İnteraktif zeka soruları

Çocuklarıma dijital oyun oynatmadığım halde bazen ellerine telefon tutuşturuvermek zorunda olduğum zamanlar oluyor.

Bu durumlarda onlara sunduğum seçenekler genelde şunlar oluyor:

  • Al yavrum not alma programını aç, resim yap yazı yaz. Çiziktir işte birşeyler.
  • Aç yavrum fotoğraflara bak. Hani geçenlerde Adalar’a gitmiştik ya, orada hani şöyle bir video çekilmiştik ya izlemek ister misin?
  • Pekiii Whatsapp’tan gelen ilginç videolara bakmak ister misin?

İki hafta önce Haliç Kongre Merkezindeki sempozyumda çok sıkıldıklarında da benzer cümleleri söyleyerek telefonu ellerine verdim hatta. Onlar da alıp selfie çekmeye başladılar. Hatta abla ve ağabeyinden görüp 4,5 yaşındaki kızım bile poz duayeni olmaya başladı.

Bu durum hiç hoşuma gitmiyor, çünkü yaşları daha çok küçük. Sosyal medya hesapları olmasa da, herhangi bir platformda paylaşmıyor olsalar da onlar daha çocuk. Kendileriyle, nasıl göründükleriyle bu kadar ilgilenmek çocuklara göre değil bence. Onların nazik psikolojisi böyle imaj odaklı kaygılardan mümkün olduğu kadar uzak olmalı diye düşünüyorum..

Yani telefonu ellerine verdiğimde yapacakları ‘makul ve makbul’ bir şeyin olmayışı doldurulması gereken bir boşluk bizde.

Tam da bu sebepten olsa gerek, bir kaç gün önce haberdar olduğum MentalUp çok ilgimi çekti.

MentalUp, Yıldız Teknik Üniversitesi Akdemisyenleri, çocuk gelişimcileri ve doktorlar tarafından geliştirilmiş bir program.

Oyunlaştırılmış zeka soruları içeriyor. Çocukların becerilerini geliştirecek beyin egzersizleri içeriyor.

Dikkat ve hafıza geliştirici setlerin interaktif hali gibi bir anlamda.

Hem bilgisayardan, hem de uygulamasını indirerek telefondan oynanabiliyor.

Evin 10 ve 12 yaşındaki iki ergen adayı çocuğum MentalUp zeka soruları ile çok ilgilendi. İlk başta tüm egzersizlerin basit olduğunu zannettiler ama adım adım zorlaştığını anladılar sonra.

Programda 60’tan fazla egzersiz var her egzersizin 10-15 farklı seviyesi var.

İnteraktif zeka soruları sayesinde çocuklar, oyun oynar gibi beyin egzersizi yapıyorlar. Şu linktekilere benzer, bazen matematikle ilgili, bazen görsel çok çeşitli zeka soruları çıkıyor karşılarına:

https://www.mentalup.net/blog/zeka-sorulari

4,5 yaşındaki kızımın üyeliğinde de onun yaşına uygun şunlara benzer egzersizler çıkıyor karşısına:

Oyun çocuk için ‘öğrenme ve gelişim aktivitesi’ demek.

  • Zekasını,
  • Dikkatini,
  • Duygularını,
  • Hafızasını,
  • Sosyal becerilerini oyunla geliştirir çocuk.

Fakat eskisi gibi sokak oyunları oynayan çocuklar tarih oluyor.  Hele ki dördüncü sanayi devrimi denen şeyle herşey dijitale dönüştü. Artık kodların, çiplerin, tuşların, uygulamaların dünyasında yaşıyoruz.

Gerçeklik algılarını bozabilen savaş ve yarış oyunlarından çocukları uzak tutmaya çalışmak gibi zorlu bir ebeveynlik uğraşımız da var böyle bir dünyada.

İnteraktif oyunların zeka soruları ve beyin egzersizleri içeren halleri, çocuklar kadar biz ebeveynlerin de imdadına yetişen çalışmalar..

Oyunların yukarıda saydığım gelişime katkı sağlama fonksiyonunu bir anlamda yerine getiriyor.

Daha da çeşitli, daha da ilginç hallerini sunan yeni sürümler, güncellemeler de görürüz umarım.

* Bu yazının kaleme alınmasında katkılarından dolayı MentalUp’a teşekkürler.

