Anasayfa | Giriş / Üye Ol
Paylaş

Sema Maraşlı ile haya üzerine sohbet

20 Ocak 2015

'Soralım öğrenelim' gayesiyle başlattığım sohbetlerin ikincisine Sema Maraşlı ile devam ediyoruz. Sema hanım, geçtiğimiz Cuma günü beni kırmadı, sorularımı cevapladı Allah razı olsun. Kendisiyle haya ve utanma duygusu hakkında konuştuk. Hanımların ev temizliğiyle ilgili kaygıları, cinsellik, çocuklardaki çekingenlik gibi bir çok konuya değindik. Bence çok faydalı bir sohbet oldu, bakalım siz nasıl bulacaksınız.

..........................................................................................................

- Hayayla ilgili bir çok hadis var. Peygamberimiz Aleyhissalatü Vesselamın 'Haya imandandır' diye bir sözü var.(Buhari, İman, 16) Hayâ sadece hayır (iyilik) getirir.” (Buhari, Edep, 77) Hayâ bütünüyle hayırdır.” (Müslim, İman, 61)  'Haya imandandır, iman ise cennettedir. Beza (hayasızlık, küfürbazlık) ise cefadandır (kötü huydan, ahlaksızlıktandır). Cefa ise cehennemdedir.' (Zevaid, 12706) “Her dinin bir ahlakı vardır; İslam’ın ahlakı da hayâdır.” (İbn Mace, Zühd, 17) şeklinde.

Çok üzerinde sabit olmamız gereken bir şey olarak tarif ediyor hayayı. Bunlardan anladığımız haya nedir, hani içten gelen bir utanma duygusu zannederiz biz hayayı, öyle midir? Yoksa değişebilir miyiz bu konuda? Ne dersiniz?

- "Haya" kelimesini biz genellikle “utanma” anlamında kullanıyoruz. Oysa “hayâ”nın çok daha geniş ve derin anlamı var dinimizde. Sevgili Peygamberimiz “Allah'tan hakkıyla hayâ edin” buyuruyor. Sahabe-i Kiram “Ey Allah'ın Rasulü! Allah'a hamdolsun; biz Allah'tan hayâ ediyoruz” demesi üzerine:

“Kasdettiğim bu (sizin anladığınız) değil… Allah'tan hakkıyla hayâ etmek, başı ve onun taşıdıklarını, karnı ve onun ihtiva ettiklerini muhafaza etmen; ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır. Kim ahireti dilerse, dünya hayatının (aldatıcı) süsünü terk etmeli, ahiret hayatını dünya hayatına tercih etmelidir. Kim bu söylediklerimi hakkıyla yaparsa, Allah'tan hakkıyla hayâ etmiş olur.” (Tirmizî)

En doğrusunu Allah ve Resûlü bilir tabii ki. Rasullulah efendimiz "haya" ı böyle açıkladığına göre doğrusu da budur. Bunlara dikkat edeceğiz.

- Bizim toplumumuzda haya denince ilk gelen utanmaların üzerinde durarak açalım. Cinsellikle ilgili konuşmaktan kaçınmak ya da bu konularda utangaç olmak hayalı olmak gibi anlaşılır. Cinsellikle ilgili konuşmak ya da cinselliğe önem vermek hayasızlık mıdır?

- Bu konuların konuşulmasını sanki edepsizlikmiş gibi, konuşulmamasını takvaymış gibi algılayan insanlar var. Halbuki baktığımız zaman Allah Rasulü'nün hayatına, kadınlar cinsel konuları gidip bizzat kendisine soruyorlar, yanında Hz Aişe var. Biz şu kafayla düşünürüz, ayıp olur diye Hz. Aişe'ye sorarız herhalde.

- Hz. Aişe'ye bile soramayız bence.

- Ayıp olsa neden sorsunlar. Bir de ailelere vebali var bunun. Hanımlar "Ergen oğlum  namaz kılardı, artık  kılmıyor' diye soruyorlar.  Guslü anlattınız mı?  Yok. Cinsel gelişimi anlattınız mı? Yok.  Rüyaları? Yok. Şunu anlattınız mı, bunu anlattınız mı? Yok. E bu çocuğun bunları nereden öğrenmesini bekliyorsunuz ki?  İşte benim aklım almıyor bunu. Neden diyorum? Utanmışlar. Kendin çok utanıyorsan ya bir hocaya bir büyüğe, bir psikologa götüreceksin, artık nereye götürüyorsan. Ya biz bu konuları anlatamıyoruz denecek yardım istenecek.

