Anasayfa | Giriş / Üye Ol
Paylaş

Zayıf Çocuk Aynı Zamanda Sağlıklı Mı?

15 Temmuz 2013
Bizim evde bir çok çocuklu evde var olan sorunlar sorun değil pek. Bakalım bu sene Zührenur okula başlayınca göreceğiz ama en azından Zülfikar'ın ödev sorunu olmadı. Kitaplarla, öğrenmeyle araları iyi oldu genelde.

Uykuyla ilgili eh ufak sıkıntılar var ama sorun sayılmaz, genelde aynı saatte yatıp kalkıyorlar. Bilgisayar kullanımı ve oyun bağımlılığı diye bir sorun da yok sayılır, bıraksak gün boyu oynarlar tabi ama 1 saat süre eskiden beri üzerinde kararlılıkla durduğumuz, anlaştığımız bir kural, uyuyorlar.

Bizim evde en büyük sorun yemek. Daha doğrusu yemekti. Son 15-20 gündür biraz düzelme var. Zührenur 1 tabak pilavı (sade pilav değilse) hala 1 saatte hatta 1,5 saatte bitiriyor olsa da yine de düzelme var.

Çocuklar pek çok konuda olduğu gibi yeme içmede de anne babanın aynası oluyorlar. Yemek yemeyi çok seven, sofraların en heyecan verici özne olduğu evlerdeki çocuklarda nasıl obezite gibi sorunlar olabiliyorsa, bizde de zayıflık sorunu var biraz.

Sebebi büyük ölçüde biziz, ben ve eşim. Eşimden başlayayım, evet eşim. Nev-i şahsına münhasır böyle bir yapı nasıl anlatılabilir? Daha önce defalarca anlattığım gibi o farklı bir tür.

Bu sene ilk orucunu açarken bir bardak su içti ve "hiç susamamışım aslında sıvı alıyım diye içtim" dedi. O an ben "şok". Ya millet sürahileri kafaya dikiyor sen iyi misin? gibi hep aynı "millet şöyle sen şöyle" dırdırlarıma başladım :)

Susamamışsa susamamıştır canım gibi bir kabulle yaklaşmak gerekir belki ama benim için hayret etmemek mümkün değil böyle şeylere.

Ben geçen sene hamileyim diye oruç tutmadım, bu sene de emziriyorum diye tutmuyorum. Kendi başına kalkıyor sahura biraz ekmek, kahvaltılık filan yiyor 10-15 dakika içinde. Benim kalkıp hazırlamama bile gerek olmuyor.

Dün akşam iftara etli dolma, bir çorba bir de yanına yemek yapacağım diyorum, boşver ya tek dolma yap yeter diyor. Öyle bir adam.

Bir süredir öğlen ve akşam ekmek yemeyi bıraktı bir tek kahvaltıda yiyor. Damarlarında kan değil, şişmanlık düşmanlığı akıyor desem abartmış olmam.

Sevdiği tatlılar vardır gerçi mesela şekerpare, onu gerçekten heyecanlandıran cinsten. Ama onlardan da yediği günde en fazla 2-3 adettir.

Bunları kendimizi anlatmak için değil, çocukların alışkanlıklarının nedeninden bahs etmek için yazıyorum birazdan ona geleceğim.

Eşim böyle de ben çok mu seviyorum yemeyi? Hamilelik ve emzirme dönemlerinde iştahlı oluyorum nisbeten ama o bile normal insanlara kıyasla az kalıyor.

Ara öğün diye bir şey yok. Kahvaltıdan sonra meyve, kuruyemiş, içecek vs. hiçbir şey yemek aklıma gelmiyor. Saat 2-3 olunca aman çocuklar yemek yemeli diye ya da emziriyorum yemek yemeliyim modunda, yani hep "meli malı" ların zorlamasıyla birşeyler yiyorum. Bunlar da olmasa kahvaltıdan akşam yemeğine kadar arada sadece su içerek hiç rahatsız olmadan yaşayabiliyorum.

Evin içinde birşeyler yaparken ya da bilgisayar başında acıktığımı hissediyorum, birşeyler yesem diyorum ya gidip alıp yemek zor geliyor, ya da başka birşeye dalıp unutuyorum. Bir de bulaşık çıkacak şimdi filan diye düşünüyorum bazen de. Yani midemde hissettiğim açlık duygusu normal geliyor. Bir süre sonra rahatsız etmemeye başlıyor.

