Sitemiz takipçilerinden bir annenin sorusuna cevap olarak “Ev işi, Çocuk, Eş Üçgeninde Annenin Duyguları” diye bir yazıyla başlamıştık. Bu yazıda da, aynı soruya cevap arama bağlamında annelerin yanılgılarından bahs etmek istiyorum.Annelerin en önemli yanılgısı olduğunu düşündüğüm şeyden başlayayım.

Çocukla geçirdiğimiz zamanı yanlış kategorize ediyoruz. Çocukla kaliteli zaman geçirmek ayrı bir iş, çocuğu beslemek, uyutmak, yıkamak, emzirmek, altını almak, çiş yaptırmak ayrı bir iş gibi düşünüyoruz. Modern felsefelerin zihnimize soktuğu bu algı, bizi çok yıpratıyor. Bütün gün hizmetçi ya da bakıcı işleriyle uğraşıyor, çocuğumuzla kaliteli (!) zaman geçiremiyoruz , diye düşünüyoruz.

Halbuki çocuğun hayata bakış açısı, davranışları ve karakterinin temelleri, basit gördüğümüz beslenme, uyuma, tuvalet yapma gibi zamanlarda, çocuğa yaptığımız muamele ile şekillenecek. Annelik en güçlü anlamıyla bu demek zaten. Ama kafamızdaki bir sürü yalan yanlış mesaj işin içine girince, yemek mutfak, çiş, uyku bunlar hizmetçi işleri, bunlarla mı uğraşıyoruz diyerek kendimizi yanıltıyoruz.

Annenotları sitesini ilk açtığımda, bu sitede yemek tarifleri falan olmayacak, sadece eğitimle ilgili şeyler olacak diye bir ideal belirlemiştim. Eğitimle ilgili şeyler kalite adınaydı, yemek tarifleri ise zaten olurdu, bulunurdu. Oğlumla ve kızımla yaşadığım süreç bana çok güzel belletti ki, çocuklarımla geçirdiğim en önemli ve en sık yaşanan vakitler beslenme vakitleriydi. Baş başa bir aktivite imkanımız her zaman olmuyordu ama günde en az 3 kez beslenme dediğimiz aktivite için saatlerce vakit geçiriyorduk.

Yemek zamanlarındaki ilişkimizi gözleyip, yıllar geçince eklenen tecrübeyi de katarak gün geldi şunu anladım: beslenme işinde ne kadar kaliteyi hedeflemeye çalışırsam çocuklarımla her gün yaşadığım bu zaman diliminde o kadar kaliteyi yakalayacaktım. Burada kalite derken, sebze çorbası yapmaktan ya da hep faydalı yemekler yapmaktan bahsetmiyorum. Beslenme işini, hem benim için hem çocuklar için stres olmaktan çıkaracak, zahmeti olsa bile zevki ve sefası da çok olan, çocukların ve benim mutlu olduğumuz, güzel vakit geçirdiğimiz zamanlar haline getirmekti kaliteyi aramak.

Bu kaliteyi yakalamak için de, çocukların sevdiği değişik tarifler denemem, her 2 çocuğa da yetişebilmek için yemek pişirmekte ve acil durumlarda ortaya yemek çıkarmakta pratikleşmem (buzluğun yardımı büyük), yemek saatlerini ve onların acıkma periyotlarını düzenlemem (ama aynı zamanda bu durumun illa şu saatte yemek yenecek diye katı bir disiplin halini almaması), yemek yeme mekanımız, yemek yedirme tarzım, onları yemeğe çağırış stilim, coşkum, yemekleri süslemek, şekil vermek, sofrada yaptığımız sohbetlere eğlence katmak gibi bir çok şeyin etkisi vardı. Bunlara dikkat ederek bir yerlere geldik, geriye dönüp bakıyorum da eskiden olduğu gibi (özellikle ilk çocuğum olan oğluma yemek hazırlarken olduğu gibi) yemek hazırlığı yaparken işkence çeker gibi hissetmiyorum. “Çocuk ve yemek” deyince “ömür törpüsü yaa” diye düşünmüyorum.

