Ekleyen : busra
Tarih : 2010.07.25 00:00:00
Ödülsüz cezasız çocuk yetiştirmek

14. Etkin Dinlemeye Devam Ediyoruz



Etkin dinleme, konuşanın anlattığından anladığımızı,  kendimizden bir şey katmadan konuşana kendi sözcüklerimizle geri iletmektir, demiştik. Neleri geri iletebiliriz?

. Konuşanın duygularını (Arkadaşına kızmışsın)
. Düşüncelerini (Ondan öç  almayı düşünüyorsun)
. Duygu ve düşüncelerini birlikte (Kızdığın için karşılığını vermeyi düşünüyorsun)
. Bunları yakalayamamışsak (sık olmamak kaydıyla) içeriği de geri iletebiliriz.(Hıı arkadaşın seni oynatmadığı için sen de onu oynatmayacağını söylüyorsun.)

Etkin dinlememiz için konuşanın açık değil, kodlu konuşması gerektiğini biliyoruz. Peki, bir iletinin kodlanmış olduğunu nasıl anlarız?

. Duygu yüklü ve net değilse (Çok kötüyüm)
. Yersiz ve zamansızsa (Güzel bir sohbet sırasında “Ölmek nasıl bir şey?”)      
. O kişiden beklemediğimiz bir şeyse, anlamsızsa (Anne saat kaç?)

Son örneği ele alalım:                                   
Çocuk: Anne saat kaç?

Anne: (Çocuğunun saati okuyabildiğini, kolunda ve odasının duvarında saati olduğunu bilirse, aslında çocuğunun saati sormadığını bunun bir kod cümlesi olduğunu anlar ve bunu kendine göre çözer) Çizgi filmine daha çok zaman var.
Çocuk: Onun için sormadım, karnım acıktı da…

Etkin dinleme bu örnekte olduğu gibi yanlış anlama ve anlaşılma olanağı bırakmaz.

Etkin dinleme görünen sorundan gerçek soruna ulaştırır.

Eski yıllardan bir grup çalışmasındaki bir annenin yaşantısı bunu çok iyi anlatıyor: Kış mevsimine rastlayan bir bayram tatilinde Sapanca’daki tatil evlerine gitmişler. Dönüş için üst katta hazırlanırken bahçeden beş yaşındaki kızının canhıraş feryadını duymuş. Çocuk koşarken ayağı takılmış ve küçük bir kayanın üzerine düşmüş. Hava soğuk olduğu için üzerinde kalın bir eşofman varmış ve düşmenin şiddetinden göğsü zedelenmiş ve eşofmanın üstünde bile birazcık kan izi varmış. Babası “Yok bir şey, geçti işte, artık sus” derken çocuk ağlamasını daha da yükselttiğinde anne yanlarına ulaşmış ve kızını okşayarak “ Kim bilir canın ne kadar çok acımıştır” demiş ve küçük kızı aniden susmuş.

(Nedir burada çocuğun ağlamasını durduran? Annesinin sözleri ile acısı mı geçmiştir? Hayır.  Ama annesinin onun neler hissettiğini anlamış olmasıyla gönlünün acısı geçmiştir. Anlaşılmış olmak çocuk ruhu için -aslında hepimiz için- yaralara iyi gelen bir merhem gibidir.)

Aile arabalarına binip İstanbul’a dönerlerken küçük kız ara ara yine ağlama krizlerine girmeye başlamış. Annesi de her seferinde  “Halâ canın acıyor?” diyor, çocuk susuyor ve bir iki dakika sonra yine ağlamaya başlıyormuş. Bir yandan  baba da eşine “N’oldu etkin dinleme?” derken anne çocuğunun canının yanmasından başka da bir sorunu olabileceğini düşünmüş ve “Sen galiba korkuyorsun” demiş. Minik kız hemen “Eveeet, acaba kalbim de delinmiş midir?” deyivermiş. Baba derhal arabayı yolun kenarına park edip kalbinin göğüs kafesi içinde nasıl korunduğunu… vs. anlattıktan sonra çocuk rahatlamış ve yol boyunca bir daha ağlamamış.