Bunun bir problem olarak görülmemesi ayrı bir tuhaflık zaten. Benim genç kızlarla da eğitimlerim oluyor, cidden çok yalan, yanlış şeyler biliyorlar. Ailelerin sandığından çok daha fazla şey biliyorlar, ama yanlış şeyler. Edebin sınırlarını Allah ve Rasûlü belirler diye düşünüyorum, bu konuları konuşmamak değildir edep. Benim için de bu konuları yazmak kolay değil, normal yazıyı bir günde yazıyorsam cinsellikle ilgili bir yazıyı 2-3 günde yazıyorum. Kullandığım kelimeleri özenle seçmem gerekiyor.

- Fazladan dikkat gerekiyor tabi.

- Aynen öyle, ekstradan dikkat harcıyorsunuz. Yazıyorum çünkü bu konu dinin bir parçası, yazıyorum çünkü konum evlilik.  Evlilik üzerine  yazıyorum, eğitimler yapıyorum bu konu da evliliğin bir parçası. Cinsel problemler eşlerin arasının bozulmasında çok önemli bir etken.  Şimdi belediyeler evlilik okulları açıyorlar, ama cinsellikle ilgili bir ders koymuyorlar.

- Öyle mi belediyelerin bu işlere girdiğini bilmiyordum.

- Evet, çok yaygın, sadece belediyeler değil, vakıflar, dernekler evlilik okulu yapıyor.  Fakat sanki evlilikte hiç öyle bir şey yokmuş gibi eğitimin içine cinsel eğitimi almıyorlar. Bu kadar önemli bir konunun görmezden gelinmesine sinir oluyorum. Bu büyük bir vebal. Problem olduğu halde  yokmuş gibi davranmak bana sahtekarlık gibi geliyor. Var, böyle bir problemimiz var. Mesela çiftler evlilik problemleri için danışmana ya da psikologa gidiyorlar, eğer gittikleri kişi cinsellik konusunda bir problem olup olmadığını  sormuyorsa bir daha ona gitmesinler, bence. Çünkü cinsel hayat, iletişimi, iletişim de cinsel hayatı etkiler.  Bu problem hakkında bilgi almadan onlara yardımcı olamazsınız. Mesela Diyanetin aile irşat bürosundaki hoca hanımlarla konuşuyorum, en çok bu konuda soru geliyor fakat bize bu konunun eğitimi verilmedi bazen ne sorduklarını bile anlamıyoruz, diyorlar.

- Din bilgisiyle cevap vermeye çalışıyorlar.

- Evet ama sadece din bilgisiyle bunu cevaplayamaz. Daha doğrusu bu konuda eğitimi yoksa dinin ne dediğini de doğru anlayamaz. Kendine cinsel konularda soru geliyor diye soran hanımları kınayan hoca hanımlar var.  Bir hanım: 'Allah ile ilişkisi iyi olanın cinselliği de iyi olur' demişti. Ne alakası var, her şey ayrı ayrı. Allah ile ilişkim iyi, öyleyse çok iyi terziyim, böyle bir şey yok yani. Burada bir tuhaflık var.

Hadi eskiden bu konular hiç yoktu ortada konuşulmuyordu, internet yoktu bir şey yoktu. Ama şimdi her taraftan insanların üstüne cinsellik ile ilgili pislikler  yağarken, nereye gitse afişlerden bilmem neler...Her taraftan, çocuğu kocası... Millet nelerle uğraşıyor. Şimdi insanın bu kadar saldırı altındayken,  hiç böyle bir şey yokmuş gibi davranması da, problemi olduğu halde yardım almaması da  ayrı bir tuhaflık bence.

Dini bilip de bu konuların konuşulmasına itiraz edenlere ayrıca şaşıyorum. Sen görüyorsun hadis var, ayet var. Hani cahil birisi dese ki, bir teyze dese ki "bunları konuşmayalım"  duymamış bilmiyor, okumamış onu anlarım. Fakat okumuş dindar insanların itirazı bana tuhaf geliyor.

