Anasayfa | Giriş / Üye Ol
Paylaş

Umre anıları- Seni gördük iyi olduk

23 Mart 2015

Nerede kamıştık... Az sonra Kabe'nin yanında olacak olmamıza rağmen, gerçekten geldik mi görecek miyiz diye kendime soruşumda, hala inanamayışımda.

Mescid-i Haram'ın bir kapısından içeri girdik. Zeynep kucağımda kanguruda, çocuklar eşimin ellerindeydi. Hem namaz sonrası hem ikindi zamanı içeri akın vakti olduğundan zar zor ilerliyorduk. Bazen dakikalar geçiyor tek bir adım atmıyorduk.

İnşaat sebebiyle geçici olarak yapılan merdivenlerden önceki insan selini de atlattıktan sonra Kabe'yi uzaktan gördük. Meğer O'nu ilk gördüğümüz bu yer, veda gecesinde son kez baktığımız yer olacakmış ve ben böyle fotoğraflayacakmışım.

İşte o kelimelerle anlatılamayan duyguyu yine yaşıyorduk. Bir şey vardı burada. Dünyayı gezen insanların, dünyanın hiç bir yerinde olmadığını söyledikleri bir hava. 

Hem ağlıyor, hem şükrediyor, hem şaşırıyorduk. Neydi bu kadar etkileyici olan?

Allah'ım sana geldik diyorduk. Sanki Rabbimiz tarafından karşılanıyorduk. O yüzdendi yerinden çıkacakmış gibi atan kalpler.

Allah burası benim evim demişti. Burası aziz ve şerefliydi. Biz de Rahman'ın misafirleri diye anılma şerefine nail oluvermiştik buraya gelince.

Zamandan ve mekandan münezzeh Allah'ın böyle bir evi olmazdı herkes biliyordu.

Belki buna bizim ihtiyacımız vardı. Görmek ve bakmak istiyorduk. Çünkü cismanî alemde yaşıyorduk. Sevdiğimizin etrafında pervane olur gibi, birşeylerin etrafında pervane olmak istiyorduk.

Beni seven bunun etrafında dönsün demişti Rabbimiz de.

Bağ kurmamız için sadece bir vesileydi Kabe, değerli olan onun maddesi, görüntüsü ya da tuğlası değildi.

Rabbimiz ona değerli dediği için tek bir tuğlasının taşı dahi çok değerli olmuştu.

O'na dokunmak ve seyretmek ibadet olmuştu.

Etrafında dönmek emredilmişti.

Ve biz çoktan tavafa girmiştik zeminden, Kabe'nin dibinden. Çocuklarla beraber hızlı hızlı dönüyorduk.

Kalabalıktan bazen rahatsız olan çocukları korumak için çok çaba sarf ediyorduk.

Tavaftan çıkan insanlardan, arkadan hızla gelen gruplardan sakınmak gerekiyordu.

Bu dönüşte zorluklar vardı, Hz. Peygamber'in (ASM) mescidindeki gibi geniş ve esenlikli değildi ortam.

Kendini maneviyatın kucağına bırakıp devam etmeye kalksan da etraftaki bin bir türlü şey seni uyandırıyordu.

Muhabbet ve yakınlık duygusuyla beraber, bir ürperti, bir telaş, bir gayret, bir yoğunluk, bir tedirginlik, bir sürekli kendini birşeylerden koruma hali vardı hep.

Bunu hep şöyle yorumladım.

Hz. Peygamber (ASM) en çok şefkatle gelmiş ama Allah'ın rahmeti gibi azabı da var, cemali gibi celali de var. Haşmeti, büyüklüğü var.

İşte Kabe'deki, tavaftaki bu tehlikelerden emin olamama, korku, gayret, koşturma hali 'bak Allah'ın haşmeti var, uluhiyeti var, gadabı var.' duygusunu veriyordu.

Kendini tehlikelerden koruduğun gibi O'nun gadabını celb etmemeye de çalış diye misal veriliyordu bize.

O yüzden hep sığınma duaları vardı herkesin dilinde, Allahım bizi dünya ve ahiretin fitnelerinden koru, ateşten koru, riyadan, ucubtan, gururdan koru...

Hacerül Esved köşesine gelince 'Bismillahu Allahuekber' diyerek selam için elimizi kaldırdık.

Kabe'ye dönüp selam vermek ne demek çocuklara anlatmıştık. Bu taş namazlardaki şehadetleri ve bu selamlarımızı kayıt eden bir muhafaza yeriydi. Manevî bir bellekti.

Selam çocukların çok ilgisini çekmişti. Bir de kaçıncı turda olduğumuzu sayıyorlardı sürekli.

Tavaf yaparken gelen geçen alsın diye ellerini kafasının üstüne kaldırmış peçete tutan bir çocuk gördük. En çok ihtiyaç duyulan bir şeyi sunarak ne büyük sevaba giriyordu, çok duygulandım. O sıkıntının yürümenin içinde bir de peçete tutuyorsun çocuk utandırıyorsun bizi!

Tavafı bitirdiğimizde akşam namazı vakti yaklaşmıştı, ezanı beklemeye koyulduk.

Ve doya doya Kabe'yi seyretmeye.

'Seni gördük iyi olduk Kabe' der gibiydi oradaki herkesin hali. Kimse kötülük düşünmüyor, kötü söz söylemiyor. Kabe'den biraz uzaklaştığında bunlar yavaş yavaş başlıyor ama O'na yaklaştıkça azalıyor.

Ve acaba namazı nerede kılsak diye bakınırken o muhteşem ezan yankılanmaya başladı.

Ve ardından yıllardır hafızamda hiç eskimeyen, hiç unutulmayan o kamet.

Akşam namazınsan sonra tavaf namazımızı da kıldık ve ihramlı hallerle bir hatıra kaydı aldık.

Şimdi istikamet Hz. Hacer'in o meşhur yürüyüşünü bir daha hatırlayacağımız Safa ve Merve tepeleriydi.

Bunlar da ilginizi çekebilir :
Yazıya Yorum Yap Giriş / Kaydol
    HAKKIMDA
    Büşra Karaca, 1981 Edirne doğumlu, MSÜ Mimarlık terk, 2003'te dünya evine girmiş, 2005'te ilk, 2007'de ikinci, 2013'te üçüncü çocuğunu kucağına almış bir annedir. 2008 yılından beri blog tutuyor.
    busra[at]annenotlari.com
    DOST SİTELER
    Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.
    web tasarım ve programlama deSen
    0.055 sn.