Etkin dinleme, çocuğun sorununu sahiplenmesine, çözerek büyümesine ve kendine olan güveninin artmasına neden olur:

Gordon öğretisi ile tanıştığımda, bunu halka açık seminerlerle insanlara duyurmaya çalışıyordum. Bir yuva sahibi sanıyorum bu yolla beni buldu ve okulunda bu çalışmaları yapıp yapamayacağımı sordu. Gordon öğretisinin sonuçlarını görebilmek için bu yuvayı pilot alan olarak ele aldım ve çalışmalara başladık. Tüm veliler ve öğretmenler tanıtımdan sonra grup çalışmalarına istekle katıldılar. Yuva ve veliler çocuklardaki olağandışı gelişmeleri gördükçe heyecanlanıyorlardı. Ancak velilerin bir kaygıları vardı ve şöyle dile getiriyorlardı: “ Şimdi her şey çok iyi. Çünkü evde de yuvada da duygu ve düşüncelerini rahatça söylüyorlar, rahatça hayır diyebiliyorlar, ama ilkokula gittiklerinde  n’olacak? Bizim çocuklar uzaydan gelmiş gibi olmayacaklar mı?”   Ben de onlara “ Bu yöntemle atılgan bireyler yetiştireceğiz. Atılgan bir birey ne ezilir ne de ezer ve mutlaka zorda kaldığında kendine bir çıkış yolu bulur. Yaşayıp göreceğiz” demiştim. Ve gerçekten yaşayıp çok güzel şeyler gördük. Sırası geldiğinde örnekleri paylaşacağım.

Şimdi, sonradan çok iyi dost olduğum, çok iyi bir eğitimci olan ve bu öğretiyi yaymaya çalışan yuvanın sahibinin  etkin dinlemesinin çocuğu nasıl büyüttüğü ve sorun çözücü hale getirdiği örneği paylaşayım:

Üç minik kız bahçedeki kaydırağın üzerinde evcilik oynuyorlarmış. Merdivenin altıda bir oğlan çocuk da kendisini oyuna aldırmak için kızlara dil döküyormuş. Ama kızlar her öneriye hayır diyerek onu geri çeviriyorlarmış.  Çocuk ne yapacağını bilemez durumdayken Ayşe öğretmeninin kendilerini izlediğini görünce koşup yanına gelmiş ve

Çocuk: Ayşe öğretmenim ben de oynamak istiyorum, beni almıyorlar.
Öğretmen: Sen de onlarla oynayamadığın için üzülüyorsun.
Ç: Evet. Her şeyi denedim, olmadı, kabul etmiyorlar.
Öğ: Her şeyi denediğini, deneyecek bir şey kalmadığını düşünüyorsun.
Ç: (Duralamış ve koşarak kaydırağın altına ulaşmış, kızlara) Bakın aklıma başka bir şey geldi.
Kızlardan biri: Sana demin söylemedik mi? Biz baba falan istemiyoruz, anlamıyor musun?
Ç: Ben yine baba olmak istediğimi söylemeyecektim ki..
Kız: Ne diyecektin?
Ç: Sizin apartmanın kapıcısı olayım, diyecektim.
Kızlardan biri: …………Efendi köpeği gezdir..
Diğeri: Dönerken de bakkaldan bana ekmek al……
Bir başkası…………………..

Bu örnek aslında bize ne çok şey anlatıyor. Eğer biz çocuklarımızın sorunlarını sahiplenip çözmesek, çocuklarımız kendi sorunlarını çözebilecek yeteneğe sahipler. Onların sorunlarını çözmelerine fırsat vermeyerek büyümelerinin, kendine güvenmelerinin önüne set çekiyoruz aslında.

Bu örnekteki çocuğun yetişkin halini düşünelim. Acaba yaptığı bir işte başarısızlığa uğrasa pes eder mi, yoksa başka çözüm yolları mı arar?
Sevgili dostum bu örneği paylaştıktan sonra “Eskiden olsa çocuğu dinledikten sonra onu elinden tutar, kızların yanına götürür, ‘yaptığınız çok ayıp, bakın arkadaşınız da sizinle oynamak istiyor, hadi bakalım kardeş kardeş oynayın’ diye çocuğu aralarına koyardım. Tabii hepsi mutsuz olurdu” demişti. Çok doğru. En önemlisi de çocuk bir sorununun öğretmeni ya da anababası tarafından çözüldüğünü gördükçe, sorunlarını çözüp çözemeyeceğini bile düşünmeden her başı sıkıştığında hemen büyüğüne koşar. Böyle olunca da kendine güvenen değil, büyüğüne güvenen bağımlı bir birey olur.

Etkin dinleme çocuğun kendi kararlarını vermesine, dolayısıyla sorumluluk duygusunun gelişmesine yardım eder:

Buna çok güzel bir örneği de kendi yaşantımdan vermek istiyorum. Oğlum lise birinci sınıfın son günlerinden birinde okuldan geldi ve bana: 

Kerem- Anne ben önümüzdeki yıl matematik bölümüne mi gideyim, yoksa fene mi? Bu gün okulda sordular ben seçimimi yapamadım?
Ben- Karar veremedin.
K- Evet, ikisini de istiyorum. Çünkü birinin ana dersi matematik, ötekinin fizik. İkisini de çok seviyorum.
B- İkisinden de vazgeçemiyorsun.
K- Evet. Şimdi bak, matematiği seçersem matematiği 6 saat okuyacağım, fiziği 4 saat; feni seçersem fiziği 6 saat, matematiği 4.
B- Denklik bozulmuyor. (???)
K- Şu şekilde bozulabiliyor: Saati az olan ders 2 saat seçmeli olarak alınabiliyor. (bu noktada  seçimini etkileyecek bir bilgi çıkıyor ortaya)
B- Birini seçmeli olarak alırsan iki dersi de 6 şar saat okuyabileceksin.
K-  Evet ama seçmeli ders olarak matematiği düşünebilirim, fiziği değil. (bir karar daha veriyor)
B- Senin için seçmeli dersin seçimi de önemli demek ki.
K- Evet. Seçmeli derste konular ana dersin konularını tamamlayacak şekilde seçilmiyor. O nedenle fiziği seçmeli alamam.  (İşte karar belirmeye başladı)
B- Fiziği ana bölümde okuyup matematiği seçmeli almak sana daha uygun geliyor.
K- Evet
B- Fizikte hiçbir konunun noksan kalmasını istemiyorsun.
K-Evet. Onun için ben en iyisi feni seçeyim. (Kesin karar ve kendi kararı)

Bu örnekte neler oldu? Aslında ben oğlumun fiziği seçmesi gerektiğini bana sorduğu anda söyleyebilirdim. Çünkü fizik dersini tüm derslerinden daha çok sevdiğini biliyordum. Ama söyleseydim bu O’nun değil benim kararım olacaktı. Ve O seçiminin sorumluluğunu taşımayacaktı. Bunun sayısız örneğini sizler de görmüşsünüzdür. Bazı anababalar üniversite seçiminde çocuklarına baskı yapar ya da kendi istediklerini seçmesi için çocuklarını ikna etmeye çalışırlar. Sonuçta çocuk başarısız olursa “Ben …. okumak istiyordum, siz bunu istediniz, sonuç bu!” deyip başarısızlığının sorumluluğunu kendi adına karar veren anababasına yükler.