Continue Reading

Eziklik Psikolojisi

Ergenler ve gençler arasındaki eziklik algısı çok endişe verici.

İnsan ahlaksızlık yapmışsa ezik hissetmesi lazım. Hırsızlık, dolandırıcılık falan. Birileriyle alay etme, küçük görme.. Ya da sorumluluğu yerine getirememe.. Bunları yaptığında utanması ve ezik hissetmesi lazım. İlla ezik hissetsin demiyoruz ama hissedecekse o zaman hissetmeli yani.

Bu sabah okulun beden dersi eşofmanını henüz almadığımız için sızlanan kızıma söylenirken zamanımızda ezikliğin hiç böyle yaşanmadığını düşündüm.

‘Kızım geçen seneden kalan ilkokul eşpfmanınla git, üstüne de bir beyaz tişört geçiriver’ diyorum. ‘Olmaz anne illa okul eşofmanı olacak, herkesin okul eşofmanı var’ diyor.

Yoğunluklardan bir türlü okul eşofmanı almaya sıra gelmemişti.  Yoğunlukların verdiği yorgunluktan bir türlü içimden de gelmemişti. Bazen de unutmuştum. Ayrıca bu ay çok masraf oldu bu da bir sonraki aya kalsın diye biraz da bilinçaltımda erteleyivermekteymişim o an fark ediyorum.

Hayır dedim, hasta gibiyim sabah sabah kırtasiyeye gidip okul eşofmanı alamam. Bugün de böyle git.

Azıcık da nutuk çektim:

Bak şunu unutma hayatın boyunca. Kişilikli bir insan herhangi bir eşyası eski ya da kötü olduğu için ezik hissetmez. Telefonunun modeli düşük olduğu için ezik hissetmez. O arabaya değil bu arabaya bindiği için ezik hissetmez. Bu gibi sebeplerden ezik hisseden, kendi içinde eziktir. Ne yaparsa yapsın ezikliğini gideremez biliyor musun? Diğer insanlarla aynı şeylere sahip olmadığı sürece kendini bir hiç gibi hisseder.

Sen utanılacak bir suç mu işledin ki ezik hissediyorsun? Hırsızlık arsızlık mı yaptın, saygısızlık mı yaptın da ezik hissediyorsun? Böyle bir şey yapmadıysan hiç ezik hissetmene gerek yok.’

Birşey demedi. Belki o an kabul etmek istemedi. Ama istiyorum ki bu laflar yer etsin belleğinde.

Sonra abisi hasta olduğu için okula gidemediğinden, abisinin okul eşofmanını giydi gitti.

Çocuğun arkasından düşündüm. Bu çocuğa insan arsızlıktan hırsızlıktan saygısızlıktan utanır dedim ama toplumda bunun bir karşılığı var mıydı?

Artık gençler büyüklere gayet rahat saygısızlık yapıyor ama hiç utanmıyordu. Ama telefonlarının modeli eksik olunca çok utanıyorlardı.

Yetişkinler mesela biz kadınlar ayakkabılar, kombinler, şunlar bunlar eksik olunca ezik hissedebiliyorduk. Peki ya kavga dedikodu birbirine/eşine saygısızlık falan bunlardan dolayı ezik hissediyor muyduk? Utanıyor muyduk?

Ya da en azından telefonu tableti herkesinki gibi olmazsa çocuğumuza ezik hissetmene hiç gerek yok yavrum diyebiliyor muyduk? Bunun lafını dahi edebiliyor muyduk?

Yoksa çoğu zaman çocuk kendini ezik hissetmesin diye hemen alıveriyor muyduk?

O zaman biz de ezikliğin/eksikliğin/utanmanın tanımını yanlış yapmıyor muyduk? Saygısızlıktan sorumsuzluktan değil de mal mülk eksikliğinden utanılır şeklinde kodlamıyor muyduk?

???

O zaman bu toplumda, kimden kime bir hayır gelmesini umuyorduk?

???

Continue Reading

Bugün

‘Çocukla yeteri kadar ilgilenebilecek miyim?’ gibi cümlelerle bir sürü kaygısını sıraladı arkadaşım. İkinci çocuğu düşünmek için cesaret bulamıyordu kendinde. Bu gibi sorulara evet cevabı veremediği için.

Hemen herkesin endişesiydi bu. Yedirmek içirmek bir derece kolaydı çocuğu. Fakat ya ‘ilgilenmek’. Öyle çok şeyi içine alan bir kelimeydi ki bu..

Konu dönüp dolaşıp ‘insan bir sonrakini neden doğurur’a gelmişti. Birkaç arkadaş on dakikalığına birşeyler atıştırırken…

Kaygılı arkadaşa dedim ki:

Sanıyorum buradaki hiç kimse ‘Evet ben artık ikinci ya da üçüncü çocukla layığıyla ilgileneceğime eminim’ diyerek bir tane daha çocuk doğurmaya karar VERMEMİŞTİR.

Çocuk istemek, içgüdüsel birşeydir. Doğurmak istersin, içinden gelir.  Bir tane daha olmasını istediğini hissedersin.

Yoğun duygular yaşamasan bile, büyüdüğünde bize yaran olur, sonuncunun oyun arkadaşı olur, hem evimiz kalabalık şen şakrak olur gibi faydaları düşünürsün belki. Bu kadar basittir.’

‘Doğru’ dedi herkes. Devam ettim:

Ama zaman zaman hepimiz çok korkuyoruz elbette.. Özellikle zorluk yaşadığımızda.. Çocukla ilgilenmekte eksik kalışımızın içimizi hırpaladığı anlarda. Acizliğimizin dipsizliğini idrak ettiğimiz anlarda.. Kendimize çok yükleniyoruz. Bu çocukla daha şimdi böyle başa çıkamıyorum, ya ileride ya bir kaç yıl sonra ne yapacağım, bunca yıl nasıl ilgileneceğim diye bir endişe bir keder sarıyor..’

Yine herkesten bir onay.

‘İnsanı anlayan adam’ın sabrı geçmişe ve geleceğe dağıtma hastalığına dair harika bir ilacı var ya. Aslında insanın namaza dair sabır kuvvetini dağıttığı için, bugüne yetecek sabrının kalmadığını anlatıyor ya hani.

Hah işte bu çocukla ilgilenme mevzusunda da aynı tuzağa düşüyoruz galiba.

Geçmişte bize ağır gelen ilgilenme yüklerine dönüp dönüp bakarak sabrımızı geçmişe dağıtıp üzülürsek…

Gelecekte daha yıllarca ilgilenecek olma sorumluluğuna kafamızı ileriye uzatıp ikide bir bakarak, sabrımızın geri kalan kısmını da geleceğe dağıtıp endişelenirsek…

Bugün nasıl ayakta kalacağız? Hangi sabırla?

Halbuki geçmiş günlerin sıkıntısı gitmiş artık. Yapabildiklerimizin güzel sonuçları kalmış. Zahmetlerin sevabı kalmış. Yapamadıklarımızdan çıkardığımız dersler ve hatalarımızdan pişmanlığımız gibi verimler almışız. Bunlar bugüne dair umut verici kazanımlar.

Gelecek günlerin sıkıntısı ise daha gelmemiş. İki gün sonrasını görmenin garantisinin olmadığı şu hayatta iki sene üç sene sonrayı bugüne gelmiş gibi takıntılı şekilde düşünmek saçmalık.

Böyle korkular yaşadığında şöyle demeli insan kendine:

‘Bırak üç ay beş ay öncesini, dört sene beş sene sonrasını. Geçmişi ve geleceği de yüklenmeyi bırak.

Bugün 3 Ağustos 2017 mi? Evet. Ben bugün şu anda çocuğumun kalbiyle, ruhuyla, vicdanıyla, ahlakıyla ilgilenmek için ne yapabilirim? Ona nasıl daha halim selim nasıl daha anlayışlı olabilir, aynı zamanda onu her tür zarardan korumak için nasıl daha farkında ve kararlı olabilirim?

Yarın değil bir sene sonra değil bugün. Hemen.

Bazı kazanımları elde etmesi için onunla nasıl iletişim kurabilir, birlikte neler yapabilirim?

Bugün. Şimdi. Şu anda.’

Umutlu baktı herkes.

Arkadaşımın sorusuyla zihnime düşen cevap hem bana hem oradakilere iyi gelmişti.

Sabrı geçmişe ve geleceğe dağıtmamak, bugüne odaklanabilecek güç veriyordu.

Üstelik geçmiş ve gelecekle alakasını kesemeyen yanımıza da iyi geliyordu.

Çünkü bugün, dünün geleceğiydi. Yarının geçmişi olacaktı.

Bugünle dikkatle ilgilendiğimizde aslında geçmişle ve gelecekle de hiç olmadığı kadar ilgilenmiş oluyorduk.

Continue Reading

3. Tuvalet eğitimi hikayemiz

Bir tuvalet eğitimi dönemini daha geride bıraktık çok şükür. Aslında gece kısmını halledemedik. Ve gündüzleri de altına kaçırmaları oluyor doğal olarak. Fakat halıların ortada olmadığı, evin içinde çiş göletlerinin olduğu dönem sadece 5 gün sürdü. İlk çocukta bu dönemi 10, ikincide 30 gün yaşamış biri olarak bu rakama bayıldım.

Benim hissiyatım bu sefer öncekilerden farklıydı. Fazla gözümde büyütmüyordum. Neticede ne kadar zor olsa da geçip giden bir dönem olduğunu iki kez tecrübe etmiştim. Çocukların büyüyünce çıkan dertleri yanında tuvalet eğitimi de neydi yani. Bu fikir biraz rahatlık katıyordu bana.

Fakat madalyonun öteki tarafı da vardı. Fiziksel yorgunluğun, çiş kokularının, günde bilmemkaç kere makinaya çamaşır atmanın çok stresli bir süreç olduğunu biliyordum. Korkuyordum.

Ve kendime hiç güvenmiyordum. Zaten şu annelik konularında kendime güvenmeyi hiç sevmiyorum artık. Ne zaman tamam ben bu işin üstesinden gelirim desem, aciz kaldığım bir durum ortaya çıkıyor.

Neticede insanız, zayıfız. Bizim kontrolümüz dışında gelişen insan davranışları ve duygularla dolu dünya. Ben en iyi bildiğim yöntemleri uygularım ama hiç ummadığım manzaralarla karşılaşabilirim. Dahası insan kendi ruh halini kontrol etmekten, kendine hükmetmekten de aciz. Neticede insanın kendine güvenmesi altında ezilinecek büyük bir yük.

Ama modern dünya kendine güveni çok iyi bir şey olarak lanse ediyor değil mi. Aslında onlar insanın güven veren görüntüsünü böyle adlandırıyorlar bence.

Mesela ben, tuvalet eğitimine başlarken ‘kendime güvenmiyorum Allah’a sığınıyorum’ diye niyet ettiğimde çok güven veren, itminan içinde rahat bir görüntüm oldu sanırım. Zeynep’ yansıdı. Oysa o kendime güven değildi.

Herneyse. Bu bahse başka bir yazıda uzunca gireriz.

Birşeyleri yoluna koyma ve başarma yükünü kendi üzerimden atınca, fiziksel olarak yorsa da manevî olarak fazla yormadı beni tuvalet eğitimi. Fakat daha bu dönemi bitiremeden Zeynep’in ağzında çıkan yaralar ve kanamalar beklemediğim bir imtihandı. Bir hafta doğru dürüst yiyemedi, ağrı çekti, bir arkadaşın verdiği dut şurubunu kullandık derken şifa buldu çok şükür. O hasta döneminde yine oldukça iyi bir tuvalet performansı gösterdi elhamdülillah.

En çok aldığım mesajlardan biri sizin tuvalet eğitimi deneyimleriniz bana çok yol gösterdi şeklinde oluyor. Bir yenisini daha ekleyelim o zaman:

1.gün: Babası lazımlıkta oturan Zeynep e kitap okuyor.

Anne çiş deaadi deyip oturmuş, sonra da korkuyorum demişti. Sarılıp oturmuştum. Babası ona kitap okuyunca rahatlamış ilk defa lazımlığa yapmıştı.

Gün içinde defalarca yerlere, iki defa lazımlığa yaptı. Ben de genel olarak sakindim. Örnek bir anneydim 🙂

2.gün: Çok da bir değişiklik olmadı. Evde iyice stres olmayalım diy parka çıktık.

Bırakmayı değil ama tutmayı öğrendiğini fark ettim bir de. Artık sık sık yapmıyor tutabiliyordu. Bir de biz başında beklemeden kendisi gitti oturdu bir defa ve yaptı çişini. Onun dışında hep ortalığa yaptı yine. Bir tanesinde ben çok bunaldım. Anne üzülme dedi bana. Sanki o anne ben çocukmuşum gibi teselli etti. Bütün moral yerine geldi tabi.

