Ekleyen : busra
Tarih : 2010.08.12 00:00:00
Ödülsüz cezasız çocuk yetiştirmek

15. Sen Dili Ve Olumsuz Etkileri



Sevgili okurlar yine uzun bir aradan sonra sıra, çocukları denetleyen değil, etkileyen iletişimde onlarla nasıl konuşmamız gerektiğine geldi:
Her zaman olduğu gibi önce yine yanlışı gösterip doğruya sonra geleceğiz.

Sen Dili ve Çocuk Üzerindeki Olumsuz Etkileri

Dinlemede olduğu gibi konuşmada da sorunsuz alanda isek nasıl konuştuğumuzun pek önemi yoktur. Ama çocuğumuzun yaptığı ya da istediğimiz halde yapmadığı bir davranışı nedeniyle sorun yaşıyorsak, nasıl konuştuğumuz büyük  önem kazanır. Çünkü dinlememizle olduğu gibi konuşma biçimimizle de çocuğumuzun gelişimini olumlu ya da olumsuz biçimde  etkiliyoruz.

Önce  alışık olduğumuz ve yalnız bizde değil tüm dünyada çocuklarla ilgilenen büyüklerin çok yaygın olarak kullandığı, çocuğun benlik saygısını, öz güvenini yok eden “Sen Dili”nden söz edelim:

Çocuğu aşağılayan, cezalandıran sen dilini en çok kızgınken kullanıyoruz. Gordon kızgınlığı buz dağına benzetir. Görünmeyen büyük bölümde kızgınlıktan önce yaşadığımız temel duygular vardır, der.  Bu temel duyguların etkisiyle oluşan iç konuşmalar da bu görünmeyen bölümdedir. Bütün bunlardan sonra kızgınlık ortaya çıkar. Örnekleyelim:

Çocuğunuz arkadaşına gitmek istediğini söylüyor. En geç 19.00 da evde olması konusunda anlaşıyorsunuz. 19.00 a kadar olumsuz duygular yaşar mısınız? Hayır. 19.00 da gelmediyse içinizde bir şeyler kıpırdanmaya başlar. İlk hissettiğiniz duygu meraktır. Acaba niye gecikti?  Dakikalar ilerledikçe duygularınız da değişir. Merakın yerini endişe alır. İç konuşmalarla  kendinizi olumsuz etkilemeye başlarsınız: “İnsan meraklandırmamak için bir telefon eder,” diyerek kendinizle ilgili de bir duygu yaşayabilirsiniz: Önemsenmeme. Zaman geçtikçe ardından kaygı……korku, arkadaşının ev telefonunu almadığınız için pişmanlık derken kapı çalınır ve çocuğunuz karşınızdadır. İlk duygunuz nedir? Sevinç. Kaçımız çocuğumuzu görünce “Oh sağ salim geldin diye çok sevindim,” deriz? Bu duyguyu atlayıp  “Nerede kaldın? Saatin kaç olduğunu biliyor musun? İnsan gecikeceğini haber vermez mi? Ne kadar düşüncesizsin.” diyerek bir daha böyle bir durum yaratmaması için, onu cezalandırıcı,  içimizi hafifletici  kızgın sen dilini kullanırız.

Kızgınlık ikincil bir duygudur. Eğer alttaki duyguları dillendirmeyip yalnızca en son ortaya çıkan kızgınlığımızı ifade edersek bu dile “Sen Dili” diyoruz. Eğer kızdığımızı  alttaki duyguları ifade ettikten sonra dile getiriyorsak bu dil “Ben Dili” dir. Bir sonraki yazıda işleyeceğiz.

Çocuğumuzun davranışından rahatsız isek genel olarak dört şekilde davranırız:

1- Çocuğu değiştirmeyi denemek
2- Çevreyi değiştirmeyi denemek
3- Kendini değiştirmeyi denemek
4- Yüzleşmek

2, 3 ve 4 ü ne yazık ki kullanmayı bilmiyoruz. Tek yaptığımız sen dili ile eleştirerek çocuğu değiştirmeye çalışmaktır.  Gordon’un  Etkili İletişim Yöntemi ile çocuğu değil kendimizi (Dinleme, konuşma ve çatışma çözme biçimimizi) değiştireceğiz. Ben dili kullanarak çocukla yüzleşmek ise bize çok yabancı bir teknik.

Sen dilinin yapısını görelim:

Çocuk müziği çok yüksek sesle dinliyor, annenin başı ağrıyor. Bu nedenle çocuğunun müziğin sesini kısmasını istiyor.