Yeniden örneğe dönelim: Oğlumun her cümlesini sanki ilk cümlesiymiş gibi ele aldığıma dikkat ettiniz mi? Aslında bu etkin dinlemenin kolay yanı.
Hiç soru da sormadım. Eğer soru sorsaydım bana vereceği yanıtla kendi düşünceleri dağılacak, ana yoldan patikaya girecek, sonra yine ana yola çıkmak için uğraşacaktı. Etkin dinlemede sorunu anlamak için de olsa soru sormak yoktur.

Çocuğumun sorununu çözmeyeceğimi bildiğim için rahattım ve bu nedenle de O’nu çok rahat dinleyebildim, kendi düşüncelerimi kendime sakladım ve paylaşmadım. Kararını kendisinin vermesini istediğim için O’nu etkilemeye çalışmadım.
Böylece oğlum bölümünü kendinden emin olarak seçti.

Etkin dinlemenin diğer sonuçları:
Etkin Dinleme ile büyüklerle küçükler arasında daha yakın ve anlamlı ilişkiler kurulur. Dinlenildiğini gören çocukta kendine değer ve önem verme duygusu gelişir. Benlik saygısı yükselir. Kendini var ve değerli hisseder. Özellikle gençler, kendilerini değerli hissettiklerinde, bu duyguyu kendisine yaşatan  kişiye yakınlaşır ve onu daha çok sever.  Çocuklar ve gençler sevip saydıkları büyüklerine  sorun çıkarmazlar. Böylece disiplin için harcanan zaman, eğitim - öğretim için sevgi ve saygı içeren  sorunsuz bir zamana dönüşür. Etkin dinleme İnsanların birbirini daha iyi tanımalarına neden olur.  Dinlenmenin tadını alan çocuk da anababasının duygularına duyarlı hale gelir. Etkin dinleme aile iklimini yumuşatır. Etkin Dinleme çocuğun yetişkin benlik durumunu büyütür.Sorunlarını çözdükçe bağımsızlaşır. 

Etkin Dinleme dinleyeni de değiştirir: Kabulünü arttırır.


Ne zaman kullanılmalı?

Çocuk/Konuşan yoğun duygular yaşarken, kodlanmış ileti gönderdiğinde ve  sorunu olduğunda.

Konuşmayı çok sevmeyen çocukların beden dilleri de etkin dinlenip konuşmaları sağlanabilir:

Bir gün eve geldiğimde oğlumun müzik çaları odasının ortasında darmadağınık ettiğine tanık oldum. Henüz ortaokuldaydı. Ne yapmaya çalıştığını sordum, uzaktan kumanda yapmak istediğini söyledi, ( O zamanlar kumanda aletleri yoktu, ya da bizde yoktu)  “ Hıı” dedim ve odasından çıktım. Olan olmuştu. O anda “Ya yapamazsan ne olacak, aleti gerisin geriye doğru olarak toplayabilecek misin?” gibi soruların duruma hiç yararı olmayacak belki de O’nu iyice panikletecekti. Sustum. Aslında cesareti hoşuma da gitmişti.  Bir zaman sonra odama geldi, hiçbir şey söylemeden yüzünde bir gurur ifadesiyle bana baktı,  dönüp gitmek isterken “Çok mutlu ve gururlu görünüyorsun” dedim. Döndü “Evet öyleyim. Çünkü başardım. Aslında çok da korktum ya bozarsam diye” cümlesiyle başlayarak gece müzikle uyumak istediğini, ama uyuya kalırsa müzik çaların sabaha kadar açık kalmasından korktuğunu, kalkıp kapatırsa da uykusunun kaçmasından korktuğunu anlatarak bana içini açmış oldu. Eğer ben onun yüz ifadesini okuyup ona geri bildirim vermeseydim çocuğumu dinleme şansımı kaybedecektim. Çünkü yaptıklarıyla övünen bir yapısı yoktur.
İletişim engelleri konuşan çocuğun konuşmasını engeller. Akan suyun önüne konulmuş bir set gibidir. Etkin dinleme ise suyun doya doya akmasını sağlar.
  
