruz.

Bizim çocukların şu anda yapabildiklerinden aklıma gelenler bunlar:

– Oyuncaklarını toplamak.
– Kurumuş çamaşırları toplayıp sepete koymak.
– Kahvaltı malzemelerini dolaptan çıkarıp masaya koymak. Çatal kaşık koymak.
– Kapıya çöp çıkarmak.
– Yataklarını toplamak. (7 yaş oğlum kolaylıkla, 5 yaş kızım biraz yardımla yapıyor)
– Dolapların tozunu almak.
– Yemekten sonra masayı süngerle silmek. (Bunu sadece oğlum yapıyor)

Başlarda aman ben yapsam daha iyi daha çabuk olurdu duygusuna dayanıp, çocuğa öğrenme süresi verince gayet güzel geliştiriyorlar. Başlarda çok kötüyken artık yatakları düzgün topluyorlar mesela.

Çıkarılmış kıyafetleri katlayıp çekmecelere koyma aşamasında biraz takıldık şu sıra. Onu da aşarız inşallah.


4 yaştan sonra her çocuğun ev içinde yapabileceği birşeyler vardır. Yeter ki doğru anlatmasını bilip sabırla süre verelim.

Bu çocuklar 13-14 yaşını geçtiklerinde, kendimi hala onların arkasını toplayan bir anne olarak hayal etmeye hiç dayanamıyorum.

Ağaç yaşken eğilir sözünü çok aptalca çıkarımlar için kullanıldığından sevmeyiz ama bu konu için tam yerinde bir söz sanırım.

Genel