ANNELİK, İÇ DÜNYA, KADIN

Hedefim istemek

Hedefsizlik insan için ne kadar yok ediciyse, hedef koymak da o kadar yıkıcı diye düşünmeye başladım son zamanlarda. Hedef koyarkenki niyetimiz sağlıklı olmayınca böyle oluyor galiba.

Yaz aylarında herkes değişmek istiyor, değişim için farklı planlar yapıyor. Kimisi şu kadar kitap okuyacağım diyor, kimisi çocuğuna ekran sınırı koyma hedefleri koyuyor, kimisi sabahları erken kalkacağım tüm gün şunları şunları yapacağım diyor, kimisi şu video/posdcast serisini dinleyip kendimi geliştireceğim diye yola çıkıyor.

Bir kaç kitap dışında benim yaz hedefim, evimi mümkün olduğu kadar sadeleştirip, evin daha az dağılacağı, eşyaların daha etkili kullanımını sağlayacağım, bazı derin temizlik ve yer değiştirmelerin yapıldığı, boşalmış ferahlamış bir ortamla yeni eğitim-öğretim dönemine başlamaktı. Sene içinde eve sadece üstten üstten zaman ayırabildiğim için bu işi yaza ayırmıştım.

Geçen günlerde hedefime ulaşamadığım için çok gergin olduğumu hissettim. İstediğim noktada olamama duygusunda boğuluyordum. Durdum bir düşündüm ve hedef koyarken içine düşülebilecek kuyuları o zaman fark ettim. Başlıcası da ‘hedefe kilitlenmek’ti.

Modern dünyayla aramızda olması gereken en keskin ayrım bakış açısı olmalıydı aslında. Ama bakış açısı konusunda ayrım değil çok üzücü bir aynılık var. (Ayrımınsa genelde göze görünen konularda olması gerektiğini zannedebiliyoruz.)

Modern dünyanın bakış açısı, hedef koyduğunuzda hedefe ulaşmak üzere… E yani ulaşmak istemeyeceksek niye hedef koyalım diye sorabilirsiniz. Ulaşmayı elbette herkes ister, ama manzaraya iman gözüyle bakarsak, istenen asıl sonuç farklılaşıyor.

Hayat gayesinin merkezinde kulluk olan biri için sonuç, dünyadaki bir takım hedeflere ulaşmak olabilir mi? Elbette ki olamaz. Hedeflere ulaşmaya çalışırken yaşanan gelişim olur olsa olsa. Ama gelişim derken ne kast ettiğimiz de mühim. ‘Önemli olan başarın değil gösterdiğin çabadır’ falan filan gibi cümleleri kişisel gelişimciler bile söylüyor artık. Nitekim çabanın iradeyi geliştiren bir yanı da var.

Gelişim derken kast ettiğim onlar değil. İrade gelişimi, hedefe ulaşmak gibi sonuçlar işin ancak bonusu olabilir. Çok başka büyük bir gelişimin yaşanıyor olması lazım gayesi kulluk olan birinin hayatında.

Sadece yaz hedefleri için değil, bir günün başında basit planlar yaparken de, o bakış açısıyla başlayabiliyorsam gerçekten geliştiğimi hissedebiliyorum.

O bakış açısı da en çok karşıma engeller çıktığında, sorunlar baş gösterince devreye giriyor. Tamam o engeli de aş, bu sorunu da bertaraf et derken derken bir bakıyorum kurtulamadığım bir yenisi çıkıyor. Engellerle uğraşma motivasyonum kırılıyor en başta. Of yaa herşey bana düşman sanki deyip yalpalamaya başlıyorum. (Ki nice insanın bu bırakmış vaziyette takılı kaldığını biliyorum.)

Sonra kendimi dürtüyorum, a aaaa nasıl da unuttun Büşra yapan sen değildin ki O’ydu diyorum. Hatırlasana senin bir takım şartları yerine getirmen sadece O’ndan istemekti. Ben senin yarattığın kesret matriksinde şartları yerine getirip, şunların şunların ortaya çıkmasını senden istiyorum demekti.

İşte böyle baktığım zaman engeller benim engelleyicim olmuyor. Çünkü amacım hedefe ulaşmak değil, bu isteme ilişkisini devam ettirmek oluyor. Hedefim isteme ilişkisini devam ettirmek olunca, engeller hedefe ulaşmamı engellemiş falan olmuyor.

İstiyorum Allahım, senden istediğim şu şu iş için kuralları yerine getirmede bir yanlışlık mı yaptım, yoksa senin koyduğun düzende kendimin ya da başka nesnelerin/ kişilerin kapasitelerini hesaba katmadan mı plan yaptım diyerek geriye dönüp tarama yapıyorum. Tekrar tekrar baştan alıyorum. Tekrar tekrar deniyorum.

Her nerede tıkanma varsa orayı bulmaya çalışmak da bir istemek oluyor. Yapan ben değilim Sensin, ben sadece isterim diye düşününce insana bir coşku geliyor. Üstelik sonuç ortaya çıkınca kibirlenmemek de daha imkanlı hale geliyor, çünkü süreç boyunca hep yapan ben değilim Sensin diyoruz.

Eskiden beri İslam’ı anlayamadığı için ‘iyi o zaman sen Allah’tan iste, otur hiçbir şey yapma’ şeklinde yorum yapanlar için üzülüyorum. İnsanı bu kadar özgür hissettiren, dayanak noktası bularak rahatlamayı sağlayan bakış açısını nasıl bu kadar yavan anlamışlar. Allah’tan istemenin, insanda hiç bir şey yapmama hali ortaya çıkaracağını sanmışlar.

İşte görüyoruz, günümüz insanının motivasyonsuzluğu ve depresyonu tsunami gibi büyüdükçe büyüyor. Asıl Allah’tan istememek insanları bu hale getiriyor. Bırakmış, birşeylerin değişebileceğine olan inancı bitmiş, çaba göstermek istemeyen, bir anda sihirle herşey değişecekmiş gibi beklentileri olan insanlara dönüşüyor toplum.

Sadece hedefe kilitlendikleri için, engelleri aşmak en büyük başarı, hedefe ulaşmak hayatlarından çıkacak en büyük sonuç sandıkları için böyleler. Durup düşünüp idrak edemediğimiz zamanlar hepimiz öyleyiz ne yazık ki.

Bu yazıyı bitirdiğim şu anda sabah 7.31. Yepyeni pırıl pırıl bir gün başlıyor. Haydi hep birlikte, hedeflerimizin olduğu, ama hepsini Allah’tan istediğimiz, Allah’tan istemeyi en büyük hedef haline getirdiğimiz bir güne başlayalım.

O’ndan istemek nasıl da geliştiriyor hissediyor insan zaten. Bir bakıyorsunuz bedeniniz iyileşmiş, kalbiniz büyümüş, zihniniz genişlemiş tahammüllü hale gelmiş, ruhunuz beslenmiş. İnsan şu ayeti hatırlıyor:

Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var.(Furkan, 77)

Duamız istememiz olmasa ne gelişimimiz, ne iyileşmemiz, ne yaşamamız, ne nefes alabilmemiz, ne de Allah için bir değer ifade etmemiz söz konusu değil..