Beslenme zamanları, biz annelerin zahmet, stres, salt yedirme/ doyurma sorumluluğu vs. gibi kötü algılarından kurtulup, kaliteli zaman olarak hedeflenecek en önemli zamanlardan biri. Ek gıdaya geçildiği andan itibaren, küçük bebeklerle bile hem anneyi hem bebeği mutlu eden güzel zamanlar geçirilebilir. Bu zamanları güzel hale getirmek için, kafa yormak gayret etmek, bazı inceliklere dikkat etmek yeterli.

Çocuğumuzla kaliteli zaman geçirmek, bizim hedeflediğimiz herhangi bir anda olabilir. Yeter ki hedefleyelim. Kızıma ilk şarkılarını ve ilk kelimelerini hep altını alırken öğrettim. Islak mendilin üzerindeki bebek, ayıcık, süt, oyuncak resimlerine bakar tekrar ederdik. Her zaman alt alırken söylenen neşeli bir şarkının ya da anlatılan bir masalın zamanı olabilir alt alma vakitleri de. Bu vakitler hem bebeği hem de anneyi inanılmaz rahatlatıyor.

Sanırım insan her anın güzel ve kaliteli olabileceğinin farkına, daha çok 2. çocuklarda varıyor, bakış açısını değiştirerek ve gayret ederek çok şeyleri değiştirebileceğinin de.

İlk çocuklarda insan biraz fazla idealist ve mükemmeliyetçi oluyor. Çocuk diye düşündüğünüz sevimli şeyin bir anda bu kadar yük getirmesini anlayamıyor insan. Yapmanız gereken çok şey var ve henüz pratik de değilsiniz, işlerle boğuştuğunuzu düşünmekten aslında o işleri yaparken çocuğunuzla güzel zaman da geçirebileceğinizi düşünemiyorsunuz. Bir de ilk hamilelikte, ilk çocuğumla çok güzel ilgileneceğim diye hedeflemekten çıtayı o kadar yüksek tutuyor o kadar abartıyor ki insan, düşünüldüğü gibi kaliteli zaman geçirmek çok nadir nasip oluyor galiba.

Annelerin önemli bir diğer yanılgısı da iyi annelikle ilgili sanırım. Bu yanılgı da anneleri o kadar stres yapıyor ki, belki az öncekinden daha da fazla. Korumacı annelik ya da pipirikli annelik dediğimiz bir kavram vardır ya. Çoğumuzun eleştirdiği bu annelik durumuna, hepimiz aynı konuda değil ama farklı farklı konularda düşebiliyoruz.. Kimimiz yemek yedirme konusunda çok pipirikli ve aşırı stres oluşturan bir sorumluluk hisseden durumdayız. Kimimiz aman çocuk düşmesin, eli sıkışmasın konusunda hassasız. Kimimiz de korumacı değil de fazla idealist ve mükemmeliyetçi anne olarak bu duruma düşüyoruz. Evet aslında oldukça büyük bir kısmımız, özellikle ilk çocuklarda idealist annelik yanlışına düşüyoruz. Ve şu saatte yemeğini yesin, haftada şu kadar gün sebze çorbası yesin gibi hedefler gerçekleşmeyince KORKUNÇ yıpranıyoruz. Ya da gerçekleştirmek için KORKUNÇ yıpranıyoruz.