- Mesela sadece Sahih-i Buhari'de olan şeylerden bile çok şey çıkarabiliyor insan. Peygamberimizin cemaate namaz kıldıracağı zaman, cünup olduğunun aklına gelmesi, gidip banyo yapması herkesin içinden geçip, geldiğinde saçlarından şıpır şıpır suyun damlaması, herkesin bunu anlaması, yani bunu gayet doğal bir şey gibi yaşaması.. Mesela kayınvalide ya da aile büyükleri ile birlikte yaşayan bazı hanımlar, gusül alınca evdekiler farkına varacak diye eşlerine cinsellik konusunda hayır demeyi büyük bir haya abidesi olmak gibi övünerek anlatırlar kadınlar arasında.

- Bu karı koca arasında çok ciddi bir soğukluğa sebep olur. Öyle birlikte otururken 20 yıl böyle gidenler var. Bu çok büyük bir vebal, cinsellik evlilik hayatının bir gerçeği. Zaten o olmayınca, devam etmiyor 20 seneden sonra bile ayrılıyorlar mesela.

- Sen kimseye bir şey göstermeye çalışmıyorsun ama dışarıdan belli olmamasını sağlayamadığın olabilir. Bu utanman gereken bir şey değildir mesajını biz Peygamberimizin yaşayışından alıyoruz yani değil mi çok açık bir şekilde.

- Evet. Kocasına ayda bir, şu kadar da bir diye kural koyan kadınlar oluyor. Bunun muhabbete etkisi var, günahı var hani bir şey değil sadece, üç beş sonucu var. Karı koca arası soğuyor, sana psikolojik problemler olarak geri dönüyor, çocuklarını etkiliyor, dinen haram işliyorsun, günaha giriyorsun.

- Vebali bir çok bakımdan yani.

- Evet.

- Bir de haya çok önemli hani, peygamber efendimizin çok hayalı olduğu söyleniyor. Biz herhalde diyorum bunu mu yanlış anlıyoruz. Bir genç kız kadar hayalı olduğunu naklediyor Hz. Aişe, utanmasının çok olduğunu. Bu kadar rahat biriyken oradaki utanma ne olabilir, harama hiç bakmamaktır belki. Hani yine Hz. Aişe'nin sözü var, o nefsine hepinizden çok daha fazla hakimdi diye. Yani bir harama karşı nefsine hakimiyet olarak anlamak lazım belki o hayayı, bu konuları yok saymak, konuşamamak filan gibi anlamamak lazım diye düşünüyorum.

- Peygamber efendimizin utangaçlığının cinsel konuların öğrenilmesi, konuşulması ile hiç alakası yok. "Rasullah örtünme çağına girmiş bir genç kızdan daha utangaçtı. Hoşlanmadığı bir şey gördüğünde bunu yüzüne bakınca anlardık."diyor sahabe. Dinimizin hoş görmediği davranışları görünce utanıyor. Fakat bir tane de Peygamber efendimizin cinsellik ile ilgili bir konuda sorulan bir sorudan utandığı ile ilgili bir hadis yok. Sahabe hanımları her şeyi sormuşlar, Peygamber efendimiz hepsine cevap vermiş hatta bir hanımın sorusundan başka bir hanım utanıp onu kınamış Allah Resülü de kınayan hanımı uyarmış. Sorarken utanan hanımlar da olmuş fakat bu sorup öğrenmelerine engel olmamış ve takdir edilmiş.

Mesela Hz. Esma Peygamber efendimize nasıl gusledileceğini sorarken utanıyor fakat sorusunu soruyor. Hz. Âişe validemiz, "Ensar kadınları ne iyidir; utanmaları, dinlerini öğrenmekten men etmiyor." diyerek onu takdir ediyor. (Buhari)

Demek ki, ayıp olur diye kendisine farz olan bilgileri öğrenmemek diye bir şey yok. Peygamber efendimiz, cinsellikle ilgili konuları anlatırken bazen şu açıklamayı yapıyor: "Allahü Teâlâ, hakkın anlatılmasından çekinmez." (Tirmizi)

Zaten ben kitaplarımda olsun sitemizde olsun cinselliği edep dairesinde yazıyorum. Bu konuda Allah Rasulü zaten ölçüyü belirtmiş, ne kadın ne erkek "ben kocamla şunu yaparım" diye anlatamaz, yazamaz. Kardeşine bile. Problemin varsa, çözmek için ehil birine anlatırsın o ayrı. Fakat anlatmanın bir faydası yoksa dinen caiz değil. Özel olduğu için. Ama biz genel bir eğitimden bahsediyoruz, özelden değil.

