İnteraktif zeka soruları

Çocuklarıma dijital oyun oynatmadığım halde bazen ellerine telefon tutuşturuvermek zorunda olduğum zamanlar oluyor.

Bu durumlarda onlara sunduğum seçenekler genelde şunlar oluyor:

  • Al yavrum not alma programını aç, resim yap yazı yaz. Çiziktir işte birşeyler.
  • Aç yavrum fotoğraflara bak. Hani geçenlerde Adalar’a gitmiştik ya, orada hani şöyle bir video çekilmiştik ya izlemek ister misin?
  • Pekiii Whatsapp’tan gelen ilginç videolara bakmak ister misin?

İki hafta önce Haliç Kongre Merkezindeki sempozyumda çok sıkıldıklarında da benzer cümleleri söyleyerek telefonu ellerine verdim hatta. Onlar da alıp selfie çekmeye başladılar. Hatta abla ve ağabeyinden görüp 4,5 yaşındaki kızım bile poz duayeni olmaya başladı.

Bu durum hiç hoşuma gitmiyor, çünkü yaşları daha çok küçük. Sosyal medya hesapları olmasa da, herhangi bir platformda paylaşmıyor olsalar da onlar daha çocuk. Kendileriyle, nasıl göründükleriyle bu kadar ilgilenmek çocuklara göre değil bence. Onların nazik psikolojisi böyle imaj odaklı kaygılardan mümkün olduğu kadar uzak olmalı diye düşünüyorum..

Yani telefonu ellerine verdiğimde yapacakları ‘makul ve makbul’ bir şeyin olmayışı doldurulması gereken bir boşluk bizde.

Tam da bu sebepten olsa gerek, bir kaç gün önce haberdar olduğum MentalUp çok ilgimi çekti.

MentalUp, Yıldız Teknik Üniversitesi Akdemisyenleri, çocuk gelişimcileri ve doktorlar tarafından geliştirilmiş bir program.

Oyunlaştırılmış zeka soruları içeriyor. Çocukların becerilerini geliştirecek beyin egzersizleri içeriyor.

Dikkat ve hafıza geliştirici setlerin interaktif hali gibi bir anlamda.

Hem bilgisayardan, hem de uygulamasını indirerek telefondan oynanabiliyor.

Evin 10 ve 12 yaşındaki iki ergen adayı çocuğum MentalUp zeka soruları ile çok ilgilendi. İlk başta tüm egzersizlerin basit olduğunu zannettiler ama adım adım zorlaştığını anladılar sonra.

Programda 60’tan fazla egzersiz var her egzersizin 10-15 farklı seviyesi var.

İnteraktif zeka soruları sayesinde çocuklar, oyun oynar gibi beyin egzersizi yapıyorlar. Şu linktekilere benzer, bazen matematikle ilgili, bazen görsel çok çeşitli zeka soruları çıkıyor karşılarına:

https://www.mentalup.net/blog/zeka-sorulari

4,5 yaşındaki kızımın üyeliğinde de onun yaşına uygun şunlara benzer egzersizler çıkıyor karşısına:

Oyun çocuk için ‘öğrenme ve gelişim aktivitesi’ demek.

  • Zekasını,
  • Dikkatini,
  • Duygularını,
  • Hafızasını,
  • Sosyal becerilerini oyunla geliştirir çocuk.

Fakat eskisi gibi sokak oyunları oynayan çocuklar tarih oluyor.  Hele ki dördüncü sanayi devrimi denen şeyle herşey dijitale dönüştü. Artık kodların, çiplerin, tuşların, uygulamaların dünyasında yaşıyoruz.

Gerçeklik algılarını bozabilen savaş ve yarış oyunlarından çocukları uzak tutmaya çalışmak gibi zorlu bir ebeveynlik uğraşımız da var böyle bir dünyada.

İnteraktif oyunların zeka soruları ve beyin egzersizleri içeren halleri, çocuklar kadar biz ebeveynlerin de imdadına yetişen çalışmalar..

Oyunların yukarıda saydığım gelişime katkı sağlama fonksiyonunu bir anlamda yerine getiriyor.

Daha da çeşitli, daha da ilginç hallerini sunan yeni sürümler, güncellemeler de görürüz umarım.

* Bu yazının kaleme alınmasında katkılarından dolayı MentalUp’a teşekkürler.

Continue Reading

Bugün

‘Çocukla yeteri kadar ilgilenebilecek miyim?’ gibi cümlelerle bir sürü kaygısını sıraladı arkadaşım. İkinci çocuğu düşünmek için cesaret bulamıyordu kendinde. Bu gibi sorulara evet cevabı veremediği için.