Yanlış kullanımları:
Çocukları rehberlikle etkilemek, (Zayıf not almış   çocuğa)
 - Bu kadar çalışmanın yetmediğini düşünüyorsun.
 - Daha çok çalışmamı istiyorsun .
 - İş işten geçmiş sayılmaz değil mi?   (Bu örnekte büyük değil, çocuk etkin dinliyor aslında ) 
Kapıyı açmak, sonra yüzüne kapamak, 
-Üzülmüşsün, bu kadar çalışmayla ne bekliyordun ki?
Papağanlaşmak, ( Duyguyu değil kodu tekrar etmek)
 - Anne ben güzel miyim?
- Güzel olup olmadığını merak  ediyorsun.
 Somut bir şey istediğinde,
- Anne harçlığımı ver.
-Harçlığını istiyorsun.
- Bırak şimdi etkin dinleme numaranı servis kaçacak, okula geç kalacağım.
(Bu örnek benim gruplarımdan birinde paylaşıldı. Anne “Benim çocuğum etkin dinleme istemiyor diye dert yanmıştı.)

Empatisiz dinlemek 
Eğer kendinizi çocuğunuzun yerine koyup onun gözlerinden dünyayı görüyormuşçasına sorunu karşısında ne hissetmiş olabileceğini anlamaya zamanınız yoksa ya da dinleyecek ve anlayacak durumda değilseniz, yani onunla empati yapamayacaksanız lütfen dinlemeyin. Yarım yamalak dinlenilmek çocuğu hırpalar, kendini değersiz hissettirir ve size olan güvenini sarsar. Kaldı ki anababalar  insandır, tanrı değil. Her zaman çocuklarının emrine amade olamazlar. Bir başka zamana erteleyip erteleyemeyeceğini sorun. Dinlediğiniz zaman da bedensel ve psikolojik olarak onunla birlikte olun. Göz göze- diz dize….
Dinleme en etkili iletişim becerisidir. Hemen hemen tüm anlaşmazlıklar dinlemeyi bilmediğimiz için tırmanıyor. Bir çatışma anında konuşanı “Ona şimdi şunu söyleyeceğim bakalım ne yapacak?” diye hesap kitap yaparak dinlediğimizde tabii ki anlatanın ne anlattığını kaçırıyoruz. Oysa “Ben ne söylemeliyim?” yerine “O ne anlatıyor?” diye dinlesek bir çok çatışma başlamadan bitebilir ve ilişkiler sağlıklı bir zemine oturabilir.
Gordon’un Doktor Hasta İşbirliği kitabındaki uzun  şiirin bir bölümü:


Dinle…
...........................
Belki dualar bazen bunun için işe yarar:
Tanrı sessiz kaldığı, öğüt vermediği,
                   işleri düzeltmeye kalkmadığı için.
“O”,  yalnızca dinler.
  Senin işini sana bırakır.
 ……………….. 
 

Sevgili anababalar şimdi artık “duyguları anlama listesi” ndeki etkin dinleme yanıtlarınızı yazabilir ve pratiğe başlayabilirsiniz. Etkin dinlemenin bir beceri olduğunu tekrarla yerleşeceğini ve önem verdiğiniz ilişkilerinizi daha doyurucu, anlamlı ve sıcak kılacağını hatırlatmak istiyorum.

(Öneri: Son üç yazıyı arka arkaya okumanızda yarar var. Bu yazı çok gecikti çünkü)

Tüm uğraşlarınız kolay gelsin.

(Birsen Özkan yazılarından metin ya da resimlerden alıntı yaparken lütfen yazarın adını belirtiniz. Kaynak göstermeden alıntı yapmak 5846 sayılı fikir ve sanat eserleri yasasına göre suçtur.)

