Anasayfa | Giriş / Üye Ol
Paylaş

Biz De TV İzledik, Sapık mı Olduk?

09 Ekim 2013
"Biz de TV izleyerek büyüdük sapık olmadık ya, katil olmadık ya"

"Biz de çok çikolata yedik obez olmadık ya, ölmedik ya"


Bu cümleleri kimi ana babadan siz de duyuyor musunuz?

Bu cümlelerdeki ana fikri, genel bir yaklaşım haline getiren anne babalar var.

Çocuklara zararı olan hangi şeyden bahs edecek olsak lafı "Birşey olmaz"a getirmeye uğraşıyorlar.

Bir hafta önce annenotlari facebook sayfasında Fatma Barbarosoğlu'nun Dersimiz Şiddet isimli yazısını paylaştığımda da, benzer yaklaşımlarla karşılaştım. (Sonradan da yorumları siliyorlar, arkasında duramayacaksan niye yazıyorsun?)

Bizim evde TV olmayışı, çocukların günde 1 saat çizgi film izleyip, günde 1 saat bilgisayar oyunu oynamaları kimisine çocuğa yapılmış çok büyük zulüm gibi geliyor.

Çocukların kafasına silah dayayıp çizgi film başından kaldırıyormuşum gibi, oyunun başından döve döve uzaklaştırıyormuşum gibi hissettirmeye uğraşıyorlar.

Daha önce de defalarca yazdığım gibi, bu konuyu çocuklarla konuşuyoruz, konuştuk en başta.

"Ben TV'nin ekranın zararını bildiğim halde sizi sınırsız olarak onların başında bırakamam, bu benim sınırım, anneliğimin gereği"
diye açıklıyorum.

Bir saat belirliyoruz, uyuluyor.

Ha mırın kırın etmiyorlar mı başından kalkarken. Ara sıra ediyorlar, tabiki ediyorlar. Çocuklar neticede.

Mırın kırın etmeleri zulüm görmeleri anlamına mı geliyor? Yanlışınız var, zulüm olan çocuğun her istediğini yapmaktır, yapmamak değil.

Nasıl olsa içinde şiddet yok, o yok bu yok diye oyunlara sınırsız izin vermek çocuğa yapılan bir iyilik midir? Doya doya oynayınca çocukluğunu yaşamış mı oluyor?

Siz oyunda kazanılan sanal başarıyı başarı, sanal heyecanı heyecan, o golü atacağım diye hiçbir bacak beden oynatmadan gösterilen sanal gayreti gayret, sonunda hiç bir halt elde edilmemişken bağırarak gösterilen sanal sevinci gerçek bir sevinç olarak görüyorsanız, izin verin çocuğunuzun çocukluğunu yaşamasına ne yapayım. Saat belirlemeyin.

Peki biz saatlere riayette çok mu katıyız, çok mu kuralcıyız? Hayır, bazen ben unutuyorum bazen onlar. Bazen oyun oynarken maç bitmemiş oluyor ek süre veriyoruz. (Şiddet içerikli oyunlar oynamıyorlar)

Bazen hasta olduğum zamanlarda, 2 saat 3 saat izin veriyorum, istisnalar oluyor.

Hastayken, çocuğun bana bir soru sormasına tahammülüm yokken, en ufak bir sesini çekemiyorken, çocuk "anne" dese çıkışacak bir sabırsızlıktayken izin veriyorum.

O çocuk ekran başından kalkınca daha iyi muamele görmeyecekse, hatta ruhsal olarak daha çok zarar görecekse verebiliyorum.

Sonra TV'li bir eve gidince, "izlemeyin kalkın bakayım mı" diyorum? Biliyorlar ki orası başka bir yer, başka bir düzen. Mesela bayramda babaanneye gideceğiz saldım çayıra usulü olmasa da normale göre fazla izleyecekler.

Orada izlediklerinden zarar görmüyorlar mı, görüyorlar. Ama başkasının evinde başka bir düzendeyken, bizim evdeki sınırları yaşatmaya çalışmak çocuğa daha büyük zarar. İlişkimize zarar.