Hemen herkesin endişesiydi bu. Yedirmek içirmek bir derece kolaydı çocuğu. Fakat ya ‘ilgilenmek’. Öyle çok şeyi içine alan bir kelimeydi ki bu..

Konu dönüp dolaşıp ‘insan bir sonrakini neden doğurur’a gelmişti. Birkaç arkadaş on dakikalığına birşeyler atıştırırken…

Kaygılı arkadaşa dedim ki:

Sanıyorum buradaki hiç kimse ‘Evet ben artık ikinci ya da üçüncü çocukla layığıyla ilgileneceğime eminim’ diyerek bir tane daha çocuk doğurmaya karar VERMEMİŞTİR.

Çocuk istemek, içgüdüsel birşeydir. Doğurmak istersin, içinden gelir.  Bir tane daha olmasını istediğini hissedersin.

Yoğun duygular yaşamasan bile, büyüdüğünde bize yaran olur, sonuncunun oyun arkadaşı olur, hem evimiz kalabalık şen şakrak olur gibi faydaları düşünürsün belki. Bu kadar basittir.’

‘Doğru’ dedi herkes. Devam ettim:

Ama zaman zaman hepimiz çok korkuyoruz elbette.. Özellikle zorluk yaşadığımızda.. Çocukla ilgilenmekte eksik kalışımızın içimizi hırpaladığı anlarda. Acizliğimizin dipsizliğini idrak ettiğimiz anlarda.. Kendimize çok yükleniyoruz. Bu çocukla daha şimdi böyle başa çıkamıyorum, ya ileride ya bir kaç yıl sonra ne yapacağım, bunca yıl nasıl ilgileneceğim diye bir endişe bir keder sarıyor..’

Yine herkesten bir onay.

‘İnsanı anlayan adam’ın sabrı geçmişe ve geleceğe dağıtma hastalığına dair harika bir ilacı var ya. Aslında insanın namaza dair sabır kuvvetini dağıttığı için, bugüne yetecek sabrının kalmadığını anlatıyor ya hani.

Hah işte bu çocukla ilgilenme mevzusunda da aynı tuzağa düşüyoruz galiba.

Geçmişte bize ağır gelen ilgilenme yüklerine dönüp dönüp bakarak sabrımızı geçmişe dağıtıp üzülürsek…

Gelecekte daha yıllarca ilgilenecek olma sorumluluğuna kafamızı ileriye uzatıp ikide bir bakarak, sabrımızın geri kalan kısmını da geleceğe dağıtıp endişelenirsek…

Bugün nasıl ayakta kalacağız? Hangi sabırla?

Halbuki geçmiş günlerin sıkıntısı gitmiş artık. Yapabildiklerimizin güzel sonuçları kalmış. Zahmetlerin sevabı kalmış. Yapamadıklarımızdan çıkardığımız dersler ve hatalarımızdan pişmanlığımız gibi verimler almışız. Bunlar bugüne dair umut verici kazanımlar.

Gelecek günlerin sıkıntısı ise daha gelmemiş. İki gün sonrasını görmenin garantisinin olmadığı şu hayatta iki sene üç sene sonrayı bugüne gelmiş gibi takıntılı şekilde düşünmek saçmalık.

Böyle korkular yaşadığında şöyle demeli insan kendine:

‘Bırak üç ay beş ay öncesini, dört sene beş sene sonrasını. Geçmişi ve geleceği de yüklenmeyi bırak.

Bugün 3 Ağustos 2017 mi? Evet. Ben bugün şu anda çocuğumun kalbiyle, ruhuyla, vicdanıyla, ahlakıyla ilgilenmek için ne yapabilirim? Ona nasıl daha halim selim nasıl daha anlayışlı olabilir, aynı zamanda onu her tür zarardan korumak için nasıl daha farkında ve kararlı olabilirim?

Yarın değil bir sene sonra değil bugün. Hemen.

Bazı kazanımları elde etmesi için onunla nasıl iletişim kurabilir, birlikte neler yapabilirim?

Bugün. Şimdi. Şu anda.’

Umutlu baktı herkes.

Arkadaşımın sorusuyla zihnime düşen cevap hem bana hem oradakilere iyi gelmişti.

Sabrı geçmişe ve geleceğe dağıtmamak, bugüne odaklanabilecek güç veriyordu.

Üstelik geçmiş ve gelecekle alakasını kesemeyen yanımıza da iyi geliyordu.