Yorum yazmak için GİRİŞ »
5617
busra 2010.07.28 tarihinde dedi ki :
ben bir anne-baba değilim ama yazılarınızı dikkatle takip ediyorum. bu yazınızdaki "yanlış kullanım" maddelerinden "papağanlaşmak" kısmını okuyuncaya kadar hep bunu, yani papağanlaşmış olmayı düşündüm. şimdi de hala anlayabilmiş değilim. ben bu tip cümleleri birine söylesem her halükarda "bunu istiyorsun"/"böyle olduğunu düşünüyorsun" gibi örneklerin hepsinde kendimi oldukça papağanlaşmış hissederim zaten. somut olarak böyle bir şeyi ben denemediğim için, yanlış düşündüğüm kesin. ama böyle uzaktan bakınca hiç anlamlı gelmiyor. bu konuda kalbimiz nasıl mutmain olur/olabilir?
yasin
busra 2010.08.20 tarihinde dedi ki :
Merhaba, Papağanlaşmak örneğinde geçen "Anne ben güzel miyim?" sorusu etkin dinlemede nasıl cevaplandırılmalı? Diyalog nasıl gelişmeli? Cevap verebilirseniz çokkkkkkk memnun olacağım :) Lütfennnnn.
buse
busra 2010.08.22 tarihinde dedi ki :
Büşra Hn, Birsen hn olmasa bile siz yorumları bir şekilde cevaplandıramaz mısınız? Çünkü yorum bırakırken cevaplandırılacağı düşüncesiyle yorum bırakıyoruz. Kendi kendimize konuşuyormuş muamelesi yapılmış oluyor cevap gelmeyince. Sevgilerimle.

BÜŞRA: notunuzu Birsen Hanım'a ilettim. kendisi teknik bir arıza yüzünden siteyi görüntüleyemiyormuş. yakında cevaplayacak.
buse
busra 2010.08.24 tarihinde dedi ki :
Merhaba Yasin Bey,
Etkin Dinleme kullanılmaya başlandığında insanın kendini biraz tuhaf hissetmesi çok doğaldır. Bizim alışık olduğumuz dinleme biçimimizden çok farklı çünkü. Ancak bu garip hissetme, anlatanın gerçek duygusunu yakalayıp ilettiğinizde olmuyor. Sizin örneklemelerinizdeki “Bunu istiyorsun” zaten bir Etkin Dinleme örneği olmadığı için kendinizi papağanlaşmış hisseder ve o garipliği algılılarsınız. Çünkü karşımızdaki somut bir şey istediğinde Et. Din. gereksiz ve anlamsızdır. Eğer “ ………yı yapmak istiyorsun” ise, bu etkin dinlenebilir, çünkü bunda bir duygu vardır.
Konuşanın sözlerini değil, sözlerinin altındaki duyguyu duyabilir ve bunu geri iletebilirseniz doğru dinlediğinizden kendiliğinden emin olacaksınız. Çünkü konuşan kendini anlaşılmış hissedeceği için rahatlayacak, onun rahatlaması kalbinizin sizin deyiminizle “mutmain” olması sonucunu getirecektir. Bunu hissettiğiniz duygular size anlatacaktır.
Düşünceyi geri iletirken daha dikkatli olmak gerekiyor bence. Çünkü kodu yanlış çözümleme iletişim engellerinden “Analiz etmek, tanı koymak” olarak algılanabilir.
Aslında can cana bir iletişim düşünce alışverişinden çok duygu alışverişine dayanır. Bu nedenle duyguları geri yansıtmak hem daha kolay hem de can cana bir iletişimin garantisidir.
Düşüncelerin geri iletimi düşünsel bir tartışmada ve değerler çarpıştığında önemlidir. Değerler konusunda işleyeceğiz.
Sevgilerimle
Birsen Özkan
Birsen Özkan
busra 2010.08.24 tarihinde dedi ki :
Sevgili Buse Hanım,