Dediğim gibi şu an emzirdiğim için böyle sayılmam sürekli mutfağa gidip atıştırmaya çalışıyorum.

Evde biraz yemek sevgisi oluşturabilmek için açtığım yemek blogumun faydası çok oldu eşime de bana da, ancak inanılmaz bir 180 derece değişim yaşamadık. Yaşadığımız değişim 10-20 derece falandır :)

Alışkanlıklarımızın iyi getirileri olmadı mı, oldu. Eşimin yanında eşi olarak dolaşmaktan gurur duyduğum bir tipte olması, benim 2 çocuk annesi değil de bir üniversite öğrencisi sanılmam gibi. Yaşımızı öğrenenlerin daha genç görünüyorsun demeleri.. Ama bedeli biraz fazla geliyor bana.

Gelelim çocuklara. Ara öğün yeyince ana yiyemeyen, yiyebildiği ana öğünleri azaltmaya çalışan, ekmek yemeyen bir baba, ara öğünleri unutup aç yaşamaya alışmış bir anne ile sizce ne gibi alışkanlıklar kazanmış olabilirler?

İlk bebeğim, oğlum Zülfikar (Şu an 8 yaşında)... Hani derler ya cahillik. Bebekken toplu görünüyor çocuklar, tombiş gibi. Yemek yemek istemediği zamanlar, tombiş canım benim oğlum bunu yemese de olur zorlamayayım ya da bu öğün geçsin birşey olmaz, içi almıyor çocuğun diye düşünürdüm.

Eşim de çoğu kez, bırak zorlama, yemek yemeye iyice alışsın obez mi olsun çocuk derdi. Bu tür tahşidatları inanılmaz çoktu. Çoğu kez ona inandırdım. Bazen de o kadar bunalırdım ki yemek yedirme işinden, eşimin söyledikleri işime gelirdi.

Oğlum hep yaşıtlarından biraz kısa, biraz zayıftı. Büyüyüp kendi kendine yemek yemeye başladığında da, değişiklik olmadı. Çünkü tıpkı babası gibi tek çeşit yiyen, çoğu kez bir çorbayla sofradan kalkan, tıpkı benim gibi 5-6 saat geçse ara öğün meyve namına canı hiçbirşey çekmeyen bir çocuk oldu.

Zührenur(şu an 6 yaşında) doğduğunda, bir çocuğa 2-3 yaşından sonra kilo aldırmanın, bacakları oğlum gibi kemik şeklindeyse bir daha değişmesinin çok zor olduğunu artık anlamıştım. 2 yaşına kadarki tombikliğin kof olduğunu, çocukların bir süre sonra sadece boya gittiğini biliyordum.

7-8. aylarından itibaren çok dikkat ettim her öğününe, bunu yemese de olur, bu öğün de böyle geçsin demedim hiç. Yanımda taşıdığım çorbalar, mamalar, meyveler o biçimdi. Herşeyi onun yemeğine göre planlamalar, yemek yedirmeyi sevdirmeye çalışmalar falan filan.

Şişman olmadı ama epey kaslı güçlü oldu. Zülfikar'ın kassızlıktan ve zayıflıktan pedalını çeviremediği 3 tekerlekli bisikleti canavar gibi kullanıyordu. Çok hareketli ve zıp zıp kızım diye isim taktığım zıplayan bir çocuk oldu. 4 yaşına kadar yemek problemi de pek yoktu.

Ama işte bugün oldu, Zührenur da bizim alışkanlıklarımızla hemhal oldu yemekten soğudu. Bir de 4 yaşındayken gittiği kreşte öğretmenin kibarca pırasa, taze fasulye vb sebze yemeklerini yemesi için ısrar ettiği ve bu ısrarlara dayanamayıp yeyip yeyip kustuğu bir dönem oldu.

Biz durumun vehametini iş işten geçtikten, çocuk yemeye oturunca ağlamaklı olmaya başladığında anladık. (Öğretmen de, annesi kendini hiç zorlamadığı için sebze yemeye hiç alışmamış, annesini suçlayan bir öğretmendi. Herkesin derdi başka)

Evet öğretmenin de olumsuz etkisi oldu ama bizim evdeki yemeklere karşı olan sevgisizliğin etkisi bence çok daha fazla. Şu an zayıf değil çok şükür, bebeklikte atılan temeller yerinde.