Anne rahatsızlığını dile getirmeden çocuğa ne yapması gerektiğini kızgınlıkla hem de çocuğu tümden aşağılayan bir karalama ile dile getiriyor. Çocuğun duyduğu annesinin neden rahatsız olduğu değil, kendisinin ne kadar düşüncesiz olduğudur.

Sen dili çocuğa yaptığı davranışın anababasını neden rahatsız ettiğini anlatmaz. Anababasının  bu davranış karşısında ne hissettiğini söylemez. Yani çocuğa anababasıyla ilgili bir bilgi vermez. Çocuğa çocukla ilgili bilgi verir! Bu bilgi de hep olumsuzdur.

Sen dili çocuğun tüm benliğine yöneliktir. Oysa çocuğun bir çok benliği vardır ve bu benliklerin hepsi birden çocuğun bütün benliğini oluşturur.




Çocuk evlâttır, torundur, arkadaştır, öğrencidir: matematikte başka, sosyalde başka öğrencidir vs… Bütün bu benliklerin toplamı “O çocuk”tur.  Çocuğa “Ne kadar düşüncesizsin,” dediğimizde onu tümden düşüncesiz olarak niteliyoruz demektir. Belki yalnızca annesine öyle geliyordur; dedesi, babaannesi onu  hiç de düşüncesiz bir çocuk olarak   görmüyorlardır.

Çocuğa “Bu günlerde çok yaramaz oldun, farkında mısın?” dendiğinde çocuk bu sözden ne yaramazlık yaptığını anlamaz. Çünkü ona göre yaptıkları yaramazlık değil oyundur, dünyayı keşfetmektir vs. Bazen sorar “Ne yaptım?” ,  “Bir de soruyorsun ne yaptığını, benden iyi biliyorsun marifetlerini” gibi bir yanıt aldığında iyice kafası karışır. Çünkü bu cümlelerde kendisinin ne yaptığı ile ilgili bilgi yoktur, üstelik annesinin hangi davranışından ve neden rahatsız olduğunu da anlamış değildir. Değiştirmek istese de neyi değiştireceğini bilemez.

Çocuğun anneyi rahatsız eden davranışı ile ilgili bilgi vermeden yuvarlak ifadelerle onun davranışını değiştirmesini beklemek; çocuğun sırtına elli kg. ağırlık yükleyerek bu yükü kaldırıp taşımasını beklemekle aynı şeydir. Ama ben dilinde olduğu gibi bir tek davranışı üzerinde durduğumuzda, çocuğun kaldırabileceği kadar bir yükü ona vermiş oluruz.

Sen dili çocuğun kişiliğine yöneliktir. Eleştiri içerir.  5. yazıda söz ettiğim Transaksiyonel Analiz Kişilik Kuramı’ na göre eleştirel anababa benlik durumundan çocuğun çocuk benlik durumuna doğru seslenir ve bu nedenle çocuk benlik durumunu etkileyerek doğal çocuğu asi ya da uslu, ancak kendi gibi olamayan uyarlanmış, yani bağımlı çocuk haline getirir. Sürekli eleştirilen çocukta kendine güven ve saygı duygusu kalmaz. Küçük çocuk kendisi ile ilgili değerlendirmeyi, anababasının onunla ilgili değerlendirmelerine bakarak yapar. Çocuk eğitimini, çocuğun yanlışlarını yanlışı yaptığı anda düzeltmek olarak bilen ve uygulayan anababa sürekli olarak sen dilini kullanıp iyi niyetle de olsa çocuğuna büyük zarar verir. Böyle eğitilen çocuk 5 yaş civarında kendisini değerlendirirken  gördüğü resmi beğenmez.  Eğer kendisi iyi ve beğenilecek bir çocuk olsaydı her şeyi bilen anababası onun iyi olduğunu söylemezler miydi? Demek ki kendisi beğenilecek biri değil ki anababası onu değiştirmeye çalışıyor. İşte benlik saygısı ve kendine güven duygusu böyle yok olur.

“Şimdi bu oda toplanmış mı?”;  “Sana kaç kez söyleyeceğim morla  kırmızı birlikte giyilmez diye.”;”Bu yaramazlığınla sen beni öldüreceksin”; “Bir türlü……….yapmayı öğrenemedin”;    “Ben sana düşüreceksin demedim mi , sakarsın sakar”

Örnek yazarken bile içim sıkıştı.  Sen dili cümleleri çocukta öğrenilmiş acizlik yaratır. Bu konuda yapılan çalışmaları bilirsiniz. Pire kendi boyutlarına göre en yükseğe sıçrayan hayvanmış.  O minicik bacak kasları ile 75 cm yükseğe sıçrayabilirmiş. Laboratuarda bir pireyi 20 cm lik bir tüpe koyup tıpasını da kapamışlar. Hayvan zıplayıp başını tıpaya çarptıkça daha yükseğe sıçrayabilecekken sıçramamayı öğrenmiş. Sonra tıpa  alınmış ve tüpün ağzı açık olduğu halde pire 20 cm den daha yukarıya sıçramamış. İşte bu öğrenilmiş acizliktir. Çocuklarda da sen diliyle öğrenilmiş acizlik gelişir. Daha iyisini yapabilecekken sürekli eleştirilen çocuk eleştiri almamak için yapacağı işi yapmamaya başlar. Yapmak istese de “yapamam ki” duygusuyla işe girişemez. Çocukları düzelteceğiz diye onlara istemesek de ne büyük zararlar veriyoruz.

Özellikle küçük çocuklar sen dilinden kendilerini koruyacak güçte ve doğru olup olmadığını sorgulayacak yeterlilikte değildirler ve denilenleri olduğu gibi kabul ederler. Büyük çocuklar ve gençler sen diline sen diliyle karşılık vererek kendilerini korumaya çalışırlar. Bu kez de büyüklerle küçükler arasında çatışma çıkar. Sonunda büyük sözünü geçirmek için cezaya başvurur. Sen dili sen dilini çağırır, unutmayalım.

Bir anıyı paylaşarak büyüklerle küçüklere sen diliyle konuşmanın etkilerini göstermeye çalışayım:

Oğlumun büyük halası yıllar önce sürücü ehliyeti almak için kursa yazılmıştı. Deneme sürüşüne çıktıklarında ne olduysa olmuş ve eğitmen son derece sinirlenmiş,  halaya “ Çabuk in arabamdan ve bir daha gelme, ne yeteneksiz insansın yahu” demiş.(Tam bir sen dili) Hala bunu duyunca “ Ben avukatım, çok iyi savunma yaparım, sen yapar mısın? Ben çok iyi bir anneyim, sen iyi baba mısın? Ben çok lezzetli yemek yaparım sen yapar mısın? Ben çok güzel dantel örerim, sen örer misin? Ben yalnızca araba kullanamıyorum. Sen bana nasıl topyekûn yeteneksiz dersin?” demiş ve inmiş arabadan.

Sevgili Halamız bu saldırıyı aldığında 40 yaşındaydı ve kendi yeterlilikleri ve yetersizliklerinin farkındaydı. Ama minicik çocuğa “ Sen ne yeteneksiz ya da ne düşüncesiz bir çocuksun” dediğinizde çocuğunuz “Anne bak ben kendimi henüz tanımıyorum, bu konuşmanla bana çok büyük bir kötülük ediyorsun. Sen benimle ilgili ne dersen ona inanırım. O nedenle benimle dikkatli konuş. Kendime güvenimi ve benlik saygımı yok ediyorsun, haberin olsun” diyemez ve sizin belki de birkaç dakika sonra unutuvereceğiniz, kızgınlıkla ağzınızdan kaçıveren bir cümle, belki de çocuğunuzun kişiliğinin bir temel taşı olacaktır.

Sen Dilinin Etkilerini Özetleyelim:

1- Benlik saygısını yok eder.
2- Öğrenilmiş acizlik geliştirir.      
3- Çocuk benlik durumunu büyütür.
4- Bağımlı çocuk yaratır.
5- Tartışmayı tırmandırır.
6- Ve ardından ceza gelmezse çocuk davranışını değiştirmez.

Gurup çalışmalarımda sen dilinin neler hissettirdiğini  alıştırmalarla göstermeye çalışırım, siz de uygulayabilirsiniz.

* Kendisini eleştireceğimizi söyleyerek bir anne ya da babanın gönüllü olmasını isterim. Eleştirilerin kişiliği dışında görüntüsü ile ilgili olacağını söylerim. Herkes ebeyi giyim kuşamı, duruşu vs ile ilgili sen iletisi cümleleriyle eleştirir. Bunun bir danışıklı dövüş olduğunu bildiği halde ebenin rahatsız olduğu görülür. Duyguları sorulduğunda kendisi kötü hissettiğini itiraf eder. Dikkat ettiyseniz kişiliği ile ilgili eleştiri getirmeyiz. Bir de o tür eleştiriler yapılsa daha da kötü hissedileceği açıktır. Daha sonra aynı üyeye  olumlu geri bildirimler vererek duygularını dengeye getirmeye çalışırız.

