Anasayfa | Giriş / Üye Ol
Paylaş

Gelin nefretten nefret edelim

26 Ağustos 2015

Üstad Bediüzzaman, bu asrın insanlarına güzel bir çağrı yapar.

'Gelin düşmanlığa düşmanlık edelim, muhabbete muhabbet edelim' der.  Gelecekte en çok rağbet görecek duygunun nefret olduğu o zamanlardan belli oluyormuş demek ki.

Nefretten nefret edebilmek için, nefret üzerine düşünmek lazım tabi.

Nefret bağımlılıktır mesela. İnsanı nefret ettiği şeyden bağımsız düşünemez hale getirir. İnsan nefret ettiği bir kişinin ak dediğine kara demek ister. Ne olursa olsun karşısında olmaya meyleder. Doğrunun yanlışın ne olduğunu araştırmaz. Merak bile etmez.

Sosyal medya bu duygunun insanı nasıl yuttuğunun örnekleriyle dolu. Öyle ki bazı insanlara 'nefret ettikleri kişilerin köleleri' desek abartmış olmayız. Çünkü o ne derse tersini istemek, onun yönlendirmesi altında olmaktır.

İnsan kendisini acınacak duruma düşüren bir duyguyu sevebilir mi? Esasen sevmemeli. Fakat bağımlı olup da kurtulmak kolay olmasa gerek. Hele de madde alamayınca sinir krizi geçirenler gibi, her yorumunu bir şeyin nefretiyle ilişkilendirmeden nefes alamama durumuna düşülmüşse…

Sonra nefret, merhametin düşmanıdır. Nefret der ki, sen bugün birilerine acırsan yarın birileri de sana acımaz. Ya da onlar acımamıştı senin çoluk çocuğuna der. Hiç bir şeyden haberi olmayan çocuğu da, masumu da, psikopatı da, az suçluyu da aynı kefeye koyar.

Bu nedenle, nefret bir tutku gibi yaşandığı sürece terör belasını savmak da sivillerin şehir eşkıyalığını önlemek de sadece bir hayal.

Sözün burasında birinci dünya savaşında doğu cephesinde savaşan Bediüzzaman’ın bir uygulamasını anmadan geçemeyeceğim.

Molla Said, savaş cephesinde silahlı mücadele verirken, İslam’ın savaş stratejisini uygulayarak düşman çoluk çocuğuna dokunmamış; hatta onları korumuştu. Savaş sırasında Ermeni fedaileri bazı yerlerde çoluk çocuğu kesiyorlardı. Buna karşı Ermenilerin çocukları da bazen öldürülüyordu. Bediüzzaman’ın bulunduğu nahiyeye binlerle Ermeni çocuğu toplanmıştı. Molla Said askerlere, “Bunlara ilişmeyiniz!” diyerek onları koruyarak serbest kalmalarına imkan hazırladı. Onlar da, Rusların içerisindeki ailelerinin yanına döndüler. Bu hareket Ermeniler için büyük bir ibret dersi olup, Ermeniler bu hareketle Müslümanların ahlakına hayran kalmışlardı. Bu hadise üzerine, Ruslar bizi istila ettiklerinde, fedai komitelerin reisleri Müslüman çoluk çocuğunu kesmek adetini bırakıp, “Madem Molla Said bizim çoluk çocuklarımızı kesmedi, bize teslim etti; biz de bundan sonra Müslümanların çocuklarını kesmeyeceğiz” diye ahdettiler. Molla Said, bu sûretle o havalideki binlerle masumların felaketten kurtulmasını temin etmiş oldu. Tarihçe-i Hayat

Bu hadiseden de anlıyoruz ki insanın nefretten azad olabilmek için sınırlara ihtiyacı var. Yoksa nefrette aşırılık insanı nefret ettiği kişiye dönüştürür. