O makas farkı

Yeni Şafak gazetesi yazarı İsmail Kılıçarslan zurnanın zırt deliği bir konuyu yazdı iki gün önce. Sanırım pek çoğumuz okuduk.

Dindar kızların neşeli, aktif, ümitli olduğunu… İslamcı erkeklerin ise mutsuz, dünyayı kurtarma edebiyatı yapan ama eyleme geçemeyenler olduğunu.

İnşallah öyle değildir bana öyle gelmiştir ama… Bu yazının kadınlık enaniyetini besler şekilde sosyal medyada paylaşıldığı izlenimine kapıldım. Bazı hanım arkadaşlar tarafından. Ya bakın biz kadınlar böyleyiz işte. Hayatı tanımak, duyarlılık, faaliyet dedin mi erkekler elimize su dökemez bağlamında.

Yazıda haklı noktalar elbette ki vardı. Ve iyi bir niyetle yazılmıştı.

Fakat bazen öyle bir cümle kullanırsınız ki, söyledikleriniz başka yere çekilebilir hale gelir. İşte bu bakımdan sonundaki şu incitici cümle olmamıştı bence:

Bir yerden bir yere ulaşmayı kafaya koyduysan trene bakmanın bir faydası yok.

Zaten erkekleri ilkel, eksik ya da imalat hatası gibi gören nazarların tazyiki altındayız… Bir kısım medya da tam bu istikamette çalışıyor. Bir de böyle cümleler okumak üzüyor insanı. Bu da bizden bir geri bildirim olsun.

Yazıda bahsi geçen, müennesler ile müzekkerler arasındaki 'o makas farkına' gelecek olursak.

Cinsiyetler hakkında konuşurken sadece İslamcılık- dindarlık bağlamından bakmak sanırım eksik olur. Dini ve inancı ne olursa olsun, kadınlar böyledir erkekler ise şöyle şeklinde bir gerçek var. Devasa bir farklılık bir gerçeği.

Yakında şahit olduğum bir tablo üzerinden anlatmaya çalışayım. Hem farklılığı. Hem de farklılıktan hoşlanmayanları.

Bir süre önce ilkokullu kızımın aşırı aşırı ısrarıyla bir doğumgünü davetine katılmak durumunda kalmıştım. Salon gibi büyük bir yerde, çocuklar ve anneler vardı. Biraz daha uzak bir tarafta da sayıca az babalar. Kadınlar her zamanki gibi neşeli, cıvıl cıvıl. Birşeyler yapıyorlar, konuşuyorlar. Erkekler ise elbette ki sessiz. Birbiriyle konuşan tek tük. Genelde soğuk bir duruşları var.

Bir tane de kadınların arasında, adeta kadınlık ruhuna kendini adapte etmiş bir erkek var. Efendim güleryüzlü, canlı, sempatik. O kadar kadının içinde yeri geliyor çay koyuyor. Yeri geliyor serviste ne eksik, ne fazla bakıyor filan.

Sünnet-i seniyyede de açık olduğu gibi, erkek, bazı şahsî işlerini ya da evle ilgili şeyleri yapabilmeli. Çay da koyabilir, mutfakla salon arasında mekik dokuyan eşine yardımcı da olabilir. Fakat o manzarada, o kadar kadının arasında ve kadınca bir tarzda olmasıydı garip olan.

Oradakilerin de garipsediğini mi sandınız? Benim gibi bir kaç kişi dışında herkes hayrandı. Ne kadar ince, ne kadar ilgili adam diye düşünüyorlar. Asıl ciddiyetle oturanlara sinir oluyorlar. Erkekler böyle işte diyorlar ama hoşlanmayarak. Unutmadan, bu hanımların çoğunluğu da Türkiye ortalamasını yansıtan şekilde başörtülü.

Yüzyıllardır erkekler de kadınlar da böyleydi. Fakat şimdi erkeklerin hali yadırganır oldu. Neden böyle oldu? Bilmiyorum. Belki de dizilerin, ya da popüler kültürün yaptığı böyle bir etki var. Erkeklerin sessiz, duygusuz ve ciddi duruşunu kusurmuş gibi gösteren bir etki. Ve hep kadınla karşılaştıran… Erkek ne kadar kadına benzeyebilirse o kadar düzelecekmiş gibi bakan bir etki.

Hep kadının sahip olduğu özellikleri bir erdem olarak gören. Hep erkeği kadın üzerinden eksik tanımlayan bir etki. Erkeğin 'duygusal ve detay algısı' kadına göre geridir, gelişmemiştir demekten imtina etmeyen.

Fakat kadını erkek üzerinden eksik tanımlamak şıkkından hoşlanmayan. Mesela kadının da 'gerçeklik ve bütünlük algısı' erkeğe göre geridedir diyemeyen.

İşin aslı böyle geridir tabirleriyle ifade etmeyi de kaba buluyorum. Bir tabir kullanacaksak ileride demeli. Ekstralar var yani her iki tarafta da. Kadın duygusal olarak daha ileride, erkek analitik olarak.

Peki bu farklılıklar kadın erkeğe, erkek kadına benzemeye uğraşsın diye midir? Kadınlar erkekler kadar cesaretli, erkekler kadınlar kadar ince olsun diye midir?

Yoksa herkes kendi parkurunda sağlıklı ilerlesin diye mi verilmiştir?

Mesela erkeğin kadın kadar duyguların etkisinde olmaması, sosyal hayatta onu dayanıklı kılmaz mı? Kadın gibi her sözden nem kapıp bir köşelerde ağlayan bir fıtratı olsaydı nasıl yapacaktı eve ekmek getirme işini? Bir aileyi himaye etme görevi ne zaman ne yapacağı belli olan bir fıtrata yüklenmeyecekti de kime yüklenecekti? Kafaya bir onu bir bunu takan bir duygusal salınımı olsaydı, erkek nasıl güvenilecek sağlam bir liman olacaktı? Kadın dalgalı ve değişken bir deniz gibiyse, erkeğin durağan bir liman olmasından daha normal ne olabilirdi?

Fakat malesef bu soruları sormak yerine erkeğe kadını hedef gösteren bir anlayış türemeye başladı.

Evet, o makas farkı belki bu kadar açık olmamalıydı. Ama zaten vardı, olmalıydı.

Diğer yandan. Erkekler duygulu, düşünceli ve atılgan olmasın mı olsun. Ama kadın kadar değil, kadın gibi değil lütfen.

Hz. Peygamber, Hz. Ebubekir, hatta sertliğiyle beraber hassaslığıyla da dikkat çeken Hz. Ömer gibi incelik örnekleri var önümüzde.

Fakat erkekten incelik bekleneyler ekseriya temel erkeklik özelliklerini yererek bu işi yapıyor. İşin rahatsız edici ve sorunlu kısım bu.

Ayrıca erkeklerin incelmesi için öküz hitaplarına maruz kalmaları mı lazım? Kendilerini eksik ve sorunlu mu hissetmeliler? Yoksa kendi özelliklerinin ne çok ihtiyacı karşıladığını bilmek midir onları daha çok ihtiyaç karşılamaya, ilgili olmaya sevk edecek olan? Mutmain ve mutlu olmaya götürecek olan…

Psikoloji ilimleri bu soruların cevabını vermiş aslında. Çok sorunlu ve eksik damgası yiyenler, bu yarayı örtmek için ekseriya kusursuzmuş gibi davranıyor. Dengesiz olabiliyor. Ya da kendi kendilerine küsüyor.

O yazıdaki başka bir gözleme göre ise erkekler düşünmekle, kızlar düşündüklerini yapmakla meşguldü. Öyleydi tabi. Türkiye gibi bir ülkede bu gayet doğaldı.

Bir kız evladının eline iş alması minicikken eline salatalık alıp soymasıyla başlıyor. Çay koymadan, ev temizlemeye, bakkala gidip ekmek almadan, kardeşinin altını değiştirmeye.

Erkek evlatlarımıza yatak toplamayı öğretelim dediğimizde ise, yok ya olmaz öyle şey bakış açısıyla karşılaşıyoruz. Eşi ya da evladından bunları beklerse, kendi hamaratlık imajına dokunur diye endişelenenler. Fedakar görüntüsü yerle yeksan olur diye korkanlar çok.

O makas farkının çok çok açık olmasının bir nedeni belki de bu.

Erkeğin elinin hiç bir şeye değmediğinden yakınanlar da… Düşüncesiz olduğunu ileri sürenler de… Kullandığı tabağı kaşığı masadan almıyor olmasından şikayet edenler de… Bu durumu değiştirmek için ufak bir adım atmaktan bile çok korkuyor.

İşte bunca senedir baktığım annelik, eşlik ve bloggerlık perspektifinden görünen bu.

Erkeklerin hayatın içinde olmadığından yakınan kadınlar. Lütfen bu kadar korkmasanız. Biraz onare ve cesaret verseniz hem kendinize hem onlara.

Erkeklerin hayatın içinde olmadığından yakınan erkekler. Lütfen önce kendinizden başlasanız. Biraz evinize en yakınınıza el atsanız siz de.

Küçük görmeyin lütfen. Hayat en çok, en küçük şeylerin yanında.