3. gün: Bugün lazımlığa yapmaları çok arttı. Sadece bir iki defa evin içine yaptı. Bu iş oluyor mu acaba diye düşünmeye korkuyorum. Çünkü önceki kızımda böyle bir olumluluk yaşamış, bu iş oldu diye havaya girmeye başlamıştım. Ve beklentimden dolayı çocuğa sonraki kaçırışlarında çok yüklenmiştim. Ve bir aya uzamıştı olay.

Hiç beklentiye girme. Sakin. Mevle görelim neyler, neylerse güzel eyler. Pencerelerden seyret, içlerine girme.

4.gün: Sanırım hiç ortalığa yapmadı. Geldiği zaman haber veriyor, anne kaka yaptım diyor. Çişe de kakaya da kaka diyor. Ve geldi demiyor da yaptım diyor. Ama haber veriyor.

5. gün: Havaların da soğumasını göz önüne alarak temizlik yaptım ve halıları serdim bugün. Artık altına kaçırsa da çok nadir olacağına kanaatim gelmişti çünkü. Evin içinde her odasında duran, bir oraya bir buraya giden lazımlığı da banyoya koydum.

(Konuyla ilgili sorularınız için tuvalet eğitimi kategorisindeki yazılara göz atabilirsiniz.)

…………………………………………………………….

Gelelim problemlere:

–   Zeynep çok karışık cümleler kurabilen bir çocuk. Anne şu oyuncağı bana verir misin? diyebiliyor mesela. Ama anne kaka geldi diye haber vermesk kafasını karıştırıyor. Geldi ve yaptım, oldu bitti anlamında kullanmaya başladı. Altına bırakıveriyor bazen. Yapmadan önce söylenen bir cümle olarak anlamıyor. Anne kaka yapacağım demeyi öğretmem gerekiyor sanırım.

Gece kalkıp söylemeye pek alışmadı. Ben bezi bir çıkarıp pir çıkaranlardanım biliyorsunuz. Bu sürece girince ne gece ne gündüz kesinlikle bez takmayanlardanım. Zaten çok karışık bir dönem. Benim kafam karışıyor, çocuğun kafası sürekli karışıyor. Bir de bez takıp ne oluyor beze yapıyor muyuz yapmıyor muyuz karmaşası yaşatmak istemiyorum çocuğa.

Kuru kalktığı sabahlar oluyor. Gece 2-3 defa kaldırabilirsem kaldırıyorum. Ama ıslak kalktıkları şu an çok daha fazla. Bunun normal olduğunu biliyorum. Gecenin düzene girmesi bir kaç ay alıyor. Benim dikkat etmem gereken şey gündüz uykuları. Çünkü gündüz uyumadığı günlerin gecelerinde uykusu dehşet ağır oluyor. Ve çişe kaldırmamı istemiyor. Ağlıyor bağırıyor, lazımlığa oturtmayı başarsam bile yapmıcaam diyor. Bir an önce uykuya dönmek istiyor.

Ayrıca gece rahatça yerinden kalkabileceği bir yatakta yatması gerekiyor sanırım. Beşiğin içinden kendi çıkamıyor. Ben anneme seslenicem de, annem beni duyacak da, beni alacak da, çişe götürecek de, oho uzun iş diye düşünerek altına çok bırakıyor olabilir. Önceki çocuklarda hatırlıyorum bazalı yatakta yatıyorlardı bu dönemde. Hemen inip söylüyorlardı. Hatta Zührenurla ayrı odada yatıyorduk, o evin bir köşesinde ben bir köşesindeki odadaydık. Yine de gelip söylüyordu.

– Bir de lazımlığa çok adapte olması iyi olmadı. Her gittiğim yere lazımlık taşıdım. Önceki çocuklar gibi lazımlığa gıcık olup ısrarla klozet istemedi. Dün eskiden kalan çocuk aparatlı klozet kapağını bulup taktım. Oturuyor reddetmiyor ama gece yine lazımlığa yapıyoruz.

İşte böyle. Az zamanda epey yol kat ettik. Ama daha da epey yolumuz var. Herşeyden önce gece çıkan çişli çamaşırların bir an önce azalması duasındayım.

Continue Reading
1 2 3 6