Anasayfa | Giriş / Üye Ol
Paylaş

Ben Sorun Çözücü Değilim

24 Eylül 2012
Güzel sonlanmış iletişim deneyimlerini burada yazmak keyif verici benim için. Peki ya benim hatam yüzünden yarıda kalmış olumsuz bitmiş olanlar?

Aşağıda bir kaç gün önce yaşadığımız böyle bir iletişim kazasını yazacağım.

Doğrusunu bildiği halde, yanlış yapar ya insan bazen. Öyle bir durumdu. Çocuğumun duygusal olarak zor durumda olduğu bir anda, onu etkin dinleyemedim, doğru dinleyemedim. (Etkin dinleme nedir şu ve bu yazıya bakınız)

İrdeleyeyim, üzerinde durayım ki bir daha aynı şeyi yapmayayım istiyorum.

Oğlum site bahçesinde oynuyordu. Aniden eve geldi. Gözler dolu. Surat kızgın. Boğazında sanki düğüm var konuşamıyor. Banyonun yanında duran yeni alınmış 32'lik tuvalet kağıdı paketini tekmeliyor. Kapıları çarpıyor.

Onu çok inciten birşey olmuş. Duygularını yaşamasına izin verip anlamalıyım. (İlk başta doğru gidiyorum)

Oğlum, çok üzgünsün galiba..

Evet, çünkü Ahmet topitopunu açtı ve yapışkan elini temizlemek için benim üstüme sürdü.

Hmm, sen de gücendin.

Evet!

Anlıyorum seni insan arkadaşından öyle bir davranış görünce kalbi kırılır tabi.


Şimdi bu aşamada nasihat etmemem gerekiyor. Akıl vermek, sen de ona böyle yap falan DEMEK çok içimden geliyor ama tutuyorum.

Çünkü çocuğun o an duygularını yaşayıp rahatlamaya ihtiyacı var. Sorun çocuğun kendi sorunu, çözmek için kendisinin birşeyler düşünmesi lazım.

Ama kendimi tutamıyorum. Böyle durumlarda çocukların sorunlarını çözmeyi üstlenirsek, çocukla iletişim kazası yaşıyoruz.

Tıpkı bunun gibi:

Sen de tekrar aşağı in oğlum, Ahmet'le oynama. O da böylece hatasını anlamış olur.


Yanlış yaptığımı biraz hissedip,

Tabi bu benim fikrim istersen böyle yapabilirsin diye aklıma geldi.

İyi peki.


Öyle deyince seviniyorum.

Oğlum girip banyoda elini yüzünü yıkayıp çıkıyor. Ama gitmiyor.

Hani gidecektin oğlum noldu?

Ben gitmek istemiyorum anne.


Hmm, gitmek istemiyorsun sen bilirsin, gibi birşey diyerek çocuğu kendi haline bırakmam gerekiyor.

Ama diyemiyorum. İşte asıl hatam şimdi başlıyor.

Sizce napmış olabilirim?

Ama evde böyle kızgın kızgın durunca, senin gücendiğini anlamaz ki arkadaşın.

Gidip ona belli etmen, hatasını anlamasını sağlaman lazım.

Ben babana kızsam, ona hiçbirşey demeden burada kös kös otursam baban nereden bilecek kızdığımı.

Sen böyle belli etmezsen, arkadaşın sana aynı şeyi bir daha yapmaktan çekinmez.


- Bir daha yaparsa, onunla oynamıycam zatan anne!

Ya bir de bir daha yapmasına izin mi vereceksin.


(İyice zıvanadan çıktım)

Bir daha sana aynı şeyi yapmasını mı bekleyeceksin?

Anne ben aşağı gitmek istemiyorum.

Sen gitmek istemezken burda böyle kızgın kızgın otururken, arkadaşlarının senin gücendiğinden haberi bile yok.

Anne tamam yeter ya! Konuyu kapatalım artık.

Anne tamam ya, gitmiycem ben aşağıya kapatır mısın konuyu.


Bu sırada gözleri yine dolmaya başladı. Ağlamıyor ama kaşlar çatık, gözler kırmızı.

O an aklım başıma geldi. Az önce galeyana gelen duygularım, pat diye yere çakıldı.

Ne büyük hata yaptığımı anladım. Çocuğun tekrar dışarı gitmeyeceğini anladım.

Söylediğim şeyler doğru olmasına doğruydu, ama onları söyleme zamanı şimdi değildi.

Oğlum da ben de sakinleştiğimiz zaman söylemeliydim. Sorunsuz zamanda yani.

Karşısına geçip, şöyle demeliydim.

Bugün çok kızmıştın ya hani. O arkadaşının senin gücendiğinden haberi yok. Bence gücendiğini bir şekilde ona söylemelisin. Hatasını anlamalı. Sence hatasını nasıl anlayabilir diyerek onun fikrini alarak başlamalıydım.

Sakinleşince.

Başta kendime hakim olabilmiştim. Ama sonra kızgınlığı hala geçmemiş oğlumun hali içime dokundu galiba biraz. Ahmet'e ceza vermeyi biraz da ben istedim galiba. Niye oğlumu böyle üzdü diye. Oğlum gitsin, onunla oynamasın cezasını versin istedim.