- Hayadan konuşurken, utandığımız başka konulara da değinmek lazım. Bizde ev temizliği ve misafir ağırlamayla ilgili tabular ve utanmalar da çok. Temiz olmadığımız düşünülürse diye kendimizi paralıyoruz, misafire özel yıpranmamış pırıl pırıl odalarımız var kendimiz kullanmıyoruz. Bu gibi kaygılar utançlar hakkında ne dersiniz?

- Hepsinin altında "el ne der" kaygısı var. Cinselliği  konuşsam edepsiz mi derler diye cinsellik konuşulmuyor. Bu da aynı. Milletimizin İslam'ı iyi yaşayamamasının en önemli sebeplerinden biri  "el ne der kaygısı"  Onu bir halledebilsek.

- Ama gelenekler çok güçlü. Mesela kendimi bu konuda ne kadar değiştirmeye çalışıyorum, böyle sürekli güncelleme yapıyorum ama bir bakıyorum, bunu önemseyen insanlarla filan biraz sık görüştüğümde hemen o hava bana da geçiyor. Kırmak çok zor oluyor.

- Ben pek önemsemediğim için kendi hayatımda hiç misafir salonum olmadı benim. Yani hep salonda oturmuşuzdur dere tepe kullanmışızdır. Ve bir türlü anlayamam insanların evin en güzel odasını kapatıp küçük bir odaya sıkışmalarını. Benim 3 çocuğum peş peşe olmuştu. Oyun yaşını atlatana kadar evin içinde rahat rahat mutfak salon her yerde oynadılar.  Anlatamam o salonun karışıklığını, çadırlar kurulur koltukların arasına, her taraf oyuncak. Çok yakınlarımdan dağınık da dediler, eleştiren de oldu ama beni hiç etkilemedi. Zaten çocuklar eskisi gibi mahalle içinde büyüyemiyorlar, güvenli sokaklar yok, dışarıda koşturamıyorlar. Evin içinde de onları bir odaya hapsetmek her açıdan işkence bence, kendine işkence çocuklara işkence. Çocukları küçücük bir odaya tıkıştır, burada oynayın de. Böyle olur mu, çocuğun ruh dünyası gelişmez, ev bile yeterli değil aslında ama hadi neyse salon biraz daha geniş bir mekan. Ben kendi açımdan, beni bu konuda kınayacak olan bana gelmesin, komşum rahatsız oluyorsa gelmesin, akrabam rahatsız oluyorsa gelmesin diyordum. Niye başkalarını düşünüp çocukları rahatsız  edeyim diye düşünmüştüm çocuklarım küçükken. Bu yüzden çocuklarından çok elin ne diyeceğini düşünenleri anlayamıyorum açıkçası.

- Bazen arkadaşlarla konuşuyoruz bu konuları, aynen dediğiniz gibi rahat olmak lazım noktasında herkes mutabık oluyor fakat uygulamaya gelince o konuşulanlar tamamen unutuluyor sanki. İlişiklerdeki samimiyete de çok engel oluyor, bir arkadaşın gelecek her şey tam tekmil istediğin gibi olmadan kabul etmek istemiyorsun, kusurlarınla görünmek istemiyorsun. Bu sefer her şey bir yapmacıklığa dönüşüyor. Yani evlere artık kadın geliyor, o kadar yardımcı geliyor, yine bile bu konu engel hala. Ben buna çok şaşırıyorum, dediğiniz gibi ne diyeceğimi bilemiyorum. Ben bu konularda yazmıştım daha önce sizin dediğiniz paralelde şeyler, ama insanlardan ne kadar etkilendiğimi görünce de kendimi de temize çıkaramıyorum. Ya diyorum bu ne kadar güçlü bir şey, ne yapacağız biz böyle?

- Yani bir misafirin geleceği zaman, haberin varsa ortalığı toplarsın, etrafa bakıp bir çeki düzen verirsin hani adam yerine koymamak zaten değil bizimki. Ama her an biri gelebilir, her an temiz durmalıyım, her an düzenli durmalıyım gibi bir şey olamaz yani. Bu işkence gibi bir şey.