Hayatımızdaki çoğu tercihte olduğu gibi "hangisi daha az zarar" sorusunu sorup ona göre karar veriyoruz.

Bu kıyası yapabildikten sonra, hiçbirşeyin zararından bahs etmenin zararı yok.

Konuya "zararlıysa hiç yaklaştırmam, yaklaştırmamayı başaramıyorsam zararını inkar ederim" şeklinde aptalca bir mükemmeliyetçilikle yaklaşmıyorum.

Çocukların hoşlandıkları ama zarar gördükleri şeylerin zararından bahs etmeyi ve çocukları uzak tutmaya çalışmayı lütfen "katı ve zalim tutum" olarak algılamayın.

Böyle algılamak, sınır çizmeyi engeller.

Mesela hazır gıdalar, çikolatalar..

Her fırsatta bunların zararından bahs ediyorum sitede. Ne kadar bahs edip, birilerinin ne kadar uzaklaşmasına sebep olursam iyidir diye.

Peki çocuklara "bunlar zehirdir asla yaklaşmayın mı" diyorum?

Hayır.

"Bunları her zaman sık sık yemek, sürekli bunlarla beslenmek zehir etkisi yapabilir, araştırmalar öyle söylüyor" diyorum.

İçindekileri okuyorum, bakın ne acaip şeyler var diyorum. Yazmıştım bunları da daha önce.

Ara sıra canımız çekince yemekten zarar gelmez ama kantinden hep bunları almayı alışkanlık haline getirmeyesek iyi olur diyorum.

Çocuğa hiçbirşey anlatmayıp, elinden şekerleri çikolataları çekip almak vermemek başka birşey. Söyleneneleri anlayabilecek çocuğa yapılacak birşey değil bu. Nedense sınır çizmekten bazılarının anladığı bu!

İlkokul 3. sınıftaki oğlum kantinden bunları almaz, ara sıra mesela ayda bir alır yer.

Çocuğun bu bilinci kazanması şıp diye mi oluyor peki, ilk söyleyişte hemen anlıyor mu?

Hayır mesela şu an ilkokul 1. sınıfa giden kızım tüm bunları pek takmaz, günde 2-3 kez dondurma yemek isterdi geçtiğimiz yaz bile. Birçoğu hazır dondurma. İzin vermediğim de çok olurdu, verdiğim de. Toplamda bakacak olursak, her gün dondurma yemiştir herhalde.

Okulun ilk günleri de her gün topitop alıyordu kantinden. Ya da dondurma istiyordu.

Bir gün ciddi bir şekilde "Onların içinde şunlar var, bunlar var" diye tekrar anlattığımda gitti topitopu attı. O günden beri de dondurdma topitop isteyişi yüzden doksan azaldı.

Ne zamandır aynı şeyleri dinleyen duymuyormuş gibi davranan çocuk birden anladı. Belki o güne kadarki konuşmalar, en son konuşmayla bir sonuç, bir doğru olarak yerleşti kafasına bilmiyorum. Tekrarlar belli bir değeri oluşturdu belki de yavaş yavaş.

Sınır çizmenin katı olmak demek olmadığını anlatabildiysem,

"Biz de TV izleyerek büyüdük sapık olmadık ya, katil olmadık ya"

ya gelelim biraz.

Cümleye gel cümleye. Nasıl bir muhteşem çıkarımdır bu böyle.

Evet belki biz, bizim izlediklerimizi izleyip katil olanlardan olmadık ama TV'deki her görüntüden herkes aynı şekilde aynı derecede mi etkileniyor?

Bizim izlediklerimizi izlediği için sapık olanlar, katil olanlar yok mudur? Olmamıştır diye elimizde belge mi var?


Sonra, kendi insanî gelişimimiz, ruhsal olgunluğumuz için söyleyebileceğimiz en ileri söz "sapık olmadık katil olmadık ya" mıdır?