Sanırım bu soruyu kızınız(?) soruyor/sordu. Önce şunu yeniden hatırlatmak istiyorum: E.A.E becerilerinin şablonları yok. Çocuğunuz şunu derse bunu deyin; bunu derse şunu deyin diyemiyoruz. Her ilişki biriciktir ve Etkin Dinleme yanıtınız yalnızca “o an, ” için geçerlidir. Aynı soruyu başka zaman sorsa yanıtınız aynı olmayabilir/olmamalıdır. Yanıtınızı çocuğunuzun içinde bulunduğu ruh haline, sorusuna hangi beden dili ve mimiklerinin eşlik ettiğine göre vereceksinizdir. Bunu da ben değil, yaşadığınız için ancak siz bilebilirsiniz ve yanıtınız da “o an” için olacaktır. Neden yanıtlayamayacağımı örnekleyeyim:

Örneğin ayna karşısında kendisini gurulu bir ifadeyle seyrederken “Anne ben güzel miyim?” diye sorduysa hangi duyguyu yaşıyordur? Büyük olasılıkla beğeni ve mutluluktur. Bu durumda “Kendini beğeniyorsun/kendini güzel bulduğun için mutlusun” gibi geri iletiler verilebilir. Yok eğer yine ayna karşısında saçlarını bir sağa, bir sola, bir arkaya tararken “Oof” dedikten sonra aynı soruyu sormuşsa yanıtınız çok başka olacaktır. Şimdi yaşadığı duygu ne olabilir, ne düşünüyordur? Güzelliğinden pek emin değil, saçlarının rolünü sorguluyor olabilir. (Olabilir diyorum çünkü çocuğu görmüyorum) Yanıtınız “Saçlarını daha hoş bir şekle sokabilirsen daha güzel görüneceğini düşünüyorsun.” vb.

Daha önce de yazdığımı sanıyorum, önemli olan çocuğun gönderdiği kodu bir kerede doğru çözümleyip geri iletmeniz değil, çözme çabası içinde olmanızdır. Çocuğunuz gayretinizi anlayacaktır. “Anne ben güzel miyim?” sorusunun karşılığı olarak “Sana şimdi güzellik değil ders lâzım, aynanın karşısında zaman öldüreceğine dersini çalış” gibi bir yanıt vermediğiniz sürece (ki böyle bir anne olmadığınız belli) ilişkiniz gelişecektir.

Sevgilerimle

Birsen özkan

Birsen Özkan
busra 2010.10.12 tarihinde dedi ki :
merhaba birsen hanım, bu yazınızdan sonra iyice anladığımı düşünüyorum daha önce sorduğum sorularda ve anlattığım durumlarda bu yazıyı okumamış olmamın payı olabilir diye düşünüyorum, öyle iyi kavradım ki, etkin dinlemeyi yapabileceğime inanıyorum, her fırsatta deneyeceğim...daha önce yazdığım yorumlara vaktiniz olursa yinede yanıt verebilirseniz iyice pekişmiş olacak okuduklarım...çok teşekkür ediyorum size...birçok arkadaşıma yazılarınızı gönderiyorum...istiyorum ki sizden fayda gördüğüm bilgileri başka anne arkadaşlarım da okusun farkındalıklarnı artırsın çocuklarımızı anlayabilen empati kurabilen tezcanlı herşeyi kendi çözen ebeveynler değilde çocuklarına fırsat veren olabilelim....
çok teşekkürler tekrar tekrar, uygulamada sorun yaşayabilirim belki ama yazılarınızın bana kazandırdığı bakış açısı bile çoğu sorunlarımızı çözecektir...sağolun....
filiz demir
Yeni yazılardan haberin olsun
Paylaşmak İstediklerim
Instagramdan Kareler
web tasarım deSen
Her hakkı saklıdır © 2010
Kaynak gösterilerek ve aktif (tıklanabilir) link ile alıntı yapılabilir.
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.

Çocuklarda Alma Tutkusu

- Çocuklar küçükken yemek yemediklerinde üzüldüğümde, eşim "Boşver çağımızın en büyük hastalığı obezite, yemesinler daha iyi" derdi. Tabii ki kulak asmazdım şişmanlık düşmanlığını abartmış olan eşimin söylediklerine. (Eşimin bu aşırı korkusu yıllarca beraber yaşadığı yakın arkadaşının 150 kilo olmasından kaynaklanmış biraz da. Annesi çocukken çok yemek yedirdiği için midesi genişlemiş ve kelepçe takılmasına rağmen küçültülemiyormuş, zayıflamak için gittiği doktorların söylediğine göre.)

- Tatlı sevmediğim için yemem. Bayramda seyranda her yerde çikolata şeker tatlı ikram edildiğinde bile ağzıma bir kere sürmem. Canım istese bile kilo alırım diye pek yemem. Bir yerde tatlı yediğim vaki ise ya çok açlıktan ya da o güne özel aşamadığım bir sebepten yemişimdir.

- Ben 2-3 aydır sürekli form çay içiyorum, ya da bitki çayı içiyorum.  Eşim çaya şeker koymayı bıraktı, ben de yavaş yavaş deniyorum. Ama hiç tatlı yemediğim için normal çaydaki şekeri de kesersem şekersiz kalırım diye korkuyorum :)

- Misafir gelmedikçe eve pek kuruyemiş sokmuyorum. Akşamları çayı hep sade içiyoruz yanında birşey olmadan.

- Çocukların artan çikolata şekerlerini asla yemiyorum, hemen çöpe atarım. Zararı faydasından çok olan bu şeyleri -gıda demek istemiyorum- çöpe atmak en iyisi. Vücutta da zaten çöp oluyorlar.

- Sofrada, "bu yiyecek kilo aldırır bu aldırmaz" diye o kadar çok konuşuyoruz ki, artık çocuklar da yiyecekler hakkında "anne o kilo aldırır mı bu kilo aldırır mı" diye soruyorlar.

- En büyük fobilerimden biri şişmanlayıp kalın kollu olmaktır. Gerçekten bazen rüyalarıma girer. Eşim bazen benimle uğraşır, kolların çok kalınlaşmış mandal takalım kollarına sarkmasın der :)

- Eşimin sofrada bir tabak yedikten sonra söylediği beni gıcık eden klasikleşmiş sofra söylemi: "Daha yesem yerim ama yememem lazım". Ve yemez.

Daha neler var neler...
...................................

Kilo alma korkusu insanı tetikte tutan birşey. Hiç zararını görmedim.

Zayıf olmak (aslında zayıf değil de normal olmak), genç görünmek ve dinamik olmak insanı neşeli yapan birşey. Çocuklar yanımızda yokken tanıştığımız insanların bizi yeni evli çift sanmaları ve bazı insanları 2 çocuk annesi olduğuma inandırmakta güçlük çekmek gibi şeyler mutlu ediyor beni ne yalan söyliyim.. Sokakta koşar gibi yürümek ve merdivenleri 2'şer 2'şer çıkabilmek, çocuklarla sürekli hareketli oyunlar oynayabilmek, onları uçurarak döndürebilmek,  istediğim elbisenin içine girebilmek, ve daha bir sürü şeyi yapabilmek.  Hem bir eş hem bir anne olarak memnuniyet duyguları yaşatıyor bana.

Kilo vermek isteyenler bu güzelliği siz de yaşayın:

Yiyeceklerin anlık tadını boşverin.

Karnınızı tam doyurmayın.

Yemekten sonra 2 saat hiçbirşey yemeyin, su bile içmeyin. Yediklerinizi iyice sindirin. 2 saat bitmeden yeni birşeyler yerseniz önceki yedikleriniz de çöp olur ve vücudunuzda depolanır.

Aralarda sadece meyve ve çiğ sebze yeyin.

Tatlıya düşman olun.

Gece 12" width="100"/>
Bizim Evde Şişmanlık Korkusu