- Şöyle oluyor yani, eğer o gün istenildiği gibi pırıl pırıl değilse, en güzel şekilde ağırlanamayacaksa, kenarda köşede dağınıklık varsa ya da  bazı yerlerde insanı hiç rahatsız etmeyen ama bizde en çok bakılan kirler varsa, mesela aynanın sehpanın tozu, mutfak dolabındaki lekeler gibi, o misafir kabul edilmiyor ya da komşu çağrılmıyor.

- Orada bence temizliğe takılma da var ama, ikramda da çok çeşitliliğe önem verildiği için ikisine birden gücü yetmiyor insanın, gerçekten yetmiyor. Yani gün de yetmiyor, zaman da yetmiyor ikisini bir yapmaya. Ya ikramı hafifleştireceksin bir iki çeşit. Ya da sohbet filan oluyorsa arkadaşlardan birer kişi yapıp getirecek.

- Evet ikramda da çok çeşit yapılmak isteniyor, yoksa misafirimi iyi ağırlamadım oluyor. En çok sinir olduğum şeyse "Temizlik imandandır" hadisinin dinî bir şey gibi söylenmesi. Yıllar önce Fatih'te gittiğim bir kurstaki hadis dersinde, temizlikle ilgili hadisler geçtiğinde hocamız demişti ki, "Sakın bu temizliği her yeri bal dök yala yapmak olarak anlamayın. Fıkıhta tarif edilen temizlik, necasetten taharettir. Hem evlerin hem giysilerin necasetten korunmasıdır. Yoksa elbette komidinin üstünde tozlar, aynada lekeler ya da başka şeyler olabilir ev içinde." Bu benim için ufuk açıcı olmuştu. Ama bu anlayış bizim geleneklerimiz içinde hiç bir şekilde kabul görmüyor. Sadece bir laf olarak kalıyor.

- Zaten bir de bizde çamaşır suları falan çok kullanılır, sağlığa ciddi anlamda zarar. Ama zor yani bilmiyorum nasıl yıkılacak. Erkekler de çok rahatsız evin bir odasının kapatılması, evin içinde oraya basma buraya dokunma, titiz hanımların kocaları çok şikayetçi mesela.

- Arapları örnek gösterdiğimizde insanlar kızıyorlar ama bu temizlik konularında takıntılı değiller ben çok özeniyorum.

- Temizlik konusunda rahatlık önemli fakat rahatlığın  fazlası da iyi  değil. Arap hanımların yaşantılarını yakından bilmiyorum fakat yakın tanıyan, komşuluk eden, ülkelerinde yaşanların anlattıklarına göre neredeyse hiç iş yapmıyorlarmış. Ekmek kırıkları falan yerlerde diyorlar.  Durumu iyi olanların hepsi ev işleri için yardımcı alıyorlarmış. Anladığım kadarıyla evlerinde konuk sanatçı gibi yaşıyorlar, otel gibi kullanıyorlar.

- Öyle mi, bu kadar olduğunu bilmiyordum.

- O da aşırı işte, bir orta yolu bulmak lazım. Tabii "Bütün Arap hanımları temizliğe dikkat etmez" demek Arap milleti için çok büyük haksızlık olur, böyle genellemeler doğru değil, sadece böyle bir kanı var,  bunlar bizim duyduklarımız.  Arap hanımlarını ben süslenme konusunda örnek gösteriyorum hanımlara fakat süslenmede de aşırı bulduğumu söylüyorum.  Bizim hanımların titizliği de çok fazla, hayatını cam silmeyle geçiren, haftada cam silen insan var.

Her gün ev süpürüp, silen, bir giydiğini bir daha yıkamadan giymeyenler var. Bu hastalık bence, hele deterjanlar insanın kendine de zarar, doğaya da zarar, cebine de zarar.  Titizlik hastalığı olan insanların çoğu problemlerinin farkında değiller, iyi bir şey gibi anlatıyorlar.  Nerede problem olduğunu nerede normal olunduğunu hesaplamak lazım. Tamam herkese göre orta bir normal bulmak zor, ama biraz daha orta noktada buluşmaya çalışmak lazım diye düşünüyorum. Kadınlar temizliğe ayırdıkları zamanın yarısını bile kendilerini geliştirmek ve kendilerine bakmak için harcamıyorlar.

- Evet artık o dereceye gelmiş, dinin imandandır dediği temizlik başka birşey.