Mesela, çocuğun bazen büyük tuvaletini yapmadığı için bağırsaklarındaki ağırlıktan dolayı acıkma hissetmediğini düşünemeyip, kesin acıkmıştır şu kadar saattir yemedi diye düşünüyoruz. Çocuğun acıkınca hissedeceği yemek yeme isteğinin gelişmesini engelliyoruz. Ya da eli çekmeceye sıkışmasın diye o kadar çok önlem alıyoruz ki, çocuk eli birkaç kere sıkıştıktan sonra öğreneceği elini koruma refleksini öğrenemiyor. (Bırakalım da sıkışsın dursun eli çekmeceye demiyorum, ama bazı durumları da yaşamalı ki çocuk öğrensin elinin sıkışacağını)

Ben bu idealist anneliğin sağlıklı besleme ile ilgili kısmını ilk çocuğumda çok yaşamışım. Dönüp bakıyorum da ne kadar yıpratmışım kendimi. Oğlumun 1 yaş civarı sıralarıydı sanırım. Kayınvalidem oğluma yemek yedirdiğim bir anda demişti ki, “çocuğun karnı doysun da ne yerse yesin”. Aaaa olur mu hiç anne dedim ya, olur mu ne yerse yesin ya. Şu mineral ihtiyacı, şu vitamin ihtiyacı ne yerse yesin olur mu, cık cık cık.

Sonra oğlumun yemek yeme sorunuyla geçen aylar ve hatta yıllardan sonra, ben öyle bir duruma geldim ki, amaaan karnı doysun da (doymazsa bana verdiği eziyetten değil, kendi çektiği eziyet daha büyük) ne yerse yesin dedim içtenlikle. ( Bu ne yerse yesin cümlesinin içine elbette hazır yiyecekler, abur cuburlar, katkı maddeli gıdaları vb. katmıyoruz. Ama çocuk 2 gün arka arkaya makarna yerse, kendimizi kötü anne zannetmeyelim lütfen. Çocuğun karbonhidrat ihtiyacı % 80 olduğuna göre, makarna pilav ihtiyacı sebze ihtiyacından çok daha fazla. Haftanın bir çok günü çocuğu sebzeye ya da sebze çorbasına boğmanın, illa ıspanak diye tutturmanın, çocuğum şu sebzeyi yemiyor bir şey olur mu, çocuğum balık yemiyor bir şey olur mu diye düşünüp gerilmenin bir manası yok. Çocukların ağılıklı ihtiyacı olan karbonhidrat ve proteinler, ve bunların kaynağı olan bir çok besini çocuklar büyüme dönemlerinde seviyorlar zaten. Sebze ve meyveler elbette çok faydalı, ama yenme yüzdelerini düşünecek olursak, sandığımız gibi büyük bir yüzdeyle ve önemle ilk sıralarda değiller. )

Evet büyüklerin tecrübesinden ders almak lazımmış, artık ben de yesinler de ne yerlerse yesinler diyorum. Hatta bazen ellerine ekmeği tuzlayıp veriyorum, yiyorlar. Yıpranmıyorum, yıpratmıyorum. Çok şükür iştahlı çocuklar oldular her ikisi de, hemen hasta olan çocuklar da değiller, sağlıkları afiyetleri yerinde. Hazır yiyeceklerden uzak durduğumuz sürece çocuklar her vitamini, vücutlarına yarayışlı her besini alıyorlar. (Bu arada hazır yiyecekleri, çikolataları da zalimlik yaparak birden keselim ya da hiç vermeyelim demiyorum, ana öğün yerine geçmemeli, ve her gün değil haftanın birkaç günü aralıklı olarak yemeleri, hazır gıdalara bağımlı olmamaları açısından önemli tabi)

Hayatın bütününü düşünecek olursak, çocuğun 2 gün arka arkaya makrna yemesi, ya da düşmeleri, elini sıkıştırması, balık yememesi, hayatını ciddi olarak etkileyecek şeyler değildir. Evet sağlıklı beslenmeyi önemseyelim ama abartmadan, yıpranmadan. Anne olarak çocuğun hayatını gerçekten etkileyecek olan daha önemli konularda kafa yormak lazım. Çocuğa hitap tarzımız, ona muamelemiz, birlikte geçirdiğimiz vakitlerde çocuğun neler hissettiği çok daha önemli, ve çocuğun hayatını, karakterini, ruh sağlığını etkileyecek kadar büyük şeyler.