Oysa kendimize ceza vermiş oldum. Zararı bize dokundu. Aramızda soğukluk oldu, onun bir kaç saat süren hırçınlığı devam etti. Böyle hatalarım devam ederse bana sorunlarını anlatmaktan kaçması kuvvetle muhtemel.

Umarım ders çıkarabilirim.



Çocuklar büyüdükçe sanırım en çok tereddütte kalacağım durumlardan biri bu olacak.

-Çocuğun çözmesi gereken arkadaşlarıyla yaşadığı böyle basit bir sorunu üstlenip, emir verir gibi akıl vererek herşeyi mahv etmek.

- Ya da çocuğun duygularını anlayan, gözyaşını silen bir dost olarak yanında olmak. Sorunlarını çözmesi için yardım gerekiyorsa, iki dost edasıyla sakince konuşmak. Doğru bildiğimi ısrar etmeden anlatmak.


Çocuklar küçükken onların sorunlarını çözmek o kadar yadırganmıyor. Ne çocuk ne bizim tarafımızdan. 3-4 yaşında bir çocuk arkadaşıyla kavga etse araya girip olayı çözmek (doğru olmasa da) normal duruyor.

Ama bu çocuk 7-8 yaşına gelince, bir büyüğün araya girmesi anormal durmaya başlıyor. Karışmanın yalnış olduğu bariz oluyor.

Çocuğun verdiği tepki de büyümüş oluyor.

Hiç boşuna kendimizi yormayalım.

Sorun anında:

- Çocuk sorunu çözmemizi istemeyebilir. Çözmek değil biraz üzülüp unutmak istiyor belki, onlar bizim kadar büyütmeyebiliyor

- Belki bizim bulduğumuz çözüm çocuğa uymuyor. Utanıyor, cesaret edemiyor yapmaya.

- Duyguları o an sorun çözmeye hazır değil belki, sadece ağlamak kızmak içinden geliyor.

- Ya da anne babayla sürekli zıtlaşır haldeyse, çözüm aklına yatsa bile anne baba söylüyor diye yapmayabiliyor özellikle ergenlikte.


Gerçekten hiç kendimizi yormaya gerek yok.

İletişim kazası inşa etmeye gerek yok.

Bugün odamdaki panoya şöyle yazacağım.

Ben sorun çözücü değilim.

Dinlerim. Anlarım. Şefkat ederim. Yanında olurum. İsterse fikrimi söylerim. Yardımcı olurum. Mutlaka söylemem gereken birşey varsa sakin zamanı beklerim. Bol bol dua ederim. Beklerim.

O kadar.

Ben sorun çözücü değilim.
Bunlar da ilginizi çekebilir :
Yazıya Yorum Yap Giriş / Kaydol
  • 63055 25.09.2012 tarihinde dedi ki :
    İnsanın evladı büyüdükçe,şefkati de büyüyor.Yüzlerindeki tebessüm hiç kaybolmasın istiyor.İyi niyetle bile olsa sorunu hemen çözme düşüncesi insanı hataya sürükleyebiliyor.Kendi evladınızla yaşadığınız özel anları bizimle paylaşıp ders almamızı sağladığınız için teşekkür ederim.Son cümlenizden çok etkilendim.

    Ben sorun çözücü değilim.

    Dinlerim. Anlarım. Şefkat ederim. Yanında olurum. İsterse fikrimi söylerim. Yardımcı olurum. Mutlaka söylemem gereken birşey varsa sakin zamanı beklerim. Bol bol dua ederim. Beklerim.

    O kadar.

    Ben sorun çözücü değilim.

    Dün bütün gün bu cümleyi söyledim.:)Sadece çocuğum için değil,yardımcı olmaya çalıştığım insanlar içinde!
    Bu yoruma cevap ver. Giriş / Kaydol
  • nurefsan47 03.10.2012 tarihinde dedi ki :
    s.a. uzun zamandır siteye giremiyordum.ne güzel yazılar eklemişsiniz. en az iki kere irdeleyerek özümseyerek okuyorum yazılarınızı. okurken kendimi koydum yerinize ben olsaydım herhalde ortalığı telaşa verirdim ve o anın verdiği üzüntüyle çok yanlış davranırdım. evde oğluma kızmışsam aklıma siz geliyorsunuz büşra hnm olsaydı herhalde böyle davranırdı diye kendi kendime söyleniyorum.Anlayacağınız çok anar oldum sizi. komşum ya da ara sıra bile olsa görüşebileceğim yakınlıkta olmak isterdim sizinle.. En Güzele Emanet....
    Bu yoruma cevap ver. Giriş / Kaydol
HAKKIMDA
Büşra Karaca, 1981 Edirne doğumlu, MSÜ Mimarlık terk, 2003'te dünya evine girmiş, 2005'te ilk, 2007'de ikinci, 2013'te üçüncü çocuğunu kucağına almış bir annedir. 2008 yılından beri blog tutuyor.
busra[at]annenotlari.com
DOST SİTELER
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.
web tasarım ve programlama deSen
0.071 sn.