* Her üye çocuğuna söylediği sen dili cümlelerini bir kağıda yazar. Sonra herkes kâğıdını solunda oturana verir. Şimdi her üyenin elinde bir başkasının sen dili cümleleri vardır. Sıra ile her üye elindeki sen dili cümlelerini sağ tarafında oturan cümlelerin sahibinin yüzüne doğru, onun annesi ya da babasıymışçasına kızgınlıkla okur. Dinleyen de kendi cümlelerinden nasıl olumsuz etkilendiğini hisseder.

* Sen dili cümlelerinizi yazdığınız kâğıdı yırtarak bir daha kullanmamak üzere çöp kutusuna atabilir ya da her sabah kalkar kalkmaz görebileceğiniz bir yere (aynaya, kapının arkasına, tavana) asabilirsiniz.
İlk iki alıştırmayı da eşiniz ya da arkadaşlarınızla yapabilirsiniz.

Sen dilinin, dilinizden düşmesi dileğimle….

Birsen Özkan

(Birsen Özkan yazılarından metin ya da resimlerden alıntı yaparken lütfen yazarın adını belirtiniz. Kaynak göstermeden alıntı yapmak 5846 sayılı fikir ve sanat eserleri yasasına göre suçtur.)

Bu yazı 7761 kez gösterilmiştir.
Yorum yazmak için GİRİŞ »
busra 2010.08.12 tarihinde dedi ki :
birsen hanim, tek kelimeyle harikasiniz,yazilarinizi buyuk bir ilgiyle kacirmadan takip ediyorum. 2 kizim var, yazilarinizin verimiyle, onlara davranisimin degistigini gørmek , beni inanilmaz mutlu yapiyor...bir anne olarak , cocuklarima karsi vicdanen kendimi cok rahat hissediyorum, bunda katkiniz buyuk, elinize emeginize saglik, saglikla huzurla kalin...
MERYEM KAYMAK TEKCE
busra 2010.08.26 tarihinde dedi ki :
Birsen özkan hanımefendi,yazılarınızı şimdi gördüm,2 tane okuduktan sonra size teşekkür etmem gerektiğini hissettim.Herkesin birşeye bakış açısı aynı olmuyor,baktığınız yerden herşey gerçekten çok net..Paylaştığınız için teşekkür ederim.
azize akyel
busra 2010.09.15 tarihinde dedi ki :
merhaba yazı gerçekten çok güzel....ben çok okuyan bir anneyim okuduklarınıda uygulamaya çalışan....çalışan diyorum çünkü okumak tamam bir bakış açısı kazandırıyor...kızım 3 yaşında ve ona karşı onun psikolojisini derinden etkileyecek birşeyler yapmamak için çok dikkat ediyorum....okuduklarımı öğrendikleirmi uygulamaya çalışıyorum...ama 2 yaş sendromu inatlaşmalar döneminde sabretmek hiç kolay olmadı halada kızım ikna edilmesi zor bir çocuk....ve doğal olarak insan okuduklarını öğrendikleirni nekadar özümsemeye çalışsa içselleştirsede ki bunu başaran biri olduğumu düşünüyorum yinede inatlaşmalar evresinde sen dilini kullandığım olmuştur sabrın bittiği anlarda ağızdan çıkıverıyor....pişmanlık hadsafhada olsada oluyor işte....benim son olarak diyceğim hepimiz iyi anne olmaya çalışıyoruz okuyoruz araştırıyoruz ama kendi aile ortamımızda ne gördüysek ne yaşadıysak aslında onu tamamen yok edemiyoruz...kızgınlık anlarımızda bize yapılan muameleler suyüzüne çıkıyor ve ne kadar bilsekte uygulamaya geçirmek bizi çok zorluyor.....yazı için teşekkürler birsen hanım ve büşra hanıma....birde büşra hanım siizn çocuklarınızın zor dönemlerinde inatlaşma ağlama krizleri vs oluyor mu siz nasıl davranıyorsunuz nasıl atlatıyorsunuz kriz anlarını?
filiz demir
Yeni yazılardan haberin olsun
Kategoriler
Ne arıyorsun
Instagramdan Kareler
Son Yazılar :
Önemli Konular :
web tasarım deSen
Her hakkı saklıdır © 2010
Kaynak gösterilerek ve aktif (tıklanabilir) link ile alıntı yapılabilir.
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.

9- 15 Ağustos Haftalık Yemek Listesi

Bizim Kapı Süsümüz