- Evet hastalık bu. EFT eğitimi (EFT hakkında bilgi için bakınız) aldıktan sonra gördüğüm şey, genellikle çocuklukla alakalı sıkıntılar oluyor. Eleştiren, sürekli "onu niye oraya koydun, şunu niye şöyle yaptın" diye azarlayan bir anne varsa, sürekli bir ev toplama hali oluyor o kızda. Anne model oluyor orada.  Yetişkin olunca başkaları da kınayacak kızacak diye korkuyor. Ya da tam tersi oluyor, çok umursamaz, çok dağınık bir yetişkin ortaya çıkıyor, nefret ediyor annenin onu yapma bunu yapma, onu oraya koyma, buraya basma demesinden. Zaten aileler ya model oluyor ya da tam tersine sebep oluyorlar. Genellikle ortasını bulmakta zorlanıyor çocuklar. Annelerin tutumu önemli, ev temizleyelim pek yok da, ya biri gelirse ya biri görürse deniyor. Temizlik sebebi çoğu zaman böyle. 'Bu ne ya biri görse" diye lafa giriliyor.

- Evet bunu ben de çok kullanıyorum. (Çocuğa riyakarlığı öğretmek gibi bir şey)

- Düzen lazım, temizlik lazım denmeli. Eft eğitiminde enerjilelerle alakalı bilgiler öğrendik, o zamandan beri ortamların enerjisine dikkat ediyorum. Bu güzel birşey bence, insanın kendisi için düzene dikkat etmesi. Araştırma yaparken çıkardığım kitapları kitaplığa kaldırmayacaksam bile, üst üste koymaya bir düzen içerisinde bırakmaya daha özen gösteriyorum artık mesela. Baktığında etrafta bir dağınıklık olmasın, odanın enerjisi düzgün olsun, bir pozitif hava olsun diye. Ama el ne der diye bunu yapmak, çocuğa da aynı bilinçaltının yerleşmesine neden oluyor. Kimse görmezse idare edebiliriz, biri geleceği zaman düzenli oluruz şeklinde bir telkin olarak çocuğa yerleşiyor.

- Evet o cümle kalıbını bende çocuk kullanıyorum şimdi fark ettim, çocuğa güzel bir şey öğretiyormuş gibi.

- İnsan bir konuyu konuşurken ya da yazarken fark edebiliyor kendiyle alakalı bazı şeyleri, ben de yaşıyorum.

- Bir de çekingenlik anlamında utangaçlık var. Bunu kötü bir şey gibi mi görmeliyiz? Sahih-i Buhari'de okumuştum şu an sayfayı işaretlemediğim için bulamadım. Bir adam kendi erkek kardeşine sokak ortasında çekingenliğinden dolayı kızıyor, biraz daha girişken olmasını vesaire söylüyor. Oradan geçen Hz. Peygamber duyuyor ve adamı yaptığı şeyden men ediyor, 'kendi haline bırakınız' türünden bir cümle söylüyor. Büyüklerin de çekingen olması kötü bir şey gibi görülüyor günümüzde. Girişkenlik en yüce ahlak gibi algılanıyor.

- Çekingenlik utanmayla karıştırılıyor, aslında ikisi ayrı ayrı şeyler. Çekingenlik kişinin kendi karakter yapısıyla alakalı bir durum olabilir. Aileler çocuktaki çekingenliği arttırabiliyor. Normali ne, aşırısı ne onu konuşmak lazım. Çocuğun sosyal hayatını etkileyen, onu tamamen eve hapsedecek bir durum varsa, evet orada problem var. Ama çocuk normal okuluna gidiyor, her şeyini yapıyor ama öteki çocuklar kadar sosyal değil, öteki çocuklar kadar girişken değil. Bu onun karakteridir, bu çocuğa karışmak, kızıp kınamak çocuğun daha da içeri çekilmesine sebep olabilir.

- Psikologlar bile, çocuk girişken değilse hemen bir sorun var gözüyle bakmaya eğilimli. Kendini ifade edemiyorsa muhakkak bir sorun vardır ya anneyle ya babayla. Halbuki çocuk bu kendini ifade edemeyebilir yani değil mi?

