Kadın olmanın ne demek olduğunu tek kelimeyle anlat deseler ‘incinebilirlik’ derdim herhalde. Yara almaya çok açık varlıklarız çünkü. Zaafları ve hassas noktaları çok fazla olan varlıklarız erkeklere göre.

Kadın olmak ufak tefek şeylerden etkilenmemeyi başaramamak demek. Kadın olmak incinme korkusundan dolayı hep ince düşünmek demek. Kadın olmak kendini hep korumaya alma ihtiyacı hissetmek demek.

Bir kadını en çok inciten durumsa ‘kendisinin dayanılmaz ve sıkıcı bulunması’ desem kimse itiraz etmez herhalde.

Dünyada kapladığımız yerle ilgili sürekli bir tedirginlik var içimizde. Acaba evlilikte varlığımız onaylanıyor mu yoksa dayanılmaz mı bulunuyoruz? İsteniyor muyuz yoksa idare mi ediliyoruz eşimiz tarafından?

Bizden hoşlanılmadığına dair en ufak bir işaret bile o kadar büyük olabilir ki. Tahmin edilemeyecek kadar büyük olabilir. Everest dağına dönüşebilir.

Ya eşimiz bizden hazetmiyorsa.. Hoşlanmıyorsa..

Çok bilinmeyenli bir denklemdir bu. Hoşlanıyorsa sonucunu çıkarmaya çalışırız ama eğer hoşlanmadığına dair bir kaç delil topladıysak gel de çık işin içinden sokağında buluruz kendimizi.

Diğer bütün bilinmeyenleri günde elli kere gözden geçirir dururuz, denklemin sonunda hoşlanıyor sonucunu çıkarmak için.

Ama çıkaramazsak, incinme gerçekleşmişse, hele de bu incinme gün be gün devam ederse, ortaya çıkan manzara pençeler, köpek dişleri ve o türden şeylerden oluşabilir.

Bazen değer görüp görmediğimizi anlamak için o kadar çok trip atabiliriz ki gerçekten kendisinden sıkılınacak bir kadın olmaya kaydığımızı hiç anlamayabiliriz. Uğruna herşeyi göze alabileceğimiz bir kıymetli olma konumunu feda edebiliriz. Peki ne için? Acaba kıymetli miyim sorusuna cevap ararken muvazeneyi kaybettiğimiz için. Alemdeki bütün çelişkilere bin basar bu çelişki.

Bediüzzaman kadın psikolojisi ile ilgili şöyle der:

‘kendini sevdirmek ve nefret ettirmemek ve istiskale maruz kalmamak için fıtri bir meyli var’

Ne kadar da bizim tutkularımızı ve durduğumuz yeri tarif eden bir cümledir bu.

Tam da biz kadınların muamma zannedilen ruh haritasından söz etmektedir.

Ama şunu unutmamak gerekir, o meyil yolunu şaşırabilir. Bir kadın kendinden nefret edildiğini zannederse kendinden nefret ettirebilir.

İncinme gerçekleşmişse, artık kendisinin sıkıcı ve sevilmeyen olduğuna inanmışsa bir kadın, etrafına her anı zehir etme işinin uzmanı olarak dünyaya gelmiş gibi bir performans sergileyebilir.

İşte böyle bir uçlarda yaşarız biz. Bir uçtan bir uca gitmemiz hiç zaman almaz bir anda taa öteki tarafa zıplayabiliriz.

Az önce çok sevildiğimizi düşünürken iki dakika sonra hiç sevilmediğimizi iddia edip ağlayabiliriz.

İşte kadınları anlamak bu kadar kolaydır aslında.

Öyle ‘kadınları anlamanın birinci cildi çıkmış, tam 9834754934 sayfaymış’ gibi espriler yapmaya da hiç gerek yoktur aslında.

Kadınların meylinin nereye olduğunu anlarsanız, kadın ve erkek ilişkileriyle ilgili başkaca tespitler teferruat bile gelebilecektir aslında.