Geçen hafta bir sitede evlenirken alınan eşya konusuna rast geldim. Dün sabah da radyoda aynı mevzunun masaya yatırıldığını duyunca, bu konuda yazmak istediğim birşeyler olduğunun farkına vardım.

Eşya ne kadar, nasıl, ne mantıkla alınmalı eskisine göre sorgulayan çok genç var artık. Fakat bir o kadar da ‘aa şunlar şunlar olmadan olur mu canım’cı bir taraf var. Üstelik bu ‘el ne der’ci taraf sanıldığı gibi eğitimsiz kitle filan değil.

Bana kalırsa bu sorgulayan tarafa destek vermek gerekiyor. Ben de bu yazıyla biraz destek vereyim istedim.

Bizim zamanımızda (15 yıllık evliyim) fotoğrafçı tutup mesire alanlarında gelinlikle dolaşarak özel albüm yaptırma gibi bir adet yoktu. Hatta ailelerimize karşı ciddi bir direniş gösterip bir stüdyo fotoğrafı bile çektirmemiştik eşimle. Çünkü bizim için fotoğrafın stüdyoda çekilmesinin bir anlamı yoktu. Evde benim bir arkadaşım çekmişti fotoğraflarımızı, stüdyodakinden daha eğlenceli ve sıradışı olmuştu. Hem de pozlarımızı rahat rahat vermiştik. Gelinliği halının üstüne yaymıştım mesela.

Bizim deneyimimiz elbtte herkese uymaz o bakımdan yazmıyorum. Sadece ‘anlam ifade etme’ mevzusunun çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Çünkü olay şöyle gelişiyor genelde. Bazen gelin ve damat kendileri için önemli olmayan bir çok şeyi sırf ‘aa öyle olur mu canım’ gibi baskılara karşı çıkamadığından yapmak zorunda kalıyor. Bir süre sonra bir de bakıyorsun ki ‘aa öyle olur mu canım’ mantığını kendisi de benimsiyor.

Yani artık kendi değerlendirmesini yapmak bir anlam ifade etmiyor da o kişi için, herkesin yapacağı değerlendirme anlam ifade etmeye başlıyor. Toplumdaki yerleşik normlar belirleyici oluyor.

Sırf bu yüzden evliliğin en taze yılları borç ödemekle geçiyor.

Eşya konusunda da bu böyle. Aa şu olmadan olur mu hiç? Senin için anlamı yoksa olur pekala, neden olmasın. Mesela kocaman bir yatak odası gardolabı olmak zorunda mıdır? Salon mobilyası olmak zorunda mıdır? Bunlar gerçekten anlamlı mıdır senin için, yoksa sırf birileri çok anlamlı olduğuna dair bir deliğe taş atmıştır da sen ona mı inanmaktasındır?

Ya da o birilerinin gözünde küçük düşeceğini, sana acıyacaklarını düşünerek mi yürümektesindir tüm adımları? İyi de kaygı düzeyi çok yüksek ve çok dışa bağımlı bir hayat değil mi bu..

Biz evlenirken yatak odası garbolabı almadık. Çocuk odası dolabı boyutlarında da ufak bir dolap almıştık. Hem de dandik denilebilecek bir kalitedeydi yani. Eşimin asla taksitle herhangi bir şey almama prensibi sebebiyle de beyaz eşya dışında öyle ciddi harcamalar yapmadık. Uzak doğu tarzı yeşil yüksek minderlerimizi eski takipçiler bilir.

Evet bunlar herkese uymaz ama uygulanabiliyor ve insanı mutlu da edebiliyor, ispat olsun diye yazıyorum.

Ayy alamamışlar yazık gözüyle bakarak bize acıyan insanlar oldu, biz de onlara şefkat ettik 🙂

Eşyaya vermediğimiz parayla başka şeyler yaptık. Hacca gittik mesela 2004’te:

Çoluksuz çocuksuz 40 gün boyunca ibadet ettik, gezdik, tefekkür ettik, birbirimizi tanıdık.

Hayat esnek bir süreç, yıllar geçtikçe ihtiyaçlar değişti. Eşyalar da değişti zamanla:

  •  Minderler sert olduğu için çocuklar onlarda yatamadı, gitgide yaşlanan ailelerimiz ziyarete geldiğinde oturmakta zorlanır oldu filan. Mecburen koltuk sistemine geçtik.
  • Büyük gardolaba da ihtiyaç oldu, çocuklar için ayrı mobilyaya da ihtiyaç oldu. Hepsi alındı gerektikçe.
  • Üstelik yıllar içinde neyin nasıl kullanıldığını daha iyi öğrendik, neyin nasıl işe yaradığını tecrübe ettik, böylece daha bilinçli seçimler yaptık eşya alırken.

İki genç birbirini seviyor, hormonlar duygular galeyanda fakat bu insanlar eşya yüzünden evlenemiyor inanabiliyor musunuz? İşte bu durum bana deli saçması geliyor. İnsanlar evlenene kadar afedersiniz kartlıyor resmen. En hoş yılları bekar geçiriyorlar.

İnsanın duygusal yalnızlığını gidermesi kadar güzel şey yok şu dünyada. İster erkek olsun ister kadın, sırtını yaslayacağı bir eşinin olması her iki tarafın da ruhunu besleyecek.

Ama biz, şunlar bunlar ve de şunlar ve de bunlar olmadan asla gerçekleşmemesi gereken bir ulaşılmaz mevkiye koymuşuz evliliği. Gençlerin işini zorlaştırıyoruz.

Oğlum şu an 13 yaşında. 18 yaşına gelince ona diyeceğim ki, ‘Bak yavrum evlenmek istersen arkandayız. Evlenmek için illa şu kadar birikim, bu kadar bilmemne olması gerekmiyor. Gereken zaruri şeylerde biz yardımcı oluruz. En çok gereken şey senin bir yuvanın ihiyaçlarını karşılayacak kadar para kazanman, adam olman, sorumluluk alabilmen.‘ (Ki zaten sırf bu yüzden şimdiden evle ilgili nice işe çocuğu koşturuyor, her yere gönderiyor, para kazanmayı bilmesi için türlü meslekleri tanımasına yardım etmeye çalışıyoruz. İstiyorum ki biyolojik olarak 18 olduğunda olgunluk yaşı 30lara yaklaşmış olsun. )

Üstelik artık dünya değişiyor. Eskide kaldı gençler üniversite okuyacak da, ondan sonra iş sahibi olacak gibi teamüller. Artık bilgi elimizin altında, teknoloji hayatımızın tam ortasında. Türlü türlü meslek var erkenden öğrenilebilecek. Eşim gemi mühendisi olmasına rağmen kişisel ilgi ve araştırmasıyla ciddi bir birikim sahibi olduğu yazılım işini yapıyor mesela. Toplumsal statüyü ya da meslekleri üniversitenin belirleyişi gün geçtikçe azalıyor.

Tüm bunları şunu demek için diyorum ki, evliliği zorlaştırmak şöyle dursun kolaylaştırmak için ne lazımsa elimizi taşın altına koymak gerek. Evliliği olabilecek en uç nokta kategorisinde görerek yaşamamalıyız. Kolayca yuva kurabilmeli isteyen herkes.

Hele ki eşya konusu düşünülecek en son en önemsiz mevzu olmalı bana kalırsa. Evliliğe engel olan birşeyse hayatta olmamalı.