Anasayfa | Giriş / Üye Ol
Paylaş

Bana Ne Yapacağımı Söyleme!

24 Haziran 2013
"Yapacaktım ama sen söyledin diye yapmıyorum!"

Bu cümleyi bir yerlerden hatırlarsınız.

Hatırlamayanlara anımsatayım.

Anne ya da baba, ama çoğunlukla anne,

"Yavrum yediğin şeyin çöpünü şuraya at bakiyim"

"Yavrum şu yatağını topla hadi",

"Yavrum şu çıkarttığın kıyafetlerini topla şuraya koy"


gibi birşeyler söyler.

Tarif edilmez bir şekilde yıkılırsınız.

Siz zaten "az sonra" ya da şimdi" yapacaktınız onu.

Kendi tercihiniz olduğu için. Öyle istediğiniz için.

Yatağınızı toplayacaktınız mutlu olmak için.

Düzenli duruşunu görüp keyif almak için.

Ya da dondurmanın ambalajını şuraya atacaktınız, çevreci olduğunuzu hissedecektiniz.

Şu güzel kainatı korumada benim de bir katkım oldu diyecektiniz. O küçük katkıyı çok büyük hissedecektiniz.

Ya da kıyafetlerinizi toplayacaktınız, dağınıklığınızı ortada bırakmamanın hazzını yaşamak için.

Artık her gün kendim topluyorum kıyafetlerimi, üstesinden geliyorum bu işin oley be onaresini yaşamak için.

Annem söylemeden nasıl da yaptım heyecanını yaşamak için.

Sonra da anne görsün de sevinsin diye sessiz bekleyişe geçecektiniz belki.

Bir sürü duygu vardı orda, hepsi yaşanacaktı.

Heyecan, keyif, onur, bilgelik, koruma.

Ama hepsi bir anda pıssss diye söndü kayboldu.

Çünkü ben yapmadan annem söyledi.

Ve artık şu andan itibaren sadece annem yapmamı istiyor diye yapmış olacağım.

O söyledi diye.

Benim zaten yapacak olduğumu kimse anlamayacak.

Devamında gelen duygular da az öncekilere hiç benzemeyecek.

Hayal kırıklığı, şevksizlik, üzüntü, omuz düşüklüğü...

Ya içten içe sinir ola ola, annem yaptı diye yapıyorum duygusu yaşana yaşana yapılacak.

Ya da şu, özgürlük dolu cümleler haykırılacak:

Yapacaktım ama sen söyledin diye yapmıyorum!

Çünkü o zaman hiçbir kıymeti kalmadı.

Sanırım anımsamışsınızdır, hiçbir kıymeti kalmadı duygusunu.

...................................................

Bizim çocuklar bu cümleyi söylemediler şimdiye dek.

Ama bazı yönlendirmelerimin tam tersini yapıyorlar.

Anlıyorum ki, bana ne yapacağımı söyleme hissiyatındalar.

Mesela dünkü pikniğimizde, kesme şekerleri koyduğumuz buzdolabı poşetinden şeker alıp çayına atmıştı oğlum.

Poşetin ağzını bağlama oğlum açık kalsın, tekrar alırken açmak zorunda kalmayalım dedim.

Ben öyle deyince sımsıkı kör düğüm yaptı poşeti. Açarken epey zorlandım.

Bana ne yapacağımı söyleme tepkilerinin bir birikimiydi belki.

Bir benzerini de kızımla yaşadık.

Piknikten önce oğlumun futbol kursundaki halısaha maçını izliyoruz. Kızım dondurma yedi, ambalajını çöpe atıyım dedi.

Oturduğumuz yere yakın 2 çöp kutusu var, biri sağ biri solumuzda.

Yakın olanı gösterip "Bak şu çöp kutusu daha yakın, git ona at" dedim.

Gözünü sevdiğim şefkatim, çocuk uzak olana gitmeye uğraşmasın yakındakine atıversin istiyor ama başka şeyleri gözden kaçırıyor.

Hayır ben uzak olana atıcam dedi.

Peki dedim sen hangisine istiyorsan ona at.

Ben onu rahat bırakınca, gitti yakın olana attı.

Ama, kızım ben senin iyiliğin için söylüyorum yakın olana at işte gibi vıdı vıdı konuşsam, eminim büyük bir keyifle uzak olana atacaktı.

Ben senin istediğini değil, kendi istediğimi yaptım dercesine.

Çocuklara hayatın kural ve kaidelerini öğretmekle sorumluyuz, kendilerini hayatın tehlikelerinden nasıl koruyacaklarını da.

Ve fakat sürekli ne yapacaklarını söylemek bir öğretme şekli değil.

Sürekli emir alınca, kendilerini bir özgürlük mücadelesinin içinde buluyorlar.



Hani karşı gelme bozukluğu diye bir çocuk hastalığı tanımlıyorlar ya.

Onun sebebi, özgürlük mücadelesi gibi geliyor bana.

Çocuğumu sıkmıyorum sanabilirsin, istediği bir çok yere gitmesine izin verip, oldukça rahat bırakıyorum zannedebilirsin.