Siz herhalde halinizden çok memnunsunuz.

Bizim zamanımızda pembe diziler vardı, çoğu Brezilya dizileri.

Bir de Yalan Rüzgarı izlerdim en çok.

"Ben de izledim hiçbirşey olmadı" diyor muyum peki?

Demiyorum. Kendimi olabileceğim en iyi durumdaymış gibi görmüyorum da ondan.

Çünkü lise ve sonrasında bir ara, insan ilişkilerini, hatta insanların bakışlarını yürüyüşlerini bile Yalan Rüzgarı'nda gördüğüm sahnelerle anlamlandırmaya çalıştığımı çok iyi hatırlıyorum.

Şu insan şöyle şu karakter gibi mi bakıyor, ha demek ki entrika peşinde.

Bir karakter bir cümle söyledi rezil mi oldu, ben de o cümleyi söyleyince rezil olacakmışım gibi o sahneye takılı kalıp, başka bir anlamı olduğunu/ olabileceğini düşünmeden o cümleyi söyleyemedim..

Örnekleri çoğaltabilirim. Hatta muhtemelen şu anda bile geçmemiştir etkisi.

Tv izlemeseydik nasıl olurduk bilmiyorken, Tv izledik şöyle olmadık dememek gerek.


İnsanın hayatındaki her an, hayatının tamamına etki eder.

O kadar çok pembe dizi izlemeseydim, insan hayatındaki en önemli ihtiyacın aşk olmadığını anlamakta bu kadar gecikmeyecektim belki de.

O kadar çok pembe dizi izlemeseydim, o dizileri izlediğim vakitlerde daha doğru düzgün birşeyler yapacaktım belki de.

O kadar çok pembe dizi izlemeseydim, kendi sorumluluklarımı daha çok yerine getirecek ve elim işe az daha yatkın olacaktı belki de.

O kadar çok pembe dizi izlemeseydim, lezzeti ve hazzı "ekran başında" sessizce izleyerek hissedilen birşey olarak tanımlamayacaktım belki de kimbilir?

Niye çoğumuz harekette ve faaliyette lezzet bulamıyoruz, oturunca iyi oluyor zannediyoruz. Bu yüzden olabilir mi?

Kaç tane hissi, tanımı değiştirmiştir Tv hayatımızda biliyor muyuz?

Bilmiyoruz.

Ya bizim çocuklarımız....

Bizim çocukluğumuzda TV'de bu kadar çok şiddet, bu kadar çok DİZİ yoktu. (Nasıl yetişiyorlar, nasıl yapıyorlar, pıtrak gibi oradan buradan her yerden dizi çıkıyor)

Yoktu.

O zaman nedir bu "birşey olmaz" rahatlığı?

Kurtlar Vadisi gibi güya vatan millet sakarya aşkıyla yapılan bir dizide, Polat, kim ölmeli kim ölmemeli konusuna karar veren cihanın çok üstün görüşlü bir zat-ı muhteremi!

Yahu bunun mahkemesi var, adaleti var diyemiyorsunuz. Kendisine yamuk yapan oldu mu, kırıveriyor boynunu. Çünkü mahkeme de o, adalet de o.

Hiç öyle, "derslerle alakası olmayan serseri öğrenciler yapıyor onu" falan diye başka tarafa çekmeye çalışmayın. Bakın okulun hademesini öldüren öğrenci okul ikincisiymiş.

Bir operasyon uğruna masumlar ölüyor, olmayacak şeyler oluyor. Doğru bildiğimiz bütün değerler yerlerde.

Bazen şiddet içerikli diye izletmediğiniz dizinin en olmayacak sahnesi başka bir program izlerken pat diye yayına giren fragmanda gözünüze sokuluyor!

Saçma sapan bir reklam da hiç beklemediğiniz anda karşınızda.

Çocuklar bizim gibi kendi doğru ve yanlışlarını netleştirmiş yaşta değiller ki, bu benim için fazla diye bir çıkarım yapamıyorlar ki. Bunu yapması gereken biziz.

