Anasayfa | Giriş / Üye Ol
Paylaş

Bayramın Tatsız Yüzü Şeker

02 Ekim 2014

Bayram geliyor ya, marketler ve tatlıcılar renkli şekerleme ve çikolata reyonlarıyla dolmuş taşmış.

Şu güzelim bayramları şekerle çikolatayla özdeşleştiren kimse neyse, bence yarın ahirette verilecek büyük hesabı var. Ben de bizzat karşısına çıkıp yakasına yapışmayı düşünüyorum.

Evet Hz. Peygamber Aleyhissalatu Vesselam bayram namazına gitmeden önce hurma yermiş, tatlı şeylerin bayramda ikram edilmesini teşvik etmiş.

Ve fakat çok önemli iki KOCAMAN fark var, onun yaşadığıyla bizim anladığımız arasında.

Baklava, çikolata ve şeker değilmiş O'nun teşvik ettiği, hurmaymış, balmış vesaireymiş, bu bir. Yani doğal şeylermiş.

Ve mesela bayram namazına gitmeden önce aç karınla yermiş. Ve zaten hiç bir zaman tok karınla gezmediği gibi, tok karınla üstüne bir de tatlı yemek değilmiş yaptığı. Bu da iki.

Zaten insan vücuduna bu kadar mazarratı olan bir maddeyi (şekeri), tam da en fazla zarar vereceği şekilde yani tok karınla yemeyi tavsiye edemez, etmiş olamaz ki, hayatı boyunca hikmetin ve merhametin ta kendisini yaşamış olan bir insan.

Osmanlı'da bayramlarda baklava yaparmış, zenginler ve saray eşrafı. Fakirlere yedirirlermiş.

İnsanların şekeri, baklavayı doğru dürüst bulamadığı zamanlarda senede 2 kez veya bazı başka kutlamalarda bulabildiği kadar yemesi neticede kabul edilir birşeydir.

Senede bir kaç kez bu şekilde beslenmek sağlığı genel olarak pek etkilemez.

Bırakın Osmanlı'yı daha benim annemin çocukluğunda şeker çok pahalı ve herkesin alamadığı birşeymiş. Böyle pastalar pastaneler, baklavalar da hakikaten yokmuş.

* Bugün zaten yemekten sonra tatlı yeme alışkanlığı bir yaşam tarzı haline gelmiş, tatlıyla karışan tuzlu yemekler sindirilemediği için toksin olarak birikip vücutta hastalıklara sebep olmaya başlamışken...

* Üstüne üstlük tok mideye giren tatlının birdenbire arttırdığı kan şekerini dengelemek için, pankreaslarımız aşırı miktarda insülin salgılar olmuşken...

* Aşırı salgılanan bu insülin yüzünden bu sefer de "kan şekeri çok düşük galiba" sinyalini alan vücut tekrar tatlılara saldırıp kısır döngüye girmiş, bu döngü sonucu insanımızın büyük kısmı şeker hastalığına yakalanmış diğer kısmı da diyabete kollarını açmış beklerken... (Amerikada insanlar artık üniversiteyi bitirmeden şeker hastası oluyorlarmış)

Yani zaten şekerle tatlıyla bu kadar berbat ve sıkı fıkı bir halimiz varken, bir de bayramların dolu midelere tatlıları çikolataları gönderme seramonisi olarak yaşanması nedir yahu?

Bunun dinle, imanla, bayram sevinciyle alakası ne?

Bir sağlık bozma, nefse zulmetme, mide fesadı geçirme günleri olarak mı yaşanmalıdır bayramlar?

Hem de bayram için üretilen çikolata ve şekerlemeler, daha da özensiz üretilmiş, pazar anlayışına kurban gitmiş ürünler oluyor.

Bayramda asıl olan ikramdır, ikram. Şeker değildir.

'Tat'lı dediğimiz insanların ağzını hoş edecek şeyler baklavayla, çikolatayla mı sınırlıdır?

İnsanlara hoş gelecek başka şeyler de var. Kuru meyvelerimiz var bizim, içine fındık fıstık koyabiliriz. Taze meyvelerimiz var, hurmadan yapılan tatlılar var.

Hayatım boyunca tatlı seven biri olmadım. Çocukluğumda dondurma yerdim hevesle, her çocuk gibi. Ama aramazdım.

