Birkaç gün önce Kesimlik Hayvan- Mezbaha- Kan- Kurban başlığını atarken, konuyu sadece bu kelimelerle anlatıp vahşet tasvirine indirgeyenleri hiciv etmek istemiştim. Ama mail kutuma gelen maillere bakınca gördüm ki, gerçekten vahşet gibi anlayanlar çokmuş.

– Kurbanlık hayvanı kesmeye götürmek bile ne büyük bir acı, empati yapınca düşünmeye dayanamıyor insan?

Lütfen düşünür müsünüz, kesilen canlı, bir hayvan. İnsan tarafımızla, duygularımızla hayvana empati yapmaya çalışıyoruz. Hayvanlarda şuur çok zayıf, yok denilecek kadar az. Sizce bir inek, bir tavuk ya da koyun geçmişi ve geleceği düşünür mü, bilir mi? Az sonra kesileceğini bilmek insana duygusal acı verir, hayvan “az sonra kesileceğim ben” diye birşey bilmiyor. Kesilirken de birilerinin kendisini kestiğini bilmiyor. Bir anlık tanımlayamadığı bir acı hissediyor. Ve o acı da ruh çıkınca anında gidiyor. Dünyada çekilen hiçbir acıyı, mükafatsız bırakmayan merhameti sonsuz Yaratıcımız, kurbanlık hayvanlara cennet hayvanı olma ayrıcalığı veriyor.

– Hayvan çırpınıyormuş, demek ki uzun süre canlı kalıp acı çekiyormuş?

Bunu bilmeyen yok zaten. Hayvanı parçalara ayırıp, yıkayıp pişirmeye götürürken bile etlerinin oynadığını gördüğümde çok şaşırmıştım yıllar önce. Sizce o oynayan etlerin içinde ruh ya da can var, acı var da ondan mı oynuyor? Vücut, incecik sinirlerle damarlarla çok kompleks bir makine, içinde durmadan devir daim yapan bir kan var. Çok yoğun bir faaliyet ve akışkanlık var. Öyle bir vucuttan, – hele ki büyükbaş hayvan gibi cüsseli bir şeyse- hayat çıkıp gittiğinde, durması uzun sürebilir. O damarlardaki hareketin sükun bulması zaman alabilir. Bundan doğal bir şey yok. Buzdolabı bile hani zaman zaman çalışırken durunca, tar tar tar diye ses çıkarıyor, mekanizma hemen duramıyor.

Sitede ta 2008’de yayınladığım, Psikiyatrist Mustafa Ulusoy’un Babacığım bir Daha Hayvan Kesmeyelim yazısında bu iki sorunun cevabı daha özenli ve ayrıntılı var.

Boşuna bir şekilde empati yaparak duygularımızı yıpratmakta özgürüz.

– Ya da, kurbanla ilgili gerçekten empati yapabileceğimiz şeyler de var, yok değil.

Hayvanın bizim gibi, şuuru yoktur o bakımdan benzemeyiz ama bizim o hayvana çok benzeyen bir yanımız var. Bizim vücudumuz da hayvan gibi et, kemik ve kandan oluşur. İnsan bunlu elbette bilir, bilmez değil. Ama düşünmek, idrak etmek, hissetmek pek istemez. Soğan doğrarken elini kesse, nereden çıktı şimdi bu diye gıcık olur. Kendini bu dünyada ebedi kalacak, hiç ölmeyecek gibi hissetmek ister. Adeta kemikleri demirden, eti de taştanmış gibi bir güç ve arzuyla, dünyada uzun süre kalacak gibi kendini tasavvur eder.

Kurbanda akan kanı görmek, ete kemiğe bakmak, işte benim de öyle et ve kemiğim var, ne kadar zayıfım, kanı akıtılsa hemen ölecek aciz bir varlığım şuurunu doğurur. Kalbi yumuşatır, merhamet hislerini artırır. Vahşet ise, kendini güçlü hisseden insanların işidir. Kendinin de etten kemikten olduğunu bir gün öleceğini düşünmeyen, insanları doğramakta beis görmeyen zalimlerin işidir. Kalbi yumuşayanların değil.

– Bir de vahşetin tanımında, birinin hakkını zalimce gasp etmek vardır. Elinden almak, haksızlık etmek vardır. Halbuki kurban ibadetinde kişi, Yaratıcı’nın emriyle, Yaratıcı’nın malı olan hayvanı keser. Emir hayvanın sahibinden gelmiştir yani.

Allah’ın yarattığını Allah’ın emriyle kesiyorum diye düşünen, kurbanı bu inançla kesen kişi; Allah’ın emrini dinleme akdi de yapmış olur. “Yeryüzünde bir insanı müteammiden öldüren biri, bütün insanları öldürmüş gibidir”, “Kim zerre kadar iyilik yapsa karşılığını bulur, ve kim zerre kadar kötülük yapsa karşılığını bulur” gibi sayısız ayetlerde vahşeti yasaklayan Yaratıcı’nın emrini dinlediğini ve dinlemek istediğini gösterir.

Bunlar gibi, insan psikolojisine bakan çok hikmetler vardır muhakkak.

Sosyal hayattaki dayanışma, yardımlaşma gibi hikmetleri saymaya gerek yok ama kısaca şunu ekliyim. Batının chismas, hallowen gibi bayramlarında görünürde büyük bir eğlence ve şaşaa, perde arkasında ise sadece toplumdaki orta ve üst zengin tabakanın gönül eğlendirmesini netice veren, herkesin kendi ailesine hediyeler sürprizler yaparak, alışveriş ve israfın tavan yaptığı bir manzara varken… bizim dinî bayramlarımızın her ikisinde de israfın sıfırlandığı, kalplerin yumuşadığı, görünürde noeldeki gibi süslü lambaların ve debdebenin olmadığı, ama sevindirilen fakir kalplerde çok büyük bir coşku ve minnetin olduğu, görüntüsü süslü değil ama perde arkasında gerçek ve anlamlı bir şaşaa bulunan bir manzara var..

Kıymetini bilelim.

Genel