Çünkü bugün, dünün geleceğiydi. Yarının geçmişi olacaktı.

Bugünle dikkatle ilgilendiğimizde aslında geçmişle ve gelecekle de hiç olmadığı kadar ilgilenmiş oluyorduk.

Continue Reading

3. Tuvalet eğitimi hikayemiz

Bir tuvalet eğitimi dönemini daha geride bıraktık çok şükür. Aslında gece kısmını halledemedik. Ve gündüzleri de altına kaçırmaları oluyor doğal olarak. Fakat halıların ortada olmadığı, evin içinde çiş göletlerinin olduğu dönem sadece 5 gün sürdü. İlk çocukta bu dönemi 10, ikincide 30 gün yaşamış biri olarak bu rakama bayıldım.

Benim hissiyatım bu sefer öncekilerden farklıydı. Fazla gözümde büyütmüyordum. Neticede ne kadar zor olsa da geçip giden bir dönem olduğunu iki kez tecrübe etmiştim. Çocukların büyüyünce çıkan dertleri yanında tuvalet eğitimi de neydi yani. Bu fikir biraz rahatlık katıyordu bana.

Fakat madalyonun öteki tarafı da vardı. Fiziksel yorgunluğun, çiş kokularının, günde bilmemkaç kere makinaya çamaşır atmanın çok stresli bir süreç olduğunu biliyordum. Korkuyordum.

Ve kendime hiç güvenmiyordum. Zaten şu annelik konularında kendime güvenmeyi hiç sevmiyorum artık. Ne zaman tamam ben bu işin üstesinden gelirim desem, aciz kaldığım bir durum ortaya çıkıyor.

Neticede insanız, zayıfız. Bizim kontrolümüz dışında gelişen insan davranışları ve duygularla dolu dünya. Ben en iyi bildiğim yöntemleri uygularım ama hiç ummadığım manzaralarla karşılaşabilirim. Dahası insan kendi ruh halini kontrol etmekten, kendine hükmetmekten de aciz. Neticede insanın kendine güvenmesi altında ezilinecek büyük bir yük.

Ama modern dünya kendine güveni çok iyi bir şey olarak lanse ediyor değil mi. Aslında onlar insanın güven veren görüntüsünü böyle adlandırıyorlar bence.

Mesela ben, tuvalet eğitimine başlarken ‘kendime güvenmiyorum Allah’a sığınıyorum’ diye niyet ettiğimde çok güven veren, itminan içinde rahat bir görüntüm oldu sanırım. Zeynep’ yansıdı. Oysa o kendime güven değildi.

Herneyse. Bu bahse başka bir yazıda uzunca gireriz.

Birşeyleri yoluna koyma ve başarma yükünü kendi üzerimden atınca, fiziksel olarak yorsa da manevî olarak fazla yormadı beni tuvalet eğitimi. Fakat daha bu dönemi bitiremeden Zeynep’in ağzında çıkan yaralar ve kanamalar beklemediğim bir imtihandı. Bir hafta doğru dürüst yiyemedi, ağrı çekti, bir arkadaşın verdiği dut şurubunu kullandık derken şifa buldu çok şükür. O hasta döneminde yine oldukça iyi bir tuvalet performansı gösterdi elhamdülillah.

En çok aldığım mesajlardan biri sizin tuvalet eğitimi deneyimleriniz bana çok yol gösterdi şeklinde oluyor. Bir yenisini daha ekleyelim o zaman:

1.gün: Babası lazımlıkta oturan Zeynep e kitap okuyor.

Anne çiş deaadi deyip oturmuş, sonra da korkuyorum demişti. Sarılıp oturmuştum. Babası ona kitap okuyunca rahatlamış ilk defa lazımlığa yapmıştı.

Gün içinde defalarca yerlere, iki defa lazımlığa yaptı. Ben de genel olarak sakindim. Örnek bir anneydim 🙂

2.gün: Çok da bir değişiklik olmadı. Evde iyice stres olmayalım diy parka çıktık.

Bırakmayı değil ama tutmayı öğrendiğini fark ettim bir de. Artık sık sık yapmıyor tutabiliyordu. Bir de biz başında beklemeden kendisi gitti oturdu bir defa ve yaptı çişini. Onun dışında hep ortalığa yaptı yine. Bir tanesinde ben çok bunaldım. Anne üzülme dedi bana. Sanki o anne ben çocukmuşum gibi teselli etti. Bütün moral yerine geldi tabi.

