ANNELİK, İÇ DÜNYA, KADIN

Değer Verdiğini Zannederken Değer Vermemek

Babasız büyüdüğüm için erkek otoritesi ya da erkek varlığı ne demek bilme şansım olmadı. İki kız kardeş ve bir anneden oluşan bir aileydik.

Sülalemizde, çevremizde de erkeklerin kadınları aşağıladığına dair bir gözlemim olmadı.

Evlendiğim kişi, kendiyle fazlasıyla barışık biriydi, hayatın içinde kendi konumunu/ para kazanışını değerli göstermek için benim yaptığım işleri küçümsemek gibi çiğliklere zaten düşmedi. Elinden geldiğince benim rolüme hürmet etti. Ama o da bir insandı, bazen bazı işleri neden bu kadar gözümde büyüttüğüme hayret ederdi, ben de onun hayret edişine sitem ederdim ve yazmaktan da çekinmezdim.

Hatta diğer yazıların 25-30 kişi tarafından beğenildiği günlerde, bu sitem yazım sosyal medyada binlerce kez paylaşılmıştı.

Sonra ben anneliğimle ilgili korkunç bir hayal kırıklığına düştüm, bana mevzunun mükemmel annelik değil kamil insan olmakla ilgili olduğunu, insan olmanın yolunun da kendi acizliğimizle yüzleşip, olumsuz sandığımız duyguların anlamını keşfetmekte olduğunu söyleyip ufkumu açan kişi eşim oldu. Bir hafta önce çıkan Hem Anneyim Hem İnsan isimli kitabımda detaylı anlattığım gibi.

Bakış açımın, kendimi kadın ya da anne değil de ‘önce insan’ olarak algılamaya yönelik değişmesi, tüm kavramlarımı ve gündelik amaçlarımı değiştirdi. Üstelik anneliğimi ve kadınlığımı güzelleştirdi.

Şimdi dönüp dünyaya ‘herşeyden çok insanız’ demeye çalışırken, dün gece sosyal medyada rastladığım; çocuklarına bakarken bunalıma giren kadınları ‘annelik kutsaldır’ mitiyle aşağılayan, ‘çocuk üretmek kadar büyük iş yok bunu niye anlamıyorsunuz?’ ahkamıyla anneleri idraksiz bulan empatisiz cümlelere nasıl üzüldüğümü anlatamam.

İşin acı yanı, kadınlara böyle gazlar veren erkeklerin de ‘değer verdiklerini zannederken değer vermediklerini’ ortaya çıkaran çokca mesaj alıyorum annelerden.

Değer verme söylemine bu kadar sahip çıkarken neden değer veremediklerini de öyle iyi anlıyorum ki… Değer veremiyorlar zira daha en baştaki niyetleri çok batıl oluyor. Katı pozitivist oluyor.

Kadın evde olunca mutlaka ‘işler çok iyi’ olacak diye düşünüyorlar. Sandıkları sebep, bekledikleri sonucu kesinlikle doğuracak zannediyorlar.

Ama öyle olmadığını görüyorlar. Kadın yorgun olduğu için, herşeye yetişemediği için, her geçen gün daha da yetersiz hissettiği için, kendini hiç bir işe yaramayan bir ot gibi algıladığı için şaşkınlar. Panik atak geçirebildiği için, psikiyatri kliniğinde yatabildiği için şaşkınlar. Kadın insan olduğu için şaşkınlar.

O nedenle hayatta karşılarına çıkan en ufak bir olumsuzluk yüzünden kadını suçlamaya hazırlar. Yazının bu satırlarını yazarken, instagram hesabıma düşen mesajda bir kadın dün gece, herkesin yapabileceği bir hata yüzünden eşinden ‘senden ne hayır geldi ki zaten’ cümlesini duyduğunu yazmış. Bir kadın için ne ağır bir yük…

Bana göre böyle davranan erkeklerin sorunu insan denilen varlığı böyle hayal etmemiş olmaları, yoksa bazılarının sandığı gibi erkek olmaları değil. Soruna, kusura, olumsuzluğa, acizliğe, yetersizliğe tahammüllerinin olmayışı. Kendilerini çok dindar zannederken sekülerliğin ve sonuç odaklılığın kitabını yazmaları.

Yaratan, erkeğin ruhunu, himayeyi ve merhameti sever kodlarla dokumuş dokumasına. Ama ne kadına ne de erkeğe hayatı istediği şekle sokabileceği bir güç bahşetmemiş.

Bunu kabullenmeyenler zalim oluyor hoyrat oluyor korkunç kırıcı oluyor bir şekilde işte.

Erkek olmuş kadın olmuş farketmiyor.