Sonra, mesajların çocuklar tarafından aldım denerek, farkında olunarak alındığını mı sanıyoruz?

Ya da bu mesajı alayım bunu almayayım diye tercih yapıldığını mı?

Galiba öyle sanıyoruz..

Hatta bazıları "Ya anne ben bugün şu mesajı aldım" diyerek çocuğun gelip anlatmasını bekliyor. Ancak o zaman inanacak.

Siz bekleyin efendim çocuğun bir gün gelip size anlatadurmasını.

Biz beklemede ya da uykuda değiliz.

Uyanmaya ve farkında olmaya çalışıyoruz.

"Birşey olmaz"cı değiliz, inşallah da olmayız.
Bunlar da ilginizi çekebilir :
Yazıya Yorum Yap Giriş / Kaydol
  • rehnuma 09.10.2013 tarihinde dedi ki :
    Nekadarda doğru anlatmışsınız Büşra Hanım, biz ve bizim gibi genç anne baba olan nesil maalesef doğru bildiği şeyi uygularken dahi bir çekince içinde, sürekli bir eleştiri yağmurunda, biz yedikte ne olducular etrafımızda, halbuki sorsanız ne olamayan bi yanları var mı? 50 ameliyat geçireni mi ararsın, sürekli ağrılardan şikayet edeni mi? Bir Allah'ın kuluda çıksa da ne kadar zor bir şeyi başarıyorsunuz dese büyüklerden şaşıracağım. Neyse akıbetimiz hayrolsun da başka bir arzumuz yok :)
    Bu yoruma cevap ver. Giriş / Kaydol
  • sevdetuba 10.10.2013 tarihinde dedi ki :
    Değerli Büşra hanım,
    Bu anlamlı yazı için teşekkür ederim.
    Buraya bakmakda da fayda var...;
    http://www.cocukaile.net/diziler-gebcleri-cok-etkiliyor/
    Bu yoruma cevap ver. Giriş / Kaydol
  • tahiri 10.10.2013 tarihinde dedi ki :
    "Bir şey bütün elde edilmezse bütün bütün de terkedilmez" diyorsun yani.
    Bu yoruma cevap ver. Giriş / Kaydol
  • ogrenen 17.10.2013 tarihinde dedi ki :
    Büşra Hanım . 17 yıllık öğretmenlik hayatı ve iki çocuk babası olarak şunu belirtmek isterim. yazdıklarınız bilinçli ebeveynlik için çok önemli. Aynı zamanda sosyal sorumluluk hissi ile yazılmış yazılar. Tebrik eder, çalışmalarınızın devamını dilerim.
    Anne baba olmak dünyanın en zor mesleği. Bu mesleği icra ederken gelişigüzel davranarak ,alışkanlıklardan vazgeçemeyerek( tv.internet vb.) çocuk eğitilemez. Siz negatif eleştirilere takılmayın. Biz yazılarınızdan önemli dersler çıkarıyoruz
    Bu yoruma cevap ver. Giriş / Kaydol
      busra 24.10.2013 tarihinde dedi ki :
      Teşekkür ederim. Takıldığımdan değil ama cevap vermeyince gitgide büyüyor bu tarz yaklaşımlar. Son zamanlarda çok kişiden duymaya başladım. Biraz hassasiyeti olan insanları hemen takıntı sahibi olmakla suçluyorlar, onlar normal diğerleri hasta gibi lanse etmeye çalışıyorlar.
HAKKIMDA
Büşra Karaca, 1981 Edirne doğumlu, MSÜ Mimarlık terk, 2003'te dünya evine girmiş, 2005'te ilk, 2007'de ikinci, 2013'te üçüncü çocuğunu kucağına almış bir annedir. 2008 yılından beri blog tutuyor.
busra[at]annenotlari.com
DOST SİTELER
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.
web tasarım ve programlama deSen
0.032 sn.