3. gün: Bugün lazımlığa yapmaları çok arttı. Sadece bir iki defa evin içine yaptı. Bu iş oluyor mu acaba diye düşünmeye korkuyorum. Çünkü önceki kızımda böyle bir olumluluk yaşamış, bu iş oldu diye havaya girmeye başlamıştım. Ve beklentimden dolayı çocuğa sonraki kaçırışlarında çok yüklenmiştim. Ve bir aya uzamıştı olay.

Hiç beklentiye girme. Sakin. Mevle görelim neyler, neylerse güzel eyler. Pencerelerden seyret, içlerine girme.

4.gün: Sanırım hiç ortalığa yapmadı. Geldiği zaman haber veriyor, anne kaka yaptım diyor. Çişe de kakaya da kaka diyor. Ve geldi demiyor da yaptım diyor. Ama haber veriyor.

5. gün: Havaların da soğumasını göz önüne alarak temizlik yaptım ve halıları serdim bugün. Artık altına kaçırsa da çok nadir olacağına kanaatim gelmişti çünkü. Evin içinde her odasında duran, bir oraya bir buraya giden lazımlığı da banyoya koydum.

(Konuyla ilgili sorularınız için tuvalet eğitimi kategorisindeki yazılara göz atabilirsiniz.)

…………………………………………………………….

Gelelim problemlere:

–   Zeynep çok karışık cümleler kurabilen bir çocuk. Anne şu oyuncağı bana verir misin? diyebiliyor mesela. Ama anne kaka geldi diye haber vermesk kafasını karıştırıyor. Geldi ve yaptım, oldu bitti anlamında kullanmaya başladı. Altına bırakıveriyor bazen. Yapmadan önce söylenen bir cümle olarak anlamıyor. Anne kaka yapacağım demeyi öğretmem gerekiyor sanırım.

Gece kalkıp söylemeye pek alışmadı. Ben bezi bir çıkarıp pir çıkaranlardanım biliyorsunuz. Bu sürece girince ne gece ne gündüz kesinlikle bez takmayanlardanım. Zaten çok karışık bir dönem. Benim kafam karışıyor, çocuğun kafası sürekli karışıyor. Bir de bez takıp ne oluyor beze yapıyor muyuz yapmıyor muyuz karmaşası yaşatmak istemiyorum çocuğa.

Kuru kalktığı sabahlar oluyor. Gece 2-3 defa kaldırabilirsem kaldırıyorum. Ama ıslak kalktıkları şu an çok daha fazla. Bunun normal olduğunu biliyorum. Gecenin düzene girmesi bir kaç ay alıyor. Benim dikkat etmem gereken şey gündüz uykuları. Çünkü gündüz uyumadığı günlerin gecelerinde uykusu dehşet ağır oluyor. Ve çişe kaldırmamı istemiyor. Ağlıyor bağırıyor, lazımlığa oturtmayı başarsam bile yapmıcaam diyor. Bir an önce uykuya dönmek istiyor.

Ayrıca gece rahatça yerinden kalkabileceği bir yatakta yatması gerekiyor sanırım. Beşiğin içinden kendi çıkamıyor. Ben anneme seslenicem de, annem beni duyacak da, beni alacak da, çişe götürecek de, oho uzun iş diye düşünerek altına çok bırakıyor olabilir. Önceki çocuklarda hatırlıyorum bazalı yatakta yatıyorlardı bu dönemde. Hemen inip söylüyorlardı. Hatta Zührenurla ayrı odada yatıyorduk, o evin bir köşesinde ben bir köşesindeki odadaydık. Yine de gelip söylüyordu.

– Bir de lazımlığa çok adapte olması iyi olmadı. Her gittiğim yere lazımlık taşıdım. Önceki çocuklar gibi lazımlığa gıcık olup ısrarla klozet istemedi. Dün eskiden kalan çocuk aparatlı klozet kapağını bulup taktım. Oturuyor reddetmiyor ama gece yine lazımlığa yapıyoruz.

İşte böyle. Az zamanda epey yol kat ettik. Ama daha da epey yolumuz var. Herşeyden önce gece çıkan çişli çamaşırların bir an önce azalması duasındayım.

Continue Reading

Kalabalıkta hayat varmış

Bir kaç ay önce bir arkadaşımdan ilginç bir davet aldım.

Kabul edersem hayatımda ilk defa eşimden beş gün ayrı, çocuklarım yanımda, evimden uzakta ve çocuklu başka annelerle birlikte, İzmit’te bir dağ evinde kalmak gibi değişik bir deneyim yaşayacaktım.

