Anasayfa | Giriş / Üye Ol
Paylaş

Hataları Düzeltmek, Otoriteyi Terk

10 Mayıs 2013
"Çocuklara bağırmanın etkisi çok büyük olur ve diğer yaptığınız iyi şeylerin etkisini unutturacak kadar onları korkutur" mu?

Yoksa,

"Çocuklara ara sıra bağırsak da genelde aramız iyiyse onlar büyük resme bakarlar, ufak tefek bağırmaları unuturlar" mı?


Kendimi bu iki cümleyi de ara sıra doğruymuş gibi hissederken buluyorum.

Bazen diyorum ki, çok kötü bağırdım ne kadar kötü yaptım! Aman Allahım! Bütün günüm pişmanlıkla geçiyor. Hiç unutmayacaklar bunu diyorum.

Nasıl daha 2 sene önce şuraya gittiğimizi bile ben unutmuştum onlar hatırlıyorlarsa. Bu bağırmayı da hatırlayacaklar.

Bazen de diyorum ki, yok ya! Allah insanı en ufak bir bağırmada çökecek şekilde yaratmamış. Hele hele çocukları.

Ona bakarsan bir sürü azar işiten çocuk var etrafta. Hiçbirisi bunalım, pısırık, korkak bilmemne değiller. Gayet normaller mutlular.

Ara sıra sinirleneceğim tabi ben de insanım.

Sonra bu iki hissiyatın da çok uzun sürdüğünde insanı vartaya sürüklediğini düşünmeye başladım. (Varta: İnsanı felakete götürebilecek tehlikeli durum)

Yani çok pişmanım modunda, ümitsizliğe düşersen daha kötüye gidiyorsun. "Ben iyi olamıyorum" sanıp Küçük Emrah takılıyorsun.

Ara sıra bağıracağım tabi ne olacak moduna girince de pek iyiye gitmiyorsun. Rahat rahat bağırmaya başlıyorsun.

Doğrusu, her ince konuda olduğu gibi orta yolu bulmaya çalışmak...

Ne hata yapınca bağırınca ümitsizliğe düşmek, ne de bağırmaya hakkım var şeklinde bir pervasızlık hali tümüyle kaplamamalı herhalde.

Evet üzül, pişman ol, ağla, af dile duygularını yaşa ama sonrasında ümitsizliğe düşme.

İnsanım hata yaparım de, açık yürekli ol ama her zaman hata yapma bağırma hakkını kendinde bulma. Hataları istemeden yap, bilerek ve farkında olarak değil.

Ve sanırım bu dünyadaki en zor işlerden birisi, hem hatanı kabul edip mahcubiyet duymak, hem ümitsizliğe düşmeden şevkle ve heyecanla hatalarını düzeltmeye çalışmak.

..............................................

Hataları düzeltmek, iddialı bir laf gibi.

Ve çok karışık bir iş.

Şu çocuklara bağırma bağırmama meselesinin içinden çıkamıyorum.

Tamam ümitsizliğe düşmeyeyim, hatalarımı düzelteyim diye niyetleneyim.

Ama o "düzeltme" kısmı zurnanın zırt deliği.

Ben kendimce şöyle bir tespit ettim.

"Otorite sağlamak için bağırıyorsam o çok zarar veriyor çocuklara."

Çocukta dış disiplin mi iç disiplin mi kitabında, etkili iletişim yöntemlerini benimsemekte zorlanan ailelerin, çocuklarının sahibi olduklarını düşünen aileler olduğu yazıyordu.

Yöntemleri benimseyebilenler ise sadece anne baba olduklarını düşünüyorlarmış. (Şimdi bakıp aynen alıntılamaya zamanım olmadı ama böyleydi)

Sanırım çocukların sahibi olduğumu düşünüyorsam, ne kadar otorite kurmamalıyım diye didinsem de boşa.

Ağacın kökü hastaysa toprağın yukarısında yaptığın iyileştirme çalışmaları boşa.

Çocukların sahibi olmadığımı tabiki biliyorum. Ama her zaman öyle hissetmiyorum.

Bazen kendimi onların sahibi gibi hissettiğimi biliyorum.

Halbuki onlar bana sadece emanet. Onları yaratmış değilim, satın almış değilim, büyüten ben değilim, sağlıklarını veren ben değilim.

Sahipleri olmadığımı anlamak için hep bunları düşünüyorum.

Bağırmamak için otoriteden vazgeçmem, otoriteden vazgeçmem için de çocukların sahibi olmadığımı yani "onlara otorite kuramayacağımı" anlamam gerekiyor.

İşte hatalarımı düzeltmenin bu aşamasındayım şu sıra.

Dua ediyorum hem kendime hem aynı şeyi yaşayanlara.

Otorite kurmamak derken sınır koyamamakla karıştırılmasın. İnsanlar arası ilişkilerde her zaman bir çeşit otorite vardır. Dostluğa dayalı otorite, küçük çocukları korumak için kullanılan otorite farklıdır.

Benim terketmeye çalıştığım, konuşup anlaşabileceğimiz büyük çocukları birşeylere zorlamak için kullanılan güce ve zorlamaya dayalı otorite.



Fotoğraf, hamileyken bir gece NST cihazına bağlandığımda hastane koridorunda beni beklerlerken..
Bunlar da ilginizi çekebilir :
Yazıya Yorum Yap Giriş / Kaydol
  • ummuibrahim 13.05.2013 tarihinde dedi ki :
    aynen benimde yaşadığım gelgitler bunlar...tercüman olmuşsunuz büşra hanım..
    Bu yoruma cevap ver. Giriş / Kaydol
HAKKIMDA
Büşra Karaca, 1981 Edirne doğumlu, MSÜ Mimarlık terk, 2003'te dünya evine girmiş, 2005'te ilk, 2007'de ikinci, 2013'te üçüncü çocuğunu kucağına almış bir annedir. 2008 yılından beri blog tutuyor.
busra[at]annenotlari.com
DOST SİTELER
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.
web tasarım ve programlama deSen
0.067 sn.