Etkili bir antidepresan

Depresyon ve antidepresanlar ilgili pek çok mesaj alıyorum. Genelde dertleşmek, paylaşmak amaçlı yazılıyor.

Bazen sanal ortamda en neşeli en hayat dolu görünenlerin ciddi depresyonda olduklarını öğreniyorum. Eskiden beri tanıdığım, yeni tanıştığım bir çok insanın da ya hasta ya da travma geçirmiş olduğunu biliyorum.

Yakın çevremde 'şu ilaç sayesinde ayakta duruyorum' diyen insanların sayısı da yüzde elliyi geçik. Tabi herkes herkese söylemiyor. Hangi tahmin etmediğimiz insanlar da ilaç kullanıyordur bilemiyoruz.

Çok ilginç bir şekilde hepsinden duyduğum ortak bir cümle var. 'Ben herşeyi ben yapacağım halledeceğim diye uğraşıyorum. Bazen benim yapmam gerekmese de yapıyorum. Yapmazsam için rahat etmiyor. ' Genelde de bu cümleler çok yardımseverim, çalışkanım, en çok ben yorulurum üslubuyla söyleniyor.

Nazımı çekecek, dediğimi düşünecek kadar yakın olduklarıma da şöyle diyorum:

'Tüm bunları yardımseverliğinden düşünceliliğinden mi yapıyorsun, yoksa o alanda çok beğenilmek istediğin için mi? Aman bunu da yapmamış düşünmemiş demesinler diye mi?'

İnsan birşeyleri yardımseverliğinden şefkatinden yapıyor olsa hasta olmaz, olmamalı. Şu yaşadığımız asrın en sevmediğim taraflarından biri de bu. Güzel ahlakların bile tanımları değişiyor. İnsanın kendini, olmasa da olacak fasa fisolar için harab etmesi yardımseverlik incelik diye anılır oldu.

Hep en sempatik en ilgili en güzel en ilginç halimizle kendimizi göstermemizi istiyor bu enaniyet asrı. O hallerimizi alkışlıyor, o hallerimizi besliyor. Kusurlarımızı kusur gibi gösteriyor. Oysa insana kusur yakışır. 'E neticede insanız Allahım affetsin inşallah' demek yakışır. Rahatlatır.

Harika gibi gözükmek harika olmak değildir. İnsanı harika yapan şey, şu koca dünyada ne kadar çok zaaf, acziyet ve kusur sahibi olduğunu hissedip Allah'a dayanması değil midir?

Hep takdir görmeye layık olduğunu düşünmek insanı beklenti sahibi yapar. Kaygı sahibi yapar. Hep belli bir görüntü vermeye iter. İnsanlara köle yapar.

Bir kere sosyal medyada agresif birşeyler yazmıştım. Hoş olmamıştı tabi. E yazdığım şeyin arkasında değildim gerçekten. Ben de insanım neticede, birşeylere sinir olup saçmalayabilirim. Olabilir. Böyle düşünmüştüm. Ve aynen yazmıştım. Birşeyler çok birikince böyle dengeyi tutturamayabiliyorum demek ki demiştim.

Sonra anladım ki benim normal gördüğüm bu çıkarımım büyük özgürlükmüş. Bazı insanlar o kadar hayret ediyor ki. 'Nasıl böyle bir şey yazar. Nasıl böyle bir yanlışla anılmayı kendine yakıştırır' diye düşünüyorlar. Bir hata işledin diye yerin dibine geçmeni bekliyorlar.

Yahu insan neyse odur. Kamil insan olmanın yolu kusursuzluktan da geçmiyor. Kamil olmanın yolu şu dünyada en kamil olmayan kişinin kendimiz olduğunu derk etmekten geçmiyor mu?

Ama lüften bunu özgüvensizlikle karıştırmayın. 'Evet ya ben kusurluyum nolmuş dilim de sürçebilir, çok gerizekalı bir hata da yapabilirim' demek güven verir asıl, rahatlatır.

Tanrıcılık oynamak insanın ruh sağlığını bozuyor. Çünkü sırtına acziyetini göstermeme ve görmeme yükü yükleyen insan, bunun altından kalkamıyor.

Ama maalesef zaman enaniyet asrı. İnsanın kendini en beğenilesi hallerde sunması ve öyle olduğuna inanması yadırganmıyor. Korkunç bir hızla popülerleşiyor.

Bir şeyleri eleştirince de bu genel algıdan kaynaklı tepkilerden nasibimi alıyorum. 'Sen kendini ne sanıyorsun da bu konuda bu kadar sert gidiyorsun. Aşağılıyor musun bakayım' tarzında yanıtlanıyor. Herşey bir benlik savaşı kategorisinde yorumlanıyor.

Yahu o konuda gerçekten çok büyük yanlışlar yapıldığını düşünemez miyim? Bunu ifade etmek için kendimi bir şey zannediyor olmam mı gerekir?

Bence kendimi birşey zannetmiyor olmam yeterli. Sarsılmasından korktuğum bir itibarım bir karizmam yok. Hariçten gazel mi okuyorum yoksa gerçekten konuyla alakalı mı yazdıklarım, ona bakılmalı sadece.

Hiç antidepresan ya da benzeri ilaç kullanmadım. İsimlerini bilmem. Bunu övünme olarak değil şükür için söylüyorum. Hastalıklar da Allah'tan geliyor, bu bir övünme konusu olamaz zaten. (Aslında hiçbir nimet övünme konusu olamaz. Adı üstünde nimet)

Bedensel hastalıklar nasıl şurada bir sorun var, birşeyler yapmalısın sinyali veriyorsa.. Ruhsal hastalıklar da aynı sinyali veriyor ve çok hikmetliler bence. Bir alarm sistemi gibi. El atılmazsa ruh, sağlığını kaybedecek haberi veriyorlar.

Doktorlar ilaçla el atıyor. Acil durum eylemi olarak. Fakat ilaçlar fıtratımızın yalanladığı  'beğenilirsek seviliriz öyleyse kendimizi beğendirmeliyiz' şeklindeki batıl inanışımızı yok edemez.

Diğer insanoğullarının kusurlarını bilmem ama benimkiler iyi yanlarıma bin basar. Şu dünyada bunu kabul etmek kadar büyük kafa rahatlığı yok. Çok da ETKİLİ BİR ANTİDEPRESAN.

En güzeli aziz Üstad gibi özgür olmayı seçmek, hiçbir kalıba nazara girmeye çalışmamak. Ne demiş Üstad: "Ben kendimi beğenmiyorum, beni beğenenleri de beğenmiyorum."

İşte bu cümlede kuş gibi hafif olmanın sırrı var, anlayana.