Anasayfa | Giriş / Üye Ol
Paylaş

Dağda yaşamıyoruz

07 Temmuz 2015

Geçenlerde sitenin yakınında bir sokakta bir bayan sürücüyle burun buruna geldik.

İki arabanın geçeceği yer yok. Ters yönde olan o. Ve üstelik geri geri gitmek için daha müsait durumda. Az geri gider misiniz diyorum. Elimle de işaret ediyorum. Düşman düşman bakıyor bana.

Ters yönde olan bedel öder orada. Geri gidilecekse o gider. Çünkü hata yapıp girmemesi gereken yola girmiştir. Demek ki bunu da bilmiyordu. Hatta belki ara sokaklarda ters yön falan olmaz diyen tiplerden. Ayrıca onun arkasında boş alan var. Ben geri gitsem ta sokağın başına kadar gitmem lazım. Ama hareket etmiyor.

Bir an köprünün üstündeki keçiler gibi orada kalacağız zannettim. Zorlayıp ben mi geri gitsem diyorum. Ama iki ayrı sebepten onun gitmesi lazım. Ayrıca da kendini seçkinler zümresinden addeden zihniyet fukaralarından olabilir. Karşısındaki başörtülü insanın burnunu sürtmeye çalışanlardan. Bekledim. Ve tanıdım kendisini. Bizim siteden selam verdiğim biri. Fakat o beni tanımadı.

Artık bir iş yerinin önünde oturan adamlar kalkıp şu ablalara bir yardımcı olalım bari moduna girince harekete geçti. Geri geri yanaştı. Tam yanından geçmişken bir teşekkür kornasına basacaktım ki. Öyle bir uzun ve tatsız bir korna yaptı ki, bağıran iç sesini duydum yani kadının. Küfür mü etti ne yaptıysa artık. Adamlar şaşırdı, ben durdum arabadan inip noluyo diyecektim. Basmış tabi gaza.

Rastlaşmadık daha. Rastlaşınca aa sen miydin o geçen gün acı acı kornaya basan, ne gerek vardı yaa filan diyerek lafa gireceğim. Nasıl olsa bir daha görmeyeceğim bir insan diyerek öyle serseri kornasına basmamayı öğrensin. Hangi yöne girdiğine dikkat etmeyi, ve ters yöndeyse kendisinin mahcup olması gerektiğini de. Bozuk çalarsa da çalsın. Zaten selamımı zoraki alan suratsız bir tip.

Trafikte de karşılaşıyorum. Nerede ne yapılacağını bilmiyor. Bir de sen hata yapmışsın gibi kornaya basıyor. Yok artık bile demiyoruz alıştık yani.

Eskiden nezaket deyince çıt kırıldım insanlar aklıma gelirdi. Kibarlık onlara lazım zannederdim. Ya da adab-ı muaşeret kuralları sıkıcı insanlara göreydi. Büyüdükçe anladım ki o iş öyle değil. Nezaket lüzumsuz bir aksesuar değil. Ya da 'görgü' olsa da olur olmasa da olur bir şey değil. Bunlar özellikle şehir hayatının ekmeği suyu.

Nezaket derken kelimeleri eğip bükerek söylemeyi kast etmiyorum. Kendine asil ve biraz da zekası geriymiş gibi bir hava katmaya çalışarak ses tonu değişikliği yapmayı da değil. Bazen seni rahatsız eden bir şeye katlanmak. Hemen parlayıvermemek. Bazen kuralları bilmek. Ve zoruna bile gitse bu iş böyle deyip o kurala uymak.

Bir de apartman hayatında adab-ı muaşereti var. Oturduğumuz eve geleli 5 sene oldu. Taşındığımızda alt katımızda sese pek duyarlı, hiç çocuk sahibi olmamış yaşlı bir çift vardı. Hala varlar. Teyze benden önceki komşuların bazılarının nasıl ses yaptığından, kapıya gelip bağırdığından falan söz açtı karşılaşmalarımızda.

Oğlan 5 kız 2 yaşındaydı o sıra. O zaman dedik ki, onlar da biz de pek gidici değiliz burada. Özen gösterelim. Aramızda bir şey çıkmasın. Zaten biz özensiz halimizde bile oldukça dikkatliydik. Eşim de sese çok duyarlıdır. Öyle ortalğı hoplatmalarına izin vermek şöyle dursun, az başlasalar hemen durdururuz.