Zülfikar ana öğünlerde yemek için elinden geleni yapıyor, şunu da ye bunu da dediğimizde çok gayret gösteriyor ama yine de kilo almıyor pek. Zührenursa özellikle ana öğünlerde yemek istemiyor. Ve sade pilav, makarna, tarhana gibi şeyler dışında herşey ona iğrenç geliyor.

Ben Zülfikar çok zayıf diye üzüldüğümde eşim daha 1-2 ay öncesine kadar "Çok abartıyorsun, yaşıtlarından pek bir farkı yok, az birşey ince" diyordu.

Eşimin bu telkinlerinden ve sevdiğim doktorumunun böyle yazılarından da etkilenerek çinde bulunduğumuz kötü durumu kabullenmiştim herhalde böyle geldik böyle gideceğiz, bizim çocuklar da böyle zayıf olacak diyordum ki, Zülfikar'ın spora başlamasından sonra, kabul etmemem gerektiğini değişmek için birşeyler yapmam gerektiğini anladım.

Gittiği futbol okulunda çocukları ayda bir muayeneden geçiriyorlar. Vücudundaki kas, yağ, su oranı gibi bir çok değeri ölçüyor. Kemikleri güçlü mü, kilosu yaşıtlarına göre nasıl, grafikler çıkartılıyor filan. Genel bir büyüme testi gibi her ay kontrol ediliyorlar.

1 ay içinde 300 gr. kilo almış olsa da değerlerin çoğu tahmin ettiğiniz gibi düşük, normal olanlar da yok değil tabi. Benim hayret ettiğim şey ise, Zülfikar'ın bir ay içinde yağ yakması. Yağ oranı düşmüş, yani enerji almak için vücudunda besin bulamayınca yağ depolarını kullanmış.

Yetişkinlerin dietlerle, egzersizlerle yapamadığı şeyi yapmış.


Sabahları erkenden kalkıp evin içinde sürekli şut atıp, güya roveşata çekiyorum zannederek sürekli futbol oynuyor. Ben uyandığımda Zülfikar'ı ter içinde kalmış buluyorum, daha kahvaltı etmeden bir sürü enerji harcıyor.

Antreman ve maçlarda da bakıyorum, çok istekli teknikleri iyi ama kas gücü olmadığı için topa koşamıyor.

Hem yağ yakması, hem de böyle koşamamasını görünce uyandım. Artık eşimin laflarına kulak asmayıp bu işe ciddi asılmam gerektiğini anladım. Zaten belgelenmiş zayıflığı ve ciddi geriliği görünce eşim de çocuğa "ye ye" demeye başladı.

Çocuk zaten ana öğünlerde epey yiyor, dahasını midesi nasıl alsın diye ümitsizliğe düşüyordum çoğu kez. Spor kulubünde muayeneyi değerlediren uzman bayan ile konuştuk. Çocuğu yemeye zorlamak istemediğimi, ve ara ğünlerde ne yersin diye sorduğumda hiçbirşey yemek istemediğini söyledim. Zorlayıp çocukları iyice soğutmak da çok ciddi korkum. Zorluyorum yine yemiyorlar çünkü.

Çocuğa sorarak değil de, şimdi meyve yiyeceğiz hadi bakalım diyerek önüne koyun, bir elmanın hepsini bitirmese de 3-4 dilim yese bile kârdır. Ara öğünlere dikkat edin dedi.

Bu ara öğün konusu zihnimde bir ampül gibi yandı.

O zamandan beri çocuklar aşağıda site bahçesinde oynarlarken bile çağırıp hadi şimdi süt zamanı, hadi şimdi meyve zamanı, hadi şimdi tatlı zamanı diye ara öğünlere dikkat etmeye çalışıyorum.

Hani çocuklar 3-4 yaşına gelene kadar, aralarda çok fazla birşey vermeyin ki çocuk ana yemek için acıksın diye bir yönlendirme okurduk duyardık ya hep.

5-6 yaşı geçtiklerinde ise çocuğun midesinin genişlemesi ve ana öğünde daha çok yiyebilmesi için ara öğünlere en az ana öğünler kadar ağırlık vermek gerekiyor artık iyice anladım. Ara öğünleri azaltınca çok acıksa bile miktar olarak fazla yiyemiyor midesi küçüldüğü için.

Ara öğünlere asıldığımdan beri Zührenur'un da iştahı açılır gibi oldu.

