Anasayfa | Giriş / Üye Ol
Paylaş

Daha Fazla Dayanamıyorum Demenin Bir Yoluymuş Öfke

03 Kasım 2014
Öfkeye kıyasla sakinlik ve dinginliği yaşamak ne kadar güzel demiştim şu yazıda, ama aslında öfkenin de bazen işe yaradığıyla hatta bazen iyi bir şey olduğuyla ilgili bilgiler var şu an okuduğum Öfke Kontrolü kitabında.

Bu iyi bir şey olma durumu elbette, isteklerimizi yaptırmak için öfkeyi kasıtlı olarak kullanmak değil.

Kitapta bir örnek olay var. Bir kadın ve eşi bazı sorunlar yaşıyorlar. Kadın bazı şeylerden ne kadar rahatsız olduğunu sürekli söylüyor, fakat eşi tarafından dikkate alınmıyor. Artık kadın bir gün öyle bir öfkeleniyor ki sinir krizi geçiriyor, hastaneye kaldırılıyor. Eşi durumun vehametinin farkına varıp kadının söylediklerini dinlemeye başlıyor.

Elbette kimse olay bu safhaya gelsin istemezdi fakat ister istemez gelinmiş. Ve öfke gibi bir dışavurum olmasa, kadının içe atmaktan başka bir çaresi kalmayacak ve adam da ilelebet eşinin nasıl da tükendiğini anlamayacaktı. Öfke insanın ruh sağlığının korunması için bir nevi sibop vazifesi görüyormuş yani zaman zaman.

Bir hafta kadar önce çocukların bir kavgası yüzünden çok öfkelenmiştim. Galiba o gün de öfke benim için bir akıl sağlığımı koruma vazifesi görmüştü.

Şöyle ki, çocuklar kahvaltı masasında her zaman ve sürekli ve berbat biçimde kavga ediyorlar. Yok 'tereyağ senin önünde, yok balı bana ver niye vermiyorsun, bal niye sana daha yakın, tereyağ senin önünde daha fazla durdu' gibi didişmelerden çıkan kavgalar bunlar. İkisine ayrı terayağ bal koysam bile, seninki az benimki çok gibi gerekçelerle yine kavga edecek birşeyler buluyorlar. Evin içinde de çoğu an şu şekildeler:


O gün de yine aynı türden kavgaların ardından bir de masayı kendilerine çekmeye başlamasınlar mı? Sandalyeyi itip masaya yaklaşmayı denemiyorlar da, masayı önlerine çekiyorlar. Bir yandan da masa bana yakın olucak türünden laflarla atışıyorlar. Masa gidip geliyor ikisi arasında ve masanın fayansın üzerinde çıkardığı gıcık ve aşırı ses beni delirtti. Bir yandan da çok şımarık davranıyorlar, hafiften gülüyorlar filan. Gerçekten birbirlerine kızmamışlar da oyun oynuyorlar sanki. Uyarıyorum duymuyorlar bile.

Biraz daha bu durumun içinde kalırsam çıldıracağım galiba hissi oluştu bende ve bir bastım yaygarayı, 'Sessizce kahvaltınızı ediyorsunuz ve öğlen okula gidene kadar kim bir kavga sesi çıkarırsa, kim bir sorun çıkarırsa hemen yanında beni bulacak, anlaşıldı mı!' diye bağırdım.

Evet onlar da fark ettiler, diğer öfkelenişlerimden daha acıklı bir öfkelenmeydi bu, çok kırgındım. Aslında bağırırken ağlar gibi bağırmıştım. Ve hayret öğlene kadar sessizce durdular.

İşte o gün o anki şiddetli öfkelenme benim için bir 'yeter artık dayanamıyorum' mesajını iletme görevi görmüştü.

Kitapta da diyor ki, öfke 'Beni çok fazla zorluyorsun, bu sınırdan fazlasını kaldıramıyorum' mesajını iletirmiş.

Ama elbetteki öfkelenmeden ve bağırmadan iletmenin, hem insan sağlığı (çünkü çok öfkelenmek hastalıklara sebep oluyormuş) hem de ilişkilerimizin kalitesi açısından daha güzel bir yol olduğuna daha çok değiniyor.

Öfke o yolu bulamamış olanlar için bazı durumlarda kötünün iyisi oluyor işte.

Eşimle yaşadığımız tartışmalarda öfkelenen genelde ben olurum. O pek öfkelenmez çünkü hiç bir şeyi biriktirmez, birşeyden rahatsız oluyorsa onu anında söyler. Asla kabullenmediği şeyi kabulleniyor gibi görünmez, hoşlanmadığı bir şeyden hoşlanıyor gibi yapmayı bırak, hoşlanmadığının altını çok fazla çizer. Bazen senin hatırın için katlanıyorum ama bu işten hoşlanmıyorum mesajını espriyle iletir. Her zaman rahat bir adamdır o, hatta fazla rahat da diyebiliriz. Öfkeye kalmaz işi, baştan söyler.