Sonraları iyice soğudum. Hiç bir zararını görmediğim gibi çok da faydasını gördüm. İkinci hamileliğime kadar ağzımda hiç çürük diş olmadı, inci gibiydi.

Ekser insanlara göre hareket etmeye, yürümeye erinmeyişim de sanırım tatlısızlığın verdiği dinçlik yüzündendi.

Ve hiç bir zaman kilo sorunum olmadı. 3. gebelikte sürekli yattığım için aldığım kiloları da dengeli bir şekilde veriyorum şu an. Yani koskoca yaz geçiyor ben bir kez dondurma ya yiyorum ya yemiyorum, kiloları vermemek mümkün mü böyle bir beslenmeyle.

Tatlının enerji verdiği ise kuyruklu bir YALAN. Belki doğal gıdalar için geçerli olabilir ama artık doktorlar da yoğun rafine şeker içeren yiyeceklerin (şerbetli tatlıların, pastaların) bilakis YORGUNLUK, HALSİZLİK yaptığını her yerde bağırıyor. Hazır yiyeceklerse rafine şeker bile içermiyor çoğu kez, glikoz şurubu veya fruktoz kullanılıyor.

Bakın bu konuda bir kaç ay önce çok meşhur olan Eve O. Schaub, şekersiz geçirdiği bir yılı anlattığı yazısında neler diyor:

Bu, güç algılanan bir şeydi ama fark ediliyordu; ilave şeker olmadan yemek yedikçe, daha iyi ve daha enerjik hissettim.

Şekersiz bir yıl sonunda bu bir yılın hesabını yaptım, çocuklarımın okula hasta oldukları için gidemedikleri gün sayısıyla şeker kullanmadığımız dönemdeki devamsızlıklarını karşılaştırdım. Fark dramatikti.

Bedenim şekersiz geçirilen bir yıl için bana teşekkür ediyor gibiydi. Artık enerji konusunda hiçbir endişem yok. Grip sezonu geldiğinde büyük bir korkuyla çocuklarımla yatağın altına saklanmıyorum.


"Sen şeker sevmiyorsun söylemesi kolay" diyenlere de diyorum ki:

"Şeker zaten uyuşturucu gibi bağımlılık yapan bir şey, yemedikçe sevmeyesin geliyor bir süre sonra. Yani aslında sevmemek de iradeyle oluyor biraz...

Ama biraz da haklısın, tatlı ve hamur işi yapmayan bir annem olduğu için en çok ev yemekleriyle beslendim çocukken. Yememek kısmı bir tek kendi irademle olmadı."


Biliyorum böyle şeyler birdenbire değişmiyor, fakat belki önce şerbetli tatlılar yerine meyveli tatlılar ya da sütlü tatlılar ikram ederek, sonra azaltarak, yavaş yavaş bunları da bırakıp başka alternatifler bularak bu talihsiz geleneklerden kurtulabiliriz.

"Herkes böyle o zaman ben de öyle" anlayışıyla nereye kadar? Hem de bu anlayış aslında vebal!

Bu bayram bademleri, fındıkları aliminyum folyoya sarıp kapıya gelen çocuklara vermeyi düşünüyorum.

O kadar maliyetli bir şey de değil kenarı 8 cm. olan kare şeklinde bir folyoya 3-4 tane fındık, ya da yanına bir kayısı kurusu, biraz dut kurusu koymak.

Sonuçta bayram bir anlamda ikram demekse, güzel ve yarayışlı yiyecekleri ikram etmek için harcamadan da kaçınmamak lazım değil mi?

Hele ki glikoz şurubunun, fruktozun basıldığı şeker çikolataya, şekerli içeceklere verdiğimiz paranın ne kadar boşu boşuna ve hatta zarar hesabına gittiğini düşünürsek, lafı bile olmaz!
Etiketler : şeker, bayram, kurban bayramı,
Bunlar da ilginizi çekebilir :
Yazıya Yorum Yap Giriş / Kaydol
    HAKKIMDA
    Büşra Karaca, 1981 Edirne doğumlu, MSÜ Mimarlık terk, 2003'te dünya evine girmiş, 2005'te ilk, 2007'de ikinci, 2013'te üçüncü çocuğunu kucağına almış bir annedir. 2008 yılından beri blog tutuyor.
    busra[at]annenotlari.com
    DOST SİTELER
    Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.
    web tasarım ve programlama deSen
    0.045 sn.