Bir de madem bu yeme işini artık çok ciddiye alıyoruz, yavaş yeme konusunu da aşalım diye konuşmaya başladık çocuklarla. Çocukların iştahını azaltan bir engel de yavaş yeme çünkü. Zülfikar'dan çabuk yemek için süre tutma fikri çıktı. Bir süre biz uyardık süreyi hatırlattık, hep uyaran durumuna düştük dinlemediler yürümedi.

Sonra süre başladı, şu kadar kaldı diye haber verme görevini Zülfikar'a verdik. Uyarı olmadan bir yarışa dönüştürdüler, hem de sofrada canları sıkıldığı için eğlence çıkmış oldu. Zührenur hoşlanmadığı yemek olunca süreyi takmıyor yine ama eskiye göre ilerleme kaydettik epey.

Bir sonraki muayenede Zülfikar'ın yağ yakmamış olmasını, değerlerinin biraz daha düzelmiş olmasını umuyorum. Birden bire normale dönmesini beklemiyorum ama 4-5 ay sonra yüzümüzü güldürecek bir yerlere gelmiş oluruz sanırım.

Eskiden "Çocuk zayıf olsun sağlıklı olsun" diye bir şeye inanırdım. Belki sitede yazmışımdır da hatırlamıyorum. Artık tüm gücümle bu lafın karşısındayım.

Genelde şişman çocukların annelerinden duyduğumuz bir laf bu. Onlar için söylemesi kolay. Ve çocukları biraz da cips gibi hazır gıdalardan korumak adına da söylenen bir laf.

Tabiki çocuklar hazır gıdalarla beslenmesin ama kendi deneyimlerimle değerlendirecek olursam "zayıf olsun sağlıklı olsun" ana fikri kusura bakmayın züğürt tesellisi.

Hiç rastlamadığım az sayıda zayıf ve sağlıklı güçlü kuvvetli çocuk vardır belki, ve bu laf onlar hakkında söylendiğinde doğrudur belki.

Ama zayıf olup sağlıklı olup olmadığını bilmediğimiz çocukların annelerini teselli etmek için lütfen söylemeyelim bu lafı. Çocuğunun sağlıklı olmayabileceğini göz ardı etmesin.

Çocuklar obez olmasınlar ama zayıf da olmasınlar lütfen. Şişman çocuk nasıl koşamıyorsa zayıf da güçsüzlükten koşamıyor.

Hamburger göbekli olmasınlar ama kemiklerin üstüne deri kaplanmış kassız birer iskeletor da olmasınlar lütfen.

Öpünce yanak hissedebilelim, güldüklerinde kemik çıkıntıları değil de sevimli yüz hatları çeksin dikkatimizi.

Ve en önemlisi de sağlıklı olup hayatta daha atik ve canlı olsunlar.

Yaşamdan zevk alsınlar.
Bunlar da ilginizi çekebilir :
Yazıya Yorum Yap Giriş / Kaydol
  • tahiri 15.07.2013 tarihinde dedi ki :
    Tekrar ediyorum : Zayıf olmak obez olmaktan her bakımdan iyidir. Annelik duyguların baskın bir halde yazmışsın bunları.
    Bu yoruma cevap ver. Giriş / Kaydol
      busra 15.07.2013 tarihinde dedi ki :
      Evet bence de zayıf olmak obez olmaktan iyi sorun yok. Ama obezitenin o'su yokken, obez olmasın diye çocuğa ihtiyacı olan gıdayı bile verememek hiç iyi değil! Bunun adı takıntı.
  • gulenaygul 15.07.2013 tarihinde dedi ki :
    Vücudundaki kas, yağ, su oranı gibi bir çok değeri öğrenebilmek için hangi branş dr. gitmemiz lazım acaba? teşekkür ederim
    Bu yoruma cevap ver. Giriş / Kaydol
      busra 16.07.2013 tarihinde dedi ki :
      branş doktoru böyle değerlendirme yapıyorlar mı bilmiyorum, genelde spor merkezleri, diyetisyenler vb bu ölçümleri yapıyor.
HAKKIMDA
Büşra Karaca, 1981 Edirne doğumlu, MSÜ Mimarlık terk, 2003'te dünya evine girmiş, 2005'te ilk, 2007'de ikinci, 2013'te üçüncü çocuğunu kucağına almış bir annedir. 2008 yılından beri blog tutuyor.
busra[at]annenotlari.com
DOST SİTELER
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.
web tasarım ve programlama deSen
0.034 sn.