Hepimiz hissediyoruz aslında, öfke birikmeler sonucu oluyor, bir kökü var bir gelişim süreci var. Bazen aman ağzımızın tadı bozulmasın diye söylemediğimiz ufak şeyler birike birike dağ oluyor. Belki benim hatam da bu...

Bazen karşınızdakini memnun etme isteği ve ona olan sevginiz, ya da tepki görme korkunuz rahatsızlıklarınızı dile getirmenize engel oluyorsa bu ileride sizi yakalayacak çok büyük bir öfke tuzağına işaret ediyor olabilir.

Bazı şeyleri kendisi akıl etsin diye bekleyip söylemeyince de yine öfkeye sebep olabiliyor. Mesela çocuk uyurken sessiz olmasını ben mi isteyeceğim, koskoca yetişkin kendisi düşünsün şeklinde beklentiye girip, sessiz olmadığı bir anda öfkelenmek ne kadar da karmaşıklaştırıyor herşeyi. Oysa bu konuda ne kadar hassas olduğumu düzgün bir anımızda ifade edip, duygularımdan söz edebilsem herşey netleşiyor.

İşte yavaş yavaş öğreniyoruz. Neticede yetişkin insanlarız, eşimle karşılıklı konuşup çözebiliyoruz fakat çocuklar sebebiyle yaşadığım öfkelenmeler öyle böyle değil. Anlatılır gibi değil. Allahım inanılır gibi değil. Çok yıpranıyorum, çok.

Şu aralar tesellim, içine düştüğümüz durum benim hatam yüzünden olmuş olsa bile öfkenin "ben artık buna dayanamıyorum" mesajı iletiyor olması. Buna odaklanmak bana iyi geldi. Bak böyle bir artısı varmış diyorum.

Bu moralle 'Tüh yine öfkelendim, hani öfkelenmeyecektim, neden öfkelendim' diye kendi kendimi yeyip bitirmek yerine, daha fazlasına tahammülüm yok mesajını öfkelenmeden nasıl iletebilirim diye kendime soruyorum.

Doğru soru bu. Öfkelenmeden önce, iş öfkeye kalmadan nasıl anlatabilirim? Nasıl ben bundan hoşlanmıyorum veya buna dayanamıyorum derim?

Benim öfkelenmeye değil, tahammül sınırlarımı onların anlayacağı şekilde ifade etmeye ve ne hissettiğimi cümlelere dökmeye ihtiyacım var.
Bunlar da ilginizi çekebilir :
Yazıya Yorum Yap Giriş / Kaydol
  • maryam 03.11.2014 tarihinde dedi ki :
    Bunun icin cocuklarda empati yi gelistirmeye ihtiycimiz var. engec 3 yasindan sonra her cocuk empati yaparak karsisindakinin hislerini ve kendi tavirlarinin anlamini okuyabiliyor. Hic uzulmesinler diye fazlaca dedikleri dinlenen cocuklarda empati gelisemiyor ve bencil tavirlar hakim olabiliyor.
    Tabiki aileler bunu iyi niyetle yapiyorlar, ozellikle cocuklarin yetiskinler kadar karsisindakinin durumunu anlamayaz yanilgisina dusuyorlar. Bu ebeveynlerdeki his sucluluk duygusu.ve maalesef cocukluklarinda fazlaca elestirilen , kendisiyle ve duygulariyla barisik olmayan insanlarda bu cok yaygin. Cocugun uzulmesine firsat verirse, ya da gayet insani ofkenmeler yasarsa iyi Anne/ baba olamayacagini dusunuyorlar . Halbuki sureklilik arzetmeyen olumsuz tepkiler cocuklarda travma yapmayacagi gibi, ebeveynin bu tepkiyi neden verdigini, falanca seye neden musaade etmedigini aciklamasi, duygularini anlatmasi cocuklarda empatinin gelismesine vesile olur.





    Bu yoruma cevap ver. Giriş / Kaydol
      busra 03.11.2014 tarihinde dedi ki :
      evet empatinin gelişmesine ihtiyaç olduğunu düşünüyorum ama sebebi çocukların fazlaca dinlenilmesi olamaz tam tersi pek çok konuda çok fazla hayır dediğim düşünüyorum. belki bu durum da empati eksikliğine sebep oluyordur bilemiyorum. suçluluk duygusuna gelince, okuduğum kitapta öfkelenen herkesin suçluluk duygusuna kapıldığı yazıyor, daha çok vicdan azabı olarak geçiyor. öfkenin ikizi gibiymiş vicdan azabı.
HAKKIMDA
Büşra Karaca, 1981 Edirne doğumlu, MSÜ Mimarlık terk, 2003'te dünya evine girmiş, 2005'te ilk, 2007'de ikinci, 2013'te üçüncü çocuğunu kucağına almış bir annedir. 2008 yılından beri blog tutuyor.
busra[at]annenotlari.com
DOST SİTELER
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.
web tasarım ve programlama deSen
0.086 sn.