Anasayfa | Giriş / Üye Ol
Paylaş

Umre anıları - Kabeye doğru

10 Mart 2015

Umrede yaşadığımız zorlukları okuyunca üzülenlere güzel şeyleri daha uzun yazacağım demiştim. Biraz gecikmeli de olsa yazıyorum. Yapılanları affetmesek ve asla helal etmesek de Allah'a havale etmenin itminanıyla unutmaya ve umremizi güzel anılarımızla hatırlamaya çalışıyoruz şimdi.

Size herşeyi baştan anlatayım, tüm heyecanıyla ve güzelliğiyle.

21 Ocak Çarşamba gecesi gece yarısı bavulu neyi toplayıp evden çıktık. Hava alanında bekleme, oradan oraya koşturma, bavulları verme aşamalarından sonra umrenin en eğlenceli kısmı başladı. Tabii ki erkeklerin ihram giymesi.

Onlar için ne kadar eğlenceli tartışılır ama o kadar adamın, yaşlısı genci, doktoru öğretmeni hocası mühendisi şusu busu, dedesi çocuğu hepsinin birden bembeyaz havluları giymesi karşıdan izlemesi çok zevkli birşey  değil mi yaa :)

Aynı zamanda da çok duygulu. Sen böyle olmasını istediysen biz elbette itaat ederiz dercesine herkesin tek renk aynı biçim olması olağanüstü birşey. Allah'ın kudretini gösteren bir manzara. Hele hacda Arafat günü daha bir dehşet veren şaşkınlık içinde izlemiştim yüzbinlerce bembeyaz insanı.

Zührenur ve Zeynep'le epey bir bekledikten sonra bizimkilerin ihramlı halini görme şerefine nail olduk:

Çok tatlı ve mübarek olmuşlardı. Yalnız Zülfikar'ın ihramının üst kısmını 5 dakikada bir düzeltmek sağlam bir imtihandı.

Pasaport kontrolünden geçtikten sonra uçağa gidene kadar koşturmalar sırasında Zeynep uyudu. Sabaha karşı 4:30 da uçağımız kalktı ve sanırım 1 saat yol gittikten sonra ihrama girmek için niyet ettik.

Umre niyeti sırasındaki 'bunu benden kabul eyle ve bana kolaylaştır' duasının ehemmiyetini kavramamıştım tabi o zaman, öyle adet yerini bulsun diye telaffuz etmiştim biraz. Kolaylaştır kısmını yana yakıla söylemem lazımmış, öylesine bir dua değilmiş o.

Mikat sınırını geçmeden çocukları da uyandırdık ve onlara da niyet ettirdik. Tabi ihrama girince ihram yasakları da başlamış oldu. Kokulu mendil sabun şampuan parfüm vs kullanmamak, vücuttan kıl tırnak koparmamak, hayvan öldürmemek gibi...

Hocamız uçaktaki yemeğin yanında gelen kokulu ıslak mendile dikkat etmemiz için uyardı. Unutup kullanmayalım diye hemen çantaya attık.

Havada Harem bölgesine girerken hocamızın hatırlatmalarıyla Lebbeyk Allahümme Lebbeyk cümlesini bol bol tekrar ettik. Gözyaşları, dualar, aminler ve hasret...

Hem ihrama niyet hem de sabah namazı için hiç uyumamış ve abdest tutmuş biz yolcular, namazdan sonra koro halinde uyuduk.

Uçak kalkmadan önce uyuyan Zeynep inene kadar kucağımda uyudu çok şükür.

Fazla beklemeden Cidde havaalanındaki pasaport kontrolünü atlattık, hocalar bizi çok uyarmıştı aman görevlilere çıkışmayın yoksa sinir olup 2-3 saat bekletiyorlar diye.

Havaalanında büyük bir panoda ellerinizi sabunla yıkamayın şeklinde resimli uyarı vardı, unutmayın ihramlısınız diyorlardı yani.

Unutmayız inşallah ya filan diye geçiştirerek baktım o resme fakat 15 dakika sonra tuvalete girdiğimde tamamen unutmuş bir şekilde ellerimi sabunla yıkadım. Hala daha şaşıyorum.

Tüh ya, nasıl oldu ya, bir anlık gaflet filan derken bavullarımızı alıp koşa koşa otobüse yetişmemiz gerekti. Herkes gitmiş, otobüslere binmiş çocuklu aile olarak en son biz ve bir kaç aile kalmıştık.

Otobüse sağ salim bindik ve eşimin Cidde havaalanındaki eski anılarından söz ettik. 20 yıl önce 2 ay burada Cidde havaalanında çalışmış. Tek bir taş bile değişmemiş herşey aynı diyordu.

Şu Araplar ne ilginç insanlar, ortama hiç önem vermiyorlar. Bizde de tam tersi, ortam herşey. Hey Allahım bir ortasını bulamadık.