Evet, şimdilik aklıma gelen şeyleri hızlıca yazdım, önceki yazıda ve bu yazıda ne dedik bir tekrar edelim:

– Annelerin ne yaşadığını anne olmayan anlayamaz, muhataplarımıza şikayet eder tarzda anlatıp, muhatabımız bizim ne yaşadığımızı bilsin anlasın diye uğraşmamak lazım.

– Çocuklar insanı ne kadar yorarsa yorsun, onların ne büyük nimet olduklarını düşünmek (gece uyurlarken bakarak düşünmek iyi oluyor), onları ne kadar sevdiğimizi her zaman değişik vesilelerle hissetme alıştırmaları yapmak lazım.

– Çocuklu anne olduğumuzu kabul edip, evimizin, yolculuğumuzun, dışarıda yediğimiz bir yemeğin, misafirliğimizin başka insanlardan farklı olmasının normal olduğunu kanıksamak lazım.

– Bir şey tamamen yapılamayınca, tamamen terk edilmez kaidesinden hareketle, çocukla tadı çıkmıyor, o sırada hep çocukla uğraşacağım diye, hayatımıza renk katan eğlencelerden, gezilerden ve bunun gibi şeylerden kendimizi mahrum etmemek en doğrusu. Olduğu kadar gezeriz, olduğu kadar yaparız ederiz, keyfini çıkarırız diyerek hareket etmek lazım.

– Çocuğun ve ailenin mutluluğu için fedakarlık yapmak her dişinin doğasında, yapısında, fıtratında var. Yaptığımız işleri, karşılık almadan mecburiyetten yapılan zoraki işler değil de, hiçbir karşılık alınmayacağı halde başkalarının mutluluğu uğruna severek yapılan işler diye kategorize edip yapalım, ki bunun adı fedakarlık. Son çağın unutturduğu fedakarlık isimli erdemi, bulup yaşatmak lazım.

– Her yeni iş çıktığında yeni bir fedakarlık alanı çıkmış olsun, her yeni fedakarlıkta yaptığımız fedakarlık artmış olsun. Yapılan her yeni fedakarlıkla, fedakarlık pilimiz biraz daha dolmuş olsun. Harcanmayan ve sürekli kendi kendini dolduran bir pilimiz olmuş olsun. demiştik.

– Çocuğumuzla kaliteli zaman geçirmeyi hayatın her anında ve her alanında arayalım. Sadece çok çok özel vakitlerde kaliteli zaman geçirilebileceği yanılgısına kapılmayalım. Gündelik her beraberliği, (çiş, uyku, alt alma, yemek) kaliteli zaman haline getirebilmek için kafa yoralım, yeni yöntemler ve çözümler düşünelim.

– İster yemek, ister uyku, ister günlük düzen ve plan; hangi konuda olursa olsun mükemmel annelik, ideal annelik için kendimizi yıpratmayalım. Zamanımız olmayınca, ya da şartların gereği bir çok şeyi geçiştirmek ya da gelişigüzel yapmak durumunda kalabiliriz. Kendimizi kötü anne gibi hissedip, beslenme için veya çocuk düştü diye suçlamak yerine, aslında çocuğun ruh sağlığı ve mutlu bir karaktere sahip olması için gereken daha büyük daha önemli ayrıntıları düşünelim. Çocuğun 2 gün arka arkaya makarna yemesi hayatını çok etkileyecek bir şey değildir, ya da bizi üzecek bir tarzda düşmesi ya da elinin sıkışması. Ama çocuğa yaptığımız bütün muameleler ve onunla ilişki biçimimiz onun hayatına etkiler. Daha çok bu yöndeki anneliğimizi geliştirmeye çalışalım.

Bu yazılar devam edecek, bitmedi… Ama şimdilik bu kadar…

Genel