Planlaması, oluru olmazı, telefon görüşmeleri derken sonunda iki hafta kadar önce arkadaşıma iki çocukla katılacağımı söyledim.

Okullu çocuklar düşünülerek dersin yapılmadığı karne haftası gitmek düşünülmüştü. Seçim günü oylar kullanılıp akşam üstü yola çıkılacaktı.

Çok korkuyordum. Tamam dediğim halde arayıp iptal mi etseydim acaba.

Ya güzel geçmezse, ya çocuklar değişik iklimde değişik düzende hasta olursa, gittiğime pişman olursam gibi ihtimallerle boğuşuyordum. Eşimin defalarca gittiği bir mekan olduğundan serin bir yer olduğunu biliyordum. (Nitekim geceleri elektrik sobasını açmak durumunda kaldım odamda)

Bir yandan da kaçırmak istemiyordum. Gitmezsem bir haftayı evde pişmanlık içinde geçirirken hayal ediyordum kendimi.

En sonunda, tüh tüh demektense ne yaşacanakmış gidip görmeyi tercih ettim.. Taze zencefilimi, balımı, zeytinyağımı, bilumum meyvelerimi hatta burun tıkanıklığı yaşasarsak diye enfiyemi bile yanıma aldım.

7 Haziran günü bir minibüs insan ve insan yavrusu doluşmuş şekilde yol alırken, gittiğimize hala inanamıyordum. Akşam tüm Türkiye seçim sonuçlarıyla ilgilenirken, biz internetin zar zor çektiği bir cennet köşesinde, her katında ikişer banyo, geniş yatak odaları bulunan evimize yerleşmeye çalışıyorduk.

Toplam dokuz yetişkin artı 2-12 yaş arası dokuz çocuktuk. Ayrıca sürekli bizimle ilgilenen yan binada oturan ev sahiplerimiz ve aile dostlarımız olan altı kişi de eklenince 25 kişiyi buluyorduk.

Bu kadar çok insan her gün beraber yemek ve yaşamak zor olmayacak mıydı? Bir araya gelip bir kaç saat keyifli vakit geçirmenin oluru vardı da, çoluklu çocuklu gece gündüz nasıl yapacaktık? Düşündürüyordu bunlar beni.

Günler geçtikçe korkularımın çok ama çok yersiz olduğunu gördüm. Tam tersi bir kolaylık söz konusuydu. Bir amaç için bir araya toplanmış insan kalabalığı nelere kadirmiş de bilmiyormuşuz.

Bir kere işler güçler hiç büyümüyor insanın gözünde. Sofra mı kurulacak, herkes bir işin ucundan tutuyor 5 dakikada herşey hazır. Bir yer mi toplanacak, temizlenecek, sen şunu hallet ben şunu derken sonuç az zamanda çok iş.

Yani eşimle ve çocuklarla çok para ödeyip gittiğimiz bir tatilde bu kadar mutlu oluyor muyum bilemiyorum. Sonuçta aldığın her hizmetin parasını çatır çatır ödediğin için vicdanın bir taraftan çok mu oldu ya bu para diyor. Kapitalizmi yani saadeti hep para karşılığında veren sistemi beslemiş olduğundan dolayı da başka bir yanın rahatsız oluyor.

Ve diğer yandan çocukları eğleme, mutlu etme görevi tatilde bile peşini bırakmıyor. Çocukları evde bıraksan aklın onlarda kalıyor. Üstüne yanında böyle seni anlayan hemcinslerin olmuyor. Tatile geldik işte mutlu olsana baskısı altında bile olabiliyorsun. En başta kendin yapıyorsun bu baskıyı.

Bana tatillerden daha tatlı gelen annelerle kalışımızda ise rahatlığı işbirliğiyle sağlıyor olmanın huzuru vardı. Herkesin samimiyetle bir şeyler yapıyor olmasının gözlerde bıraktığı ışıltı da unutulmazdı.

Ya çocuklar? Hala inanamıyorum çocuklar hiç sorun olmadı. Hatta biz çocukların yüzünü yemekler haricinde görmüyorduk. Kocaman bir bahçe, oyun alanı, biraz daha aşağıda bir alt bahçe, salıncak, çiçekler, meyve ağaçları derken oyalanıp gidiyorlardı. Sadece temel ihtiyaçları için yanımıza geliyorlardı.