Ama sürekli ne yapması gerektiğini söyleyen bir moddaysan, özgür bırakıyorum sanışların hikaye.

Küçükken kuralları öğretirken tamam söylersin ama bir yerden sonra kendi seçimimi kendim yapmak istiyorum diyor çocuk.

Beni rahat bırak,

Sürekli tavsiye verme,

Bana ne yapacağımı söyleme,

Yapacaktım ama sen söyledin diye yapmıyorum,


diyor.

"Bana ipimi ne tarafa çekersen o tarafa giden bir kukla değil, iradeli bir insan muamelesi yap" diyor.

Aslında çocukları özgür bırakmak bizim için de çok büyük özgürlük.

Sürekli ne yapacaklarını söyleyip gerilmemek, kaygılanmamak, rahat rahat kendi hayatımızı yaşamaya daha çok olanak sağlar..

Ve biz ne yapacaklarını söylemeden de, kendileri akıl edebilirler birçok şeyi.

Şimdi bunları yazınca bir hedef belirledim kendime.

Her akşam saat 21:30'da:

"Hadi uyku saati geldi, çişler yapılsın, dişler fırçalansın, burunlar sümkürülsün"

demeyeyim artık.

Demeyeyim artık dimi ama?

Çok yoruldum.

Ben de özgürlük istiyorum.

Çocuklara ne yapacaklarını söylememe özgürlüğü!

Daha önce ödev zamanı işareti yapmıştık, o yöntemi denemeliyim. Çok işe yaramıştı. Ödev konusunu aşmıştık bir daha da sorun olmamıştı.

Aslında bir kaç ay önce, "Akşam ben size saat 21:30 oldu deyince ne yapmanız gerektiğini anlayın" diye bir çözüm önerisi getirmiştim ama yürümedi.

Benim sesim ve konuşmam işin içine girince olmaz tabi :)

İşaretimsi birşeyler lazım.

Yatma hazırlıklarıyla ilgili uyarı yapmamak benim için çağ atlamak gibi birşey olacak.

Özgürlüğün peşinden gidenlere selam olsun :)
Bunlar da ilginizi çekebilir :
Yazıya Yorum Yap Giriş / Kaydol
  • tahiri 24.06.2013 tarihinde dedi ki :
    aşk bahçesine postalla girilmez demişler. Demek hayatta ne kadar küçük harflerle yazılmış detaylar var ki arkasında ne büyük dersler ve hissiyatlar saklı.
    Bu yoruma cevap ver. Giriş / Kaydol
  • rahsan 24.06.2013 tarihinde dedi ki :
    Sizin de iyi bildiğiniz bir şey: Çözümü onlara buldurun. Çözüm bulamazlarsa o zaman düşünün. Toplantıdan sonuç çıkmazsa biraz düşünüp çözüm önerilerini görüşmek üzere bir daha toplanın. :)
    Bu yoruma cevap ver. Giriş / Kaydol
      busra 25.06.2013 tarihinde dedi ki :
      :) yok hayır öyle düşünmedim. dostça bir tavsiye olarak almıştım, aklıma gelmemişti memnun da omuştum teşekkürler :)

      insanın dediğiniz gibi algılaması için fazla nasihata boğulmuş, tavsiye çekemem doluluğu olması lazım, içinde birikmiş bir tepki olması lazım, çocuklarda öyle oluyor gördüğüm kadarıyla. bir yerden sonra bardak taşıyor... küçük bir damla bile büyük oluyor...
      rahsan 25.06.2013 tarihinde dedi ki :
      Yukarıdaki yazım sizin yazıda söylediğinize de örnek oldu mu? Aynı şeyi hissettirdi mi acaba? Ben de zaten öyle yapacaktım diye düşündünüz mü? İnsan ne kadar şuursuzca konuşup yazabilir. Hem de iyi niyetle. Boşuna denmemiş cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşeli diye. Hiç fark etmeden hatta fark ettirmeden bile sizin yazıda söylediğinizi yapabiliriz.
  • yasemin 24.06.2013 tarihinde dedi ki :
    Güzel ve doğru bir yazı :)) Benimde hiç sevmediğim bir durum Rahmetli kayınvalidem sürekli bu moddaydı birde beraber yaşayınca inan çıldırasım geliyordu. Sonraları alıştım komut almaya iki sene emir komuta zinciri yaşadık. Kaç kere konuştum anlattım anlamadı okadar anlamaz gözlerle bakıyordu ki inan söylediğime pişman oluyordum. Yazını okuyunca o günlere gittim. Her ne kadar sen anne-çocuk yönünden ele aldıysanda konuyu, sonuç aynı iyi niyetle düşünülmeden sarf edilen sözler :))
    Bu yoruma cevap ver. Giriş / Kaydol
HAKKIMDA
Büşra Karaca, 1981 Edirne doğumlu, MSÜ Mimarlık terk, 2003'te dünya evine girmiş, 2005'te ilk, 2007'de ikinci, 2013'te üçüncü çocuğunu kucağına almış bir annedir. 2008 yılından beri blog tutuyor.
busra[at]annenotlari.com
DOST SİTELER
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.
web tasarım ve programlama deSen
0.129 sn.