ANNELİK, İÇ DÜNYA, KADIN endişeli annelik, kaygılı ebeveynlik

Fenomen anneler

Sosyal medyadaki fenomen anneler hakkında ‘onun hakkında ne düşünüyorsun’ gibi sorular alıyorum. Sorular bazen bizzat tanıdığım kişilerden bazense instagram üzerinden geliyor. Soranların da genellikle şöyle bir beklentisi oluyor: ‘Hadi lütfen bana onunla ilgili olumsuz birşeyler söyle çünkü onunla ilgili şunlar şunlar beni çok rahatsız ediyor.’

Annelere eğitimler düzenleyen bir arkadaşımla bir kaç gün önce görüştüğümüzde o da, annelerin özellikle öne çıkan bir kaç isim yüzünden ciddi bocalamalar yaşadığını aktardı.

Bu isimler genellikle çocuklarıyla yaşadıkları pozitif/ başarılı/ ideal halleri paylaşıyorlar. Takipçilerde de neden onlar gibi olamıyorum, onlar şöyle ben niye böyleyim türünden sorgulamalar oluyor.

İnstagramda acizliğime, yapamayışlarıma dair nice satırım bulunduğu halde en ufak olumlu bir deneyim paylaştığımda kendini kötü hissedenler nedeniyle bir süre önce instagramdan uzaklaştım. Onun yerine kendi iç dünyamda bazı sorunlarımı nasıl çözdüğüme değinen blog yazılarına ağırlık vermeye başladım. Zira annelik de diğer roller de, aslında kendi yalınlığımız içinde, kendi anlamımızı çözdüğümüzde sıkıntılardan kurtuluyor diye düşünüyorum. Örneğin annelikte kendimizi nevrotik bir şekilde suçlamamızın nedeni aslında ‘şu hayatta bazı nedenlerden dolayı suçlu/ hatalı duruma düşebilmenin normalliği ve anlamı’ ile problemimizin olmasından kaynaklanıyor.

Genel olarak inişli, çıkışlı nice halini paylaşıp arada olumlu deneyim paylaşanlarla tüm profili annelik başarılarından, sevinçlerden ibaret olanları aynı yere koymuyorum. Hiç kimse en ufak bir olumlu deneyim paylaşmamalı notkasında da değilim. Dediğim gibi esasen başka bir ihtiyacı fark etmek beni böyle bir yönelime götürdü.

Blog yazılarına yönelmem kendi açımdan çok iyi oldu, yaşadığım nice süreci yazılarla daha derinlemesine düşünüyorum ve kayda geçirmiş oluyorum. Hem de iyiye ve doğruya, kendi iç dünyamızdaki düğümlere eğilerek yaklaşmak, hakikatte çok daha geliştirici diye düşünüyorum. En büyük sıkıntımız iyinin ve doğrunun bize teoride çok ideal, pratikte ise çok zor gelmesi herhalde.

Ayrıca sizlerden de yazılar hakkında sanki biriyle sohbet ediyor dertleşiyoruz, dört gözle bekliyoruz gibi yorumlar geliyor, gerçekten çok daha iyi bir tercih yaptığıma kani oluyorum.

Fenomen annelere gelecek olursak, onlara merhametsiz yaklaşabilecek en son kişi olmalıyım diye düşünüyorum. Zira yıllarca onların şu an yaptığını yaptım, ufak tefek istisnalar dışında hep olumlu deneyimleri paylaştım.

Herşey çok güzel olsun istediğim için, hayatın tamamında herşey oldukça karışıkken bile, en ufak bir güzel durumu onla çarpıp paylaştım. Çünkü kendim de öyle algıladım. Çünkü o birşeylere ulaşabildiğim anlar hep öyle olabileceğine dair bir ümitti.

Aslında burada insanın farketmeden kendine oynadığı bir oyun varmış. Yetersizliği, onun tam tersi olan durumlar daha yoğunmuş gibi görerek bastırmaya çalışma varmış. Bir an aştın diye hep aşacağını sanma hali de diyebiliriz.

Hayatın büyük paydasında zayıflık, elde edememe, başaramama gibi duyguların hakim olduğunu ve olacağını, aslında onların da çok ümit verici olduğunu, hatta daha da ümit verici olduğunu çünkü bizi Yaratanla en sıkı ve gerçek bağı böyle kurduğumuzu, zaten hayatın gayesinin bu olduğunu anlamamsa yıllar sürdü.

O nedenle hep olumlu hep gülen hep başarmış hep ulaşmış profil çizen fenomen annelere bakarken, ah canım benim, Allah kusursuz annelik değil kusursuz kulluk için tasarlamış şu hayatı, siz de anlayacaksınız bir gün hep öyle olunmadığını olunmayacağını deyip dua edip geçiyorum.

Bu ‘anlama’ hali ilginç bir hal. Bazı anlamalar akılla değil yılların geçmesiyle gerçekleşiyor. Geçenlerde tam bu anlama halinden söz eden bir twite rastladım:

Demem o ki, hayatın elde ederek, başararak, hiç zayıf ve aciz kalmayı hissetmeyerek güzel olacağına dair algı halinin eceli gelmeden, o anlama da gerçekleşmiyor. Yıllar geçecek, o algı hali bir ömür yaşayacak ondan sonra ötekinin ömrü gelecek.

Aslında o geçiş de o kadar keskin olmuyor. Bendeniz de diyemem ki, bende eski algı hali tamamen öldü kayboldu. İnsan nefis taşıdığına göre her zaman bir çatışma halinin baskısını yaşayacak. Yani nefsim bana diyecek ki ‘Yahu bilmemekte, Yunus gibi ben bilmem demekte, yapamamakta, aciz kalmakta ne güzellik var?’ Ben de onu aklın, kalbin, ruhun ve de yılların birikimi varsa o birikimle ikna etmeye çalışacağım.

Hayatın annelikte ya da başka rollerde bir şeyler başarınca tamam olmadığını anlamanın doruk noktasını ise ölüm anında yaşayacağız herhalde. Aslında kalp ve ruhumuz hep anlıyor da inkar ve bastırma mekanizmalarını kullanıyoruz. Ölümde ise hepsi devreden çıkmış olacak. Eğer o çok büyüttüklerimizi başaramamışsak başaramadan ölüm gelmiş olacak. Eğer kendi halimizle yüzleşmeden başarmışsak da ölüm gelip hepsini gömecek.

İşte böyle dostlar. Dost acı söyler demişler. Bana sorarsanız ki sordunuz, o fenomen annelerdeki ‘hayat başarınca güzel’ algısı bizde de bulunduğu sürece onlardan rahatsız oluyoruz. O algıyı kırdığımız yerde zaten onların yaptıklarından rahatsız olmaz ve etkilenmez hale geleceğiz. Güzel bulduğumuz değer ve davranışlar değişecek. Sadece onlar için dua etmek gelecek içimizden. Bir gün benim yaşadığım bu rahatlamayı onlar da yaşasınlar diyerek şefkat etmek gelecek.

Diye düşünüyorum.