Evde bir Ayşe teyze korkusu ve imgesi oluştu tabi. Aman Ayşe teyzeye ses gider, aman Ayşe teyzenin başı ağrır... Gerçekten apartmanı şaşkın bırakacak şekilde sesi çıkmayan aile, ruhu duyulmayan çocuklar şeklinde yaşadık.

Bizim bu kadar sene hayalet gibi yaşamış olmamız nimetine nankörlük eden komşumuz ne yaptı dersiniz? Ben son 2 aydır Zeynep'i beşikte sallarken duyduğu seslerden rahatsız olunca tak tak tak aşağıdan vurmaya başladı. Vakit gece yarısıymış, sabaha karşıymış demeden. Üstelik çoğunlukla beşikte sallamıyordum. Ayakta sallayarak uyutuyordum. Fakat gecenin yarısı uyanıp dalamadığında hızlı bir etki vermek için beşiği uçuruyordum. Bu da çocuk hasta ya da huysuz olduğu zamanlar, ara sıra oluyordu.

Ne zaman beşik sallasam saniyesinde aşağıdan bir tak tak sesi. Yahu o oklavayı yanında hazır mı tutuyorsun?

Bu kadar sene sesleri çıkmadı de. Bu da geçer hemen tıklamıyım hemen kapıya gidivermiyim de.

Geçen gün kapıya geldi. Nasıl hastayım nasıl kötüyüm. Aramızda geçen diyalog aynen şu:

- Beşiğin sesi çok fazla geliyor. Eşim de hasta uyuyamıyor.

- Evet biliyorum ama sallamak zorunda kalıyorum. Geceleri çocuk uyumadığında başka çarem kalmıyor. Çok zor oluyor.

- E ama bir şey yapın olmaz yani böyle.

- İyi de komşuyuz apartman hayatında yaşıyoruz.Her rahatsızlığımızı söylersek nasıl geçineceğiz?

- Tamam da geçincez de uyuyamıyoruz biz.

- Ben de sabahları sizin aşırı televizyon sesinizden çok uyandım. Evin içinde adam var zannederek korkarak. Ben de uyuyamadım. Ama gelip kapınıza dayanmadım. Her şeyde hemen kapılara gidersek olmaz ki. Ya da yukarıdan tak tak vurmadım.

- Vursaydın sen de vursaydın.

- Ha böyle tak tak tak görgüsüzce vurayım yani.

- Görgüsüzlük değil ne alakası var.

- Ne peki, görgülülük mü?

- Senin de nasıl komşu olduğun belli. (Utanmasa bunca sene gürültünüzden bıktık diyecek)

- Sen önce kendin nasıl komşusun ona bir bak, tak tak vurmamayı öğren.

Görgüsüz duruma düşmek çok koydu buna, hep Göztepelerde büyüdüğünü falan anlata anlata bitiremez. Bundan sonra kavga moduna geçip sataşmaya başladı ve aşağı indi. Bunca sene her karşılaşmada sesiniz gelmiyor demeler, sanki tam puan benden demeler. Sanki not vermeler. Sanki biz onun çalışanıymışız gibi en ufak seste bu ara gürültünüz çok demeler. İyi bile sabrettim diye düşünüyorum. Baştan ya bu kadın böyle deyip gülüp geçiyorsun. Fakat sonradan haysiyetine dokunuyor insanın bu muameleler.

Biri şu had bilmezlere imtiyazlı olmadıklarını bir anlatsın ya. İnsanlarla beraber yaşadıklarını bir öğrensinler.

Hiç bir kurala, şarta şurta tahammülü olmayan gider dağda yaşar. Orada nazik ya da görgülü olması gerekmez. Kimsenin birşeyine katlanması da gerekmez. Ama buradaysan hemen tak tak yapmamayı öğreneceksin. Yaparsan görgüsüz duruma düşmeyi kabulleneceksin. Delirmiş gibi kornaya basmamayı öğreneceksin. Basarsan da sorunlu, gergin, uzak durulası bir yaratık olarak etiketlenmeyi sineye çekeceksin.

Etiketler : ,
Bunlar da ilginizi çekebilir :
Yazıya Yorum Yap Giriş / Kaydol
    HAKKIMDA
    Büşra Karaca, 1981 Edirne doğumlu, MSÜ Mimarlık terk, 2003'te dünya evine girmiş, 2005'te ilk, 2007'de ikinci, 2013'te üçüncü çocuğunu kucağına almış bir annedir. 2008 yılından beri blog tutuyor.
    busra[at]annenotlari.com
    DOST SİTELER
    Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.
    web tasarım ve programlama deSen
    0.029 sn.