EĞİTİM OKUL, İÇ DÜNYA duygu, tefekkür

Güzel gerçekler

Haftasonu eşim ve küçük kızımla Çamlıca’ya çıkıp kırlarında dolaştık. Korunun yan tarafındaki ufak tefek kapıdan ilk girdiğimiz yerde bir sarı çiçek ve papatya sürüsü karşıladı bizi. Sanki gözümüzün içine bakıyorlardı. Çocukça, belki de yetişkince bir sevinç yaşadım.

Fotoğraf çekmeyi unutmuşum zira duygu ve düşünceler kendileriyle daha çok meşgul etti o sıra.

O bakımsız özensiz kapıdaki bu hoş karşılama komitesi zihnime şu duyguyu düşürdü:

‘Ya çiçekler çok az sayıda olsaydı, böyle her yerden en önemsiz köşeden bile çıkmasalardı? Sadece belli yerlerde olsalardı? Onları görmek için kilometrelerce yol gitmek gerekseydi örneğin? Müzeye gider gibi gidip dokunamadan koklayamadan baksaydık?’

Ah ne kötü olurdu. Herkesin gözünde bir yansımalarının olması kelimelerle anlatılamayacak bir değerdi.

Sonrasında ise zihnime şu kaygı düştü:

Evet çiçekler çok güzeller, ama onlardaki güzelliği nasıl yorumluyorum? Güzel olarak gördüğüm nedir? Onların değerini gerçekten bilebiliyor muyum?

Sonrasında uzun yıllar boyunca çiçeklere çok hatalı baktığımı düşündüm. Doğru yorumlamanın üstesinden gelebiliyor muyum bilinmez ama en azından eskisindeki yanlışlığın farkında olduğum söylenebilir.

O uzun yıllarda hep kaçış amaçlı bakmışım çiçeklere ve güzelliklerine. Bana acı veren ya da yoran, hoşlanmadığım herhangi bir şeylerden kaçıp çiçeklerin güzelliği ile oyalanma şeklinde bir ele alışla yaşamışım. Yaşamamışım da yaşamış gibi yapmışım.

Çiçekler, kendi kendimi kısa süreli aldatmama yönelikmiş sanki. Ben onların güzelliğiyle adeta sarhoş olup hatta biraz bilincimi öteleyip ‘herşey çok güzel’miş gibi rol yapıyormuşum. Sonrasında eve dönünce bütün o güzellik bitiyormuş. Acılar, kötülükler, yorgunluklar olduğu yerde duruyormuş.

Şimdi bakmaya çalıştığım yer ise çok farklı. Çiçeklerin bizzat her olumsuz olayla ilgili söyledikleri birşeyler var. Beni kendi güzelliklerine çekmek için orada değiller. Başka bir güzelliğe çekmek için aradalar. Anlattıkları güzel gerçekler var.

Bunlar öyle gerçekler ki, bulunduğum dünyadaki hoşlanmadığım her duruma her acıya bakışımı değiştirebilirler. Acıların acı olarak kalmayacağını, bir güzelliğe dönüşeceklerini aktarabilirler. Tabi dinleyebilirsem.

Korunun içinde gelin gibi pembe çiçeklerle süslü bir ağaç vardı. O anlattı, ben dinlemeye çalıştım.

Dün sabah saatlerinde sosyal medyaya girip 5 yaşındaki çocuğa taciz haberi ile karşılaştığımda çiçeklerin anlattıklarına gitti yine zihnim. Çünkü sadece onların anlattığı gerçeklerin güzelliği tüm çirkinlikleri örtebiliyordu.

Hem Anneyim Hem İnsan’da Sonsuzluk isimli bölümde 24 yıl boyunca kendi öz babasının tacizine uğrayan Elizabeth’in acısından yüreğimin dağlanışını anlatmıştım. O gün de tohumların, çiçeklerin ve meyvelerin anlattıklarıyla gün yüzüne çıkan gerçeklere tutunmuştum. Bir sonsuzluğun ve kusursuz bir adaletin varlığından nasıl söz ettiklerini düşünmüştüm.

Yaşadığımız yüzyılın hakim kültürü varlık dünyasına böyle bakmayı öğretmiyor bize. Adaletsizlik ve kötülüğü büyük birer hakikatmiş gibi görmemize, çiçeklereyse, acılara kalbimizin dayanmadığı yerde güzellikleriyle biraz kendimizi avutabileceğimiz metalarmış gibi bakmamıza neden oluyor. Herşey çok kötü ama çiçekler güzel işte demek sanki bizi iyileştirebilirmiş gibi. Ne kadar basit ve seviyesiz bir anlam dünyası örülmüş bize.

Peygamberlerin yolundan giderek önce kendimi imana ve anlama davet ediyorum o boş konuşan kültüre kapılmamak için. Yüzümü çiçeklere, ağaçlara tohumlara dönmeye çalışıyorum.

Geçen günlerde 12 yaşındaki kızımın eşime şöyle dediğini duydum:

Baba bana çok değişik, yoruma açık, ilginç fotoğraflar bul ben de onları yorumlayayım olur mu, ne dersin çok zevkli olur.

Eşimin cevabı çocuk açısından düşündürücüydü : ‘Bak ağaçlar, çiçekler, çevremizde gördüğümüz her şey öyle yoruma açık birer görüntü, birer resim. Ne dersin onları yorumlayalım birlikte.’

İki gün önce tatilden istifade kendimizi güzel bir kainat köşesine attığımızda, eşimin söylediğinin ne kadar doğru olduğunu düşündüm.

Gördüğümüz her kare ne kadar da yoruma açıktı.

Karadeniz kenarında şu kayaların az gerisinde belki de bu bahar bizden başka kimsenin görmeyeceği minik çiçekler…