Akşamları da tribleks evimizin yayla gibi ikinci katında kudurup duruyorlardı. Biz alt katta anneler olarak işimize ya da keyfimize bakıyorduk. Çok değişik yaş grupları bir arada oyunu götürüyorlardı. 2 yaş Zeynebim pekala 8-10 yaş ablaların yanında 1-2 saat beni aramadan durabiliyordu. Uykudan uyanır uyanmaz ‘anne baçeye çıkimmm’ diyordu. Çocukların ne yapacağını da biz söylemiyor, ayarlamıyorduk. Herşey öyle olağan gelişiyordu ki, zaten en harika kısmı buydu.

Çocukların bu derece bizi üzmeyişine, aramayışına hayret ediyorduk. Maşallah Maşallah diyor, fakat nazar değecek diye korkup bu konudan söz etmeye bile çekiniyorduk.

Biz bu eve ailece gelsek -ki ailece de çok davet edildiğimiz bir yerdi- çocuklar bu kadar mesut olmaz, anne canım sıkıldı diyerek canımızı sıkarlar şeklinde düşündüm hep. İşin sırrı kalabalıktaydı. Tabi kalabalık olsak ama ev büyük olmasa o zaman da rahat edemezdik.

Gitmeden önce yoğun şekilde okuduğum ama bitirmeye muvaffak olamadığım, Annenin Ruh Halleri kitabında şehir hayatının hayat yükünü nasıl tek kişinin ya da iki kişinin üzerine yıktığına dair tespitler okumuştum bolca.

Köy hayatındaki birlikte yaşamın içinde çocukların nasıl büyüdüğünün farkında olunmadığı, anneyle çocuğun yapışık yaşamadığı falan. Evet hepsi çok doğruymuş derken hem seviniyor, hem de bir kaç gün sonra yine şehir hayatındaki yalnızlığa döneceğim için içim burkuluyordu.

Yemekleri her gün 2-3 kişi nöbetçi olarak yaptık. Biri doğrar, biri pişirir öteki salatayı yapar hesabı uğraşımız kendi evimizdekinden çok daha az oluyordu. Orada yemekle çok meşgul olmamak için de yanımızda tatlı tuzlu bir şeyler götürüp buzluğa atmıştık. Lazım oldukça çıkarıp çay saatlerimizde yedik.

Anne çocukların büyük kısmını önceden tanıyordum. Ortamın pozitifliği herkesin güzel ahlaklarının, vericiliğinin daha bir ortaya çıkmasına neden olmuştu galiba. Çok şey öğrendim her biri ayrı bir dünya olan güzel insanlardan.

Tabi bu kadar muhabbetli, yardımlaşlamalı, sinerjili bir topluluk olmamızın altında yatan şey belli bir fikir ve amaç için bir araya gelmemizdi. Bize tatil gibi gelse de oraya tatil yapmaya gitmemiştik.

Yaklaşan Ramazan ayına hoş bir karşılama yapmak için biraz rutinlerden uzak kalıp kendimizi dinlemek… bazen şahsî bazen hep birlikte Kur’an ve Kuran tefsiri Risale-i Nur’u okumak… eşsiz vadi manzaramızı, her köşeden başını çıkarmış bitki ve çiçekleri, balkonumuza gelen kelebekleri, bahçemizdeki meyveleri, değişik süslü sinekleri tefekkürle izlemek… kısaca Kuran’ı kainatla, kainatı Kuran’la okumak… ve hep beraber, farklı bakış açıları fikirler, sorular eşliğinde okumak içindi.

Şehirlerdeki salonlarımıza yakın büyüklükte bir balkonumuz vardı alt katta, yeşilliğin içinde. Hep orada toplaştık, yedik içtik okuduk.

Düzenin ve kusursuzluğun en parlak haliyle göründüğü bir manzaranın içinde, okuduklarımızı gözümüzle müşahede ediyorduk. Mesela Risale-i Nur’dan iman ve tevhidle ilgili okuduğumuz bölümlerde bahsi çok geçen bitki taifeleri ve hayvanat milletlerini.

Ve bizim için siyasetin en büyük meseleleri, imana dair en küçük meselelerin yanında çok küçük kalabiliyordu.

Seneye bu vakitler Ramazan’a denk geliyor ama bir yolunu bulup bir ara yine gelelim diyerek vedalaştık..

Benim için hem manevî bir doping etkisi yaptı. Hem de çocuklu hayatta birlikte yaşamın tadını çıkarmak gibi hiç ummadığım bir artısı oldu.

Gitmeseymişim arkadaşlardan duyup ne kadar üzülecekmişim…

Continue Reading