Cidde- Mekke arasındaki 75km.lik yolda da 1 saat kadar uyuduk ve otelimize vardıktan sonra ne yaptık, hemen yine uyuduk tabi. Yorgunluktan ve uykusuzluktan kendimizi yatağa nasıl attığımızı bilemedik. İyi dinlenmeliydik bizi yorucu bir umre tavafı ve Safa Merve arasındaki say bekliyordu. Zülfikar'ın akşama sona erecek ihramlı halini bir de uykuluyken fotoğrafladım, ileride bakıp bakıp severim diye.

Zeynep de o sırada otel odamızdaki dolaba girmiş, Avvaa ti ti diyerek tekbir alıyor ve namaz kılıyordu. Şu çocuğun tekbire ve namaza olan muhteşem ilgisi de ne böyle yahu diye geçirirken bir hatıra kaydı aldım.

Hocamız ikindi namazı için Kabe'ye gidilip ondan sonra umre yapılacağını söylemişti. 2 saatlik bir uykunun ardından kalkıp öğlen namazını kıldık fakat o da ne? Çocuklar da ben de çok acıkmıştık. (Eşimin acıkma diye bir ihtiyacı yok, acıksa da bayılacak gibi olana dek hissetmiyor o öyle bir bünye) Uçakta sabahın 6sında yaptığımız kahvaltı ile duruyorduk. Eşim gitti ve yakınlardan bir yerlerden tavuk pilav buldu. Tabi biz yemek yerken vakit ilerledi ve grubu kaçırdık. Olsun biz de kendimiz yaparız umremizi dedik ve ikindi namazına cemaate yetişmek üzere ezan okunurken otelden çıktık.

Lebbeyk Allahümme Lebbeyk cümlesiyle, heyecanla, gözyaşlarıyla, dualarla... Çocuklara da sizin duanız kabul olur, bol bol dua edin dedik.

Yoldaki namaza giden kalabalık şaşırtıcıydı, sanki eylem var da yol trafiğe kapalı gibi arabalar yayalardan ilerleyemiyor. Mekke'nin boş halini gördüğüm için bu doluluğun anormalliğini biliyordum, hac gibi kalabalık neredeyse diye düşündüm. Acaba gelenlerin toplamı 3 milyon kişiyi geçmiş miydi?

Derken ikinci şaşkınlığı da Harem-i Şerife yaklaşırken uzaktan uzaktan görünen inşaatı fark edince yaşadım. İnşaat olduğunu biliyordum önceden ama kendimi bu görüntüye hazırlamamıştım tabi.

Vinçistan'a hoşgeldiniz. Tövbe tövbe.

Aslında yolumuz mescide yakındı ama bizim geliş tarafımızdaki kapılar çoktan yıkılmış olduğu için sol tarafa devam edip başka kapılardan gireceğimizi az sonra görecektik.

Ve ilerleyen günlerde anlayacaktım ki Mekke'de Kabe dışında hiç bir şey 10 yıl öncesiyle aynı kalmamıştı. Sol tarafımızda hatırladığım eski Mekke çarşısının yerine Zemzem Kule dikilmişti mesela.

Yıkılan kısımdan tavaf alanları görünüyordu Kabe de görünüyor mu diye bakındım ama seçemedim.

İkindi namazını burada kılıp Kabe'ye doğru yola çıktık.

Ah ben yine Kabe'yi görebilecek miydim? Çocuklar da görecek miydi üstelik? Gelmiştik dibindeydik ama yaşamadan inanamıyordu insan.

İnsan bir binaya neden bu kadar sevgi duyardı? Bu kadar insan neden gözlerinden seller boşanırcasına ağlardı onu görünce? Cevaplarını bildiğim bu soruları sadece hayretimden soruyordum kendi kendime. Ne büyüksün Allahım demek için.

İkindi zamanı güneşin sıcaklığının serinliğe dönmeye başladığı zaman olduğundan herkes tavaf için içeri akın ediyordu.

İnsanların merakını, huşusunu, gözyaşlarını, telbiye ve tekbilerini izleyerek, katılarak Kabe'ye doğru ilerliyorduk....

Etiketler : umre, ibadet, Kabe, hatıra,
Bunlar da ilginizi çekebilir :
Yazıya Yorum Yap Giriş / Kaydol
  • sevdetuba 11.03.2015 tarihinde dedi ki :
    Maşallah☆ Her ne kadar bu hikayenin bir çok yerinin hüzünlü olduğunu bilsemde yinede merakla bekliyorum...Paylaştığınız için teşekkür ediyorum♡
    Bu yoruma cevap ver. Giriş / Kaydol
HAKKIMDA
Büşra Karaca, 1981 Edirne doğumlu, MSÜ Mimarlık terk, 2003'te dünya evine girmiş, 2005'te ilk, 2007'de ikinci, 2013'te üçüncü çocuğunu kucağına almış bir annedir. 2008 yılından beri blog tutuyor.
busra[at]annenotlari.com
DOST SİTELER
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.
web tasarım ve programlama deSen
0.057 sn.