İÇ DÜNYA, Yeme İçme israf, oruç, Ramazan

Beğenmediklerimizi beğenmek


Bu Ramazan başlarken ev ahalisine bir duyuru yaptım: ‘Çok dikkatli olacağız bu Ramazanda tek bir lokma yemek, bir lokma pide dahi atmayacağız, bunu hep birlikte yapacağız tamam mı?’

Tamam dediler.

Niyetimizin gerçekleşmesi için sahurda akşamdan kalan değil bir önceki akşamdan kalan pideyi önce bitirmek, iftarda yeni yapılan yemekten önce önceki akşamdan kalan az yemeği bitirmek, yemeklerde çeşidi azaltmak gibi uygulamalara da razı olmuş oldular. Çeşit derken bildiğimiz çorba+ yemek+ pilavı kast ediyorum, onu bile azaltmak gerekti çünkü.

Elhamdülillah, tek lokma atmadık. Bu uygulama, bu Ramazan’ın bizim için çok değişik bir Ramazan olmasına neden oldu.

Nasıl oldu, sadece atmayarak bu kadar değişen ne oldu?

Bir kere Ramazan en beğenmediğimiz yiyeceği beğenir hale gelmemizi amaçlıyordu.

Nimetleri ‘en güzeller, biraz daha az güzeller, pek güzel olmayanlar, yüz buruşturulacak olanlar’ şeklinde sıralamamızın önüne geçmeyi hedefliyordu.

Ya bunu niye hedefliyordu? Çünkü biz normalde güzel bile görmediğimiz bir nimeti değerli bulacaktık, onu bile çok istiyor olacacaktık ki şükrümüz gerçek olsun. Kıymet bilişimiz lafta kalmasın.

Bazılarını beğenip bazılarını beğenmeyerek, bazılarını baş köşeye koyup bazılarını çöpe atarak ‘biz hepsinin kıymetini çok iyi biliyoruz’ demiş olabilir miydik?

Biz biraz tersten gittik gerçi. Bu kıymet biliş olacaktı da ondan sonra israf etmeme sonucu ortaya çıkacaktı.

İsraf etmeyelim diye yola çıktık, kıymeti anlama kısmını sürecin devamı olarak yaşadık. ‘Aa böyle her yiyeceğin lezzeti ortaya çıkıyormuş, bak dünden kalan yemek pekala açken dünyanın en güzel yemeği gibi gelebiliyormuş’ dedik.

Tersten gitsek de sonuçta Ramazan bizi başka şeylere niyet ettirdi mi tamam. Eğitiminden biraz nasibimizi alabildiysek tamam.

Nasibimiz Rabbimizin verdiği en küçümsediğimiz nimete ne kadar çok ihtiyacımızın olduğunu, hakikatte O’na olan ihtiyacımızın tek gerçeğimiz olduğunu biraz hissedebilmek olduysa elhamdülillah.

Yalnız bu süreçte israf etmemek için o kadar çok plan yapmak, düşünmek, gözden kaçırmamak, ayarlamak durumunda kaldım ki, ‘yahu israf etmemek bu kadar efor gerektiren bir durum olmamalıydı, demek ki biz normalde ne kadar çetin bir israf kültürü içinde yaşıyoruz’ şeklinde hayıflanmaktan kendimi alamadım.

Ne kadar farklı yemek pişiyor evde, ne kadar çok çeşit malzeme alıyor ve kullanıyoruz inanılır gibi değil. Mutfakta resmen bir şehir var. O kadar çoklar ki, elbette onlardan bazılarını atmamak için bu kadar kasmak gerekiyor.

İsraf kişisel zaaf olmaktan öte bir kültür haline gelmiş, içinde yaşıyoruz.

Sohbetlerine severek katıldığım bir ablamızın, buzdolabı boşaltma diye uygulaması var. Buzdolabına yeni bir şey almadan koymadan, son kalan yiyeceğe kadar gün gün yiyorsun. Ama dolapta ne varsa o kadarla idare ediyorsun. Sadece salça mı kaldı salça ekmek yiyorsun falan. Bomboş olana kadar. Tabi çocuklarla birlikte zor ama belki bir ara eşimle birlikte yaparız diye düşünüyorum.

Bu uygulamayı biraz yapabilenler muhteşem bir içe dönüş yaşıyorlarmış. Yemek için yapılan koşturmalar da harcanan miktarlar da çok çok fazla görünüyormuş gözlerine. Tabi bu Ramazan için değil yılın diğer zamanları için bir uygulama.

Ramazan gibi az yenen bir dönemde israf etmemeye çalışmak da benzer bir etki yaptı mutfağa bakışımda. Bu Ramazan’ın evde bıraktığı en büyük iz, sonrasında gelecek yiyecek sadeleşmesi olacak gibi görünüyor.

Hadi amacımız kulluk değil, şükür değil, içe dönüş değil sadece lezzet odaklı yaşamak bile olsa gerçekten bu kadar depoya ve kesrete gerek yok. Biz hırsımızdan dengesizce doldurmuşuz. Ki amacımız kulluksa, maneviyatsa iki kat akılsızca bir iş yapmış oluyoruz.

Şu an yazıyı bitirirken düşündüm de, sıkıcı hayatımıza manevi renk katabilmek için birşeyleri birazcık uygulamak, güzelliklerini görmenin en kestirme yolu aslında.

Önce bizim zihnimizde olay hallolsun, o mertebeye o kemale erelim ondan sonra uygulamaya geçeriz düşüncesi çok yanlış bir mit.

Yazının ortasındaki ‘tersten gittik’ fikrimi burada sanırım tashih etmiş oluyorum.

Ramazan önce olacağız sonra yaşayacağız tabusunu da kırıyor işte, zaman uygulama zamanı diyor. Birşeyleri bir şekilde uygulama zamanı.