- Sorun varsa beden muhakkak o sorunu gösteriyor. Mesela çocuğun sürekli boğazında iltihap, sürekli hastalık, alerji, kaşıntı, astım bir şey varsa sorun var demektir. Atamadığı ve içinde halledemediği problemleri var demektir. Çocukta sürekli tekrarlayan bir sağlık problemi, bedensel bir işaret yoksa bir sorun olma ihtimali azdır diye düşünüyorum. Kafada bir şey varsa beden muhakkak alarmı veriyor. Beden tamamen bilgisayar ekranı gibi bir gösterge.  Hastalıkların çoğu kafamızda halledemediğimiz sorunların bedene yansıması. Geçenlerde benim oğlan gece kalkmış kaşınıyor, dedim ne oldu, neyi bastırdın? Okulda bir arkadaşına çok sinir olmuş, oturdum EFT yaptım. Geçti EFT yapınca. Allerjiler filan çok geçiyor EFT ile. Vücut sana diyor ki, problem var halledemiyorsun acele hallet.

- Benim oğlumda kaşıntı var, biraz çekingenlik de var. Kardeşiyle sürekli kavga ediyorlar, kıskançlık durumları da var. İlk çocuklarda daha fazla hata yapılır ya bir de, benim hatalarımın da etkisi olduğunu düşünüyorum.

- Kaşıntı varsa orada çekingenlik bence problem. Kardeşine söyleyemediği şeyleri yazarak söyleyebilir, kendini ifade etmeyi öğrensin. Yazı yazsın mektup yazsın. Aslında kıskançlık her insanda vardır. . Kıskanmak doğal, normal önemli olan hastalığa dönüştürmemek, karşıdakine kötü bir şey olmasını istememek. Çocuk kıskandığı için utanmamalı, bu doğal bir şey herkes kıskanabilir. İnsanda var olan, Allah'ın yarattığı bir duygu. Sadece bunu kontrol etmek lazım.

Oğluna kıskançlığın normal olduğunu söyleyebilir, en çok neye kızdığını, neye dayanamadığını sorabilirsin. Konuşturarak ya da yazdırarak anlatmasını sağlayabilirsin. Anlatırsa kaşıntısı da geçebilir. Yaşadığıyla yüzleşmek ve kabullenmek, çok rahatlatır. Önce kabullenmek lazım, bizim toplumda yok saymak, görmezden gelmek yaygın. Yaşadıklarımızla yüzleşmiyoruz, zayıflıklarımızı görmek istemiyoruz, utanıyoruz çekiniyoruz. Sonra da problemlerle baş edemiyoruz.

Aslında EFT'nin de mantığı bu. Çoğu insan hatırlamak istemiyor yaşadığı sorunu, EFT hatırlamanı istiyor ve seni yüzleştiriyor. Hayatımın bir kısmında ben bunu yaşadım ve şimdi çözmeye çalışıyorum demiş oluyorsun. Ben şimdi hastalıkların bu sebeplerden olduğunu öğrendiğimden beri çok sorguluyorum. Kızım anne midem ağrıyor dediğinde, neyi hazmedemedin diyorum. Beden senin yukarıda halledemediğini aşağıya atarak, hem sana gösteriyor hem de kafayı aklı koruyor.

- Utanmak gerekmeyen bir çok şeyden utanıyoruz malesef, benim bu sohbetimizden çıkardığım en önemli sonuç bu. Allah'ın fıtratımıza koyduğu bazı özelliklerimizi, bazen kusurlarımızı, ya da bazen acı olaylar yaşamayı kendimize yakıştıramıyoruz. Evet bunları herkese yaymak gerekmez ama kabul etmemek, görmezden gelmek derecesinde bir utanç bize ne Allah ne de Rasülü tarafından emredilmemiş. En kötüsüyse başkalarına göstermeyerek, kusurlarımızın ya da sorunlarımızın olmadığına kendimizi de inandırmaya çalışmak ve bedelini bazen hastalıklar, bazen bozulan ilişkiler bazen depresyonlar şeklinde ödemek oluyor galiba. Allah hayayı ve utanmayı doğru anlamayı ve yaşamayı hepimize nasip etsin diye dua ederek bitirelim.

Bunlar da ilginizi çekebilir :
Yazıya Yorum Yap Giriş / Kaydol
    HAKKIMDA
    Büşra Karaca, 1981 Edirne doğumlu, MSÜ Mimarlık terk, 2003'te dünya evine girmiş, 2005'te ilk, 2007'de ikinci, 2013'te üçüncü çocuğunu kucağına almış bir annedir. 2008 yılından beri blog tutuyor.
    busra[at]annenotlari.com
    DOST SİTELER
    Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.
    web tasarım ve programlama deSen
    0.080 sn.