Bulduğumuz hayat umduğumuz hayat mı?

34 yaşındayım.

10 yıl önce 34 yaşında olmak çok uzak gelirdi bana, kendimi bir türlü o yaşta hayal edemez sanki olmayacak bir şeymiş gibi görürdüm.

Bugün de 44 olmak çok garip ve tuhaf geliyor. Kendimi o yaşta hayal edemiyorum, yakıştıramıyorum.

Bir yanım ömrüm varsa bir gün mutlaka olacağını biliyor, bir yanım sanki herşey bugün olduğu gibi kalacakmış diye düşünmek istiyor.

Yıllar hiç ilerlemeyecek, bir 34 daha geçip belki bir gün 68 olunmayacak gibi.

Geçen 34 yıla bir baktığımda çok iyi yaşadım diyebiliyor muyum? Çok mutlu zamanlarım çok oldu ve hayatımda şükrü asla bitmeyecek harika şeyler var. Fakat şu da bir gerçek ki mutluluklar genelde sorumlulukların ve sıkıntıların arasında olan şeyler.

Genel hali 'memnun' biri sayılabilirim fakat insanın hayattan umduğunu bulabilmesi başka bir şey.

Peki ya 68 olunca, iyi yaşadım gerçekten bu dünyadan umduğum buydu diyebilecek miyim, diyebilecek miyiz? İmkanlar, tadına varılan bazı şeyler çok şahane olsa bile bu hayat harikaydı diyebilecek miyiz?

Bilmem, bunu diyebilen var mı acaba? Aslında yaşlanmış ve güçten düşmüş bir halde veda ediyor olmanın kendisi bile, insanı rahatsız eden, harika demesini engelleyen bir şey.

Ve geriye dönüp baktığımda şu an, geçen 34 yıl, 34 koca yıl gibi mi geliyor? Yoksa bir an gibi gözümün önünden geçiveriyor mu? Film şeridi yapmaya çalışsam en fazla bir kaç dakika.

68 olmuş olsam, uzun gelecek mi, yoksa geriye dönüp bakınca yine mi bir an gibi mi duracak? Muhtemelen.

Yaşarken bazen uzun geliyor ama bittiği gün kısaydı da bu kadar mı kısaydı dedirtecek, elimizi boş bırakacak bir dünya burası. Bilmesine biliyoruz bunu.

Fakat başarılar, itibarlar, roller uğruna atlattığımız kalp sızıları ve zorluklar bizi bir oyunun, bir kör dövüşün içine atabiliyor.

Ben bunları kolay kazanmadım diyerek hepsine daha bir güçle sarılıp bağlanıp, herşeye rağmen umduğumuzu onlarda bulmaya çalışabiliyoruz. Belki bazen bulmuş gibi yapabiliyoruz.

Sonra olması muhakkak olan şey oluyor.

Geriye dönüp baktığımızda bir an gibi gelen, bize yetmeyen, umduğumuzu veremeyen dünya biz onu bırakmadan bizi bırakıyor.

Tüm bunları neden düşündüm?

İbadet insana neden zor gelir sorusunun cevabını ararken.

İnsandaki, zaman hiç geçmeyecek, bir gün 44 olmayacağım, ölüm ise çok uzak hatta hiç gelmeyecek hissi aslında sonsuzluğa ait bir his. İnsanın sonsuzluğu istediği ve hissettiğinin kanıtı. Çünkü sonsuzlukta bir gün ölüm gelecek herşey bitecek kavramı yok.

Fakat bu his, kendimizi hiç ölmeyecek hiç yaşlanmayacak gibi rahat hissetmemizi sağlayan bu duygu, bazen bizim için bir tuzak olabiliyor.

Derinlerimizdeki o duyguyu tatmin eden şeyin, bazı haz ve eğlenceleri dünyada ölüm yokmuş, acılar yokmuş gibi yaşamak olduğunu zannedebiliyoruz.

Aslında sonsuzluk hissinin peşinden gidiyoruz. Fakat yanlış bir şekilde.

İbadetlerin insana zor gelmesi, galiba sonsuzluğun bu dünyada gerçekleşebileceği hatasına düştüğümüz zaman oluyor.

Oradan buradan insanı çağıran menhus tatlı şeylerin ya da acil işlerin yanında ibadet, sonraya bırakılabilecek sonuçsuz meşakkatli bir şey gibi görünebiliyor.

Burada hata bizde, ibadete verdiğimiz anlamda. Daha doğrusu nefis hep öyle anlam verir zaten de, kalp ve ruhumuzu işin içine katmadan bir tek nefsin gözlüğüyle baktığımızda herşeyi ters gösteriyor.

Oysa kalp ve ruh sonsuzluk istiyor, akıl da öyle. Akıl insana yüksek maksatlar hedefler gösteriyor fakat insan bakıyor ki bu dünya onlara ulaşabileceği gerçekleştirebileceği bir düzlem değil.

İbadetler zor geldiğinde kendime şu soruyu soruyorum:

Sonsuzluğu istiyor musun?

İstiyorsan sonsuzluğun Sahibiyle konuş şimdi, orayı istediğini söyle ona. Ve O'nunla aranı iyi tutmaya çalış. Bu manaları içermeyen bir ibadet yok zaten, yeter ki kuru şekil olarak bakma. Hissetmeye çalış.

Yoksa koca bir ömür olarak yaşandığı halde bir an gibi geride kalacak 'hayat'ın ufak tefek hazları sana yetmez. Seni sadece oyalar ve ebedî olanı talep etmekten uzaklaştırır. Ve herşey elimden kaçıyor bitiyor acısını da peşinen boynuna bırakır.