Oğlanın(10 yaş) fen bilgisi ödevi varmış. Beraber yapılacak bir etkinlikmiş. Onu yapalım dedik bir kaç akşam önce. Eşim de evde yoktu.

Dişlerimiz hakkında konuşacakmışız. Bir kaç kişi bir arada elma filan yeyip diş izlerimize bakacakmışız. Hangi dişlerimizle ne yapıyormuşuz..

Korkmayın bu yazının konusu dişlerin fonksiyonları filan değil.. Biraz okul derslerinin hal-i pürmelali. Biraz da öğrenmenin çocuklara neden sıkıcı geldiği..

Zührenur (8yaş) da bize katıldı. Başladık incelemeye. Elmalardaki ön dişlerimizin izine baktık. Nasıl yediğimize dikkat ettik. Zaten biliniyordu ama daha bir pekiştirdiler herhalde hangi dişin ne işe yaradığını. Dedik ki, kesici dişlerle ısırırız. Köpek dişlerle kavrarız. Ve biraz daha küçültürüz. Sonra arkaya göndeririz. Azı dişleriyle  iyice parçalarız.

Kitaba açık ağız illustrasyonu koymuşlar. Dişlerin hepsi meydanda. Şekillerine baktık.

Sonra da eğer azılar önde olsaydı, onlarla ısırabilir miydik dedik. Kesiciler arkada olsaydı ağzımızın içine batmazlar mıydı gibi ihtimaleri gözden geçirdik. Laf döndü dolaştı, ‘e o zaman dişleri bu kadar hikmetle yerine koyan var’a geldi.

Sonra da ben lafı şuraya getirdim istemsiz şekilde.

Dedim ki, biliyor musunuz çocuklar bir dişin yerine sahtesi gelince anlıyorsunuz gerçeğinin kıymetini.

Bir dişim hamilelikte çürüdüğü için çekildi. Sonra yerine implant yapıldı. Defalarca gittim geldim, ölçü alındı, kalıp yapıldı falan. Defalarca ağzıma uyuşturucu iğne yapıldı. Sonra çene kemiğime vida gibi çakıldı o implantın kökü olan titanyum. Üstüne beyaz diş yapıştırıldı. Dünyanın da parasını verdik. Ama asla eskisi gibi güzel gözükmedi. Ve üstelik dişin çakıldığı üst çene kemiğimde, bazen kafama kemiklerin içinden ağrı şeklinde giden bir sızı oluyor dişimi temiz tutamazsam. Hemen iltihap oluyor. O dişin gerçeği, bir etin içinden kolayca çıkıvermişti. çok güzeldi. Şimdiki gibi rengi soluk değildi. Işıl ışıldı. Ve hiç ağrı sızı yapmıyordu.

Çocuklar için çok ibretlikti anlattıklarım tabi. Ya da benden daha önce on kere dinledikleri hikayeyi yine dinlemek zorunda kalıyor da olabilirlerdi. Herneyse…

Sonra da dedim ki, çocuklar ben bu dişin gerçeğine hayran oluyorum ya şimdi. O gerçeği zahmetsiz, güzel, hoş bir şekilde bana vereni düşünüp O’na hayran olmazsam olur mu? Yoksa hiç bir şeyden haberi olmayan dişe mi hayran olmalıyım?

Aaa yok canım. Olmaz dediler. Elbette ki yapanı, tasarlayanı düşünmek lazım noktasında birleştik.

Sonra dedim ki onlara, yahu size okulda böyle herşey kendi kendine oluyor gibi anlatıyorlar ya hani. Azılar azı olur işte doğal olarak, kesiciler kesici olur. İşte insanın 3 yaşına kadar süt dişleri çıkar, 7 yaşında da yetişkin dişleri çıkar diyorlar ya.

Ya da bitkiler fotosentez yapar diyorlar. İnsandaki şu hücreler şu görevi yapar filan diyorlar. Sindirim sistemi şunu yapar, boşaltım sistemi bunu yapar. Herşey herşeyi kendisi yapar gibi anlatıyorlar. ‘Diş çıkar’ diyorlar mesela.

Bu size garip gelmiyor mu? Başında biri olmasa hiç de öyle normal normal işlemesi mümkün olmayan bir düzen var aslında değil mi? Ama bize onu olağan  gösteriyorlar..

Sıkıcı hale getiriyorlar. İşte ööyle işleyen bir düzen var, normal normal işliyor. Biz de bunları öğrenmek zorundayız gibi hissediyorsunuz siz de.

Deseler ki, tüm bunları yapan biri var… Mesvimleri döndüren.. Güneşin ışığını size gönderen.. Dişleri tasarlayan ve çıkaran.. İnsanın kanındaki maddelerin ayarını programlayan.. İç organları değişik değişik vazife ve şekillerle insanın vücuduna yerleştiren. Gözü kulağı ağzı burnu yüzümüzde en şık şekilde takan.. Biri var deseler. Ne kadar değişik olurdu değil mi.. Sevgi hissederdik tüm bunları yapan için. Hayret hissederdik.. Kendimizi değerli hissederdik.

Zührenur’dan bir itiraz geldi: Ama anne bu din kitabı değil ki bu fen bilgisi kitabı..

Bak bak.

Dedim ki, Zührenur sen Allah’ın verdiği dişleri her zaman kullanıyor musun, kullanıyorsun. Ya da eli kolu, gözü, ayağı. Günler, mevsimler, meyveler, sebzeler. Bunların hepsi senin hayatının ta kendisi değil mi? Neden din dersinin konusu olsun?

Bir şeyin ne kadar güzel olduğunu görüp, bu dinin konusu deyip onun bir yapanı yokmuş gibi yapmak iyi bir şey mi? Vicdanlı bir duruş mu?

Hayır dedi, tasdik etti Zührenur.

Elmayı yemiş bitirmiştim o sırada. Elma çok güzelmiş dedim. Elhamdüllillahı da arkasına ekledim.

Peki Zührenur dedim, kendi kendine mi güzel olmuş elma? Hayır.

Arkasında elhamdüllilah demek işte, onun bir yapanı var demektir.

Ben bu elmanın nereden geldiğini biliyorum elhamdülillah demektir.

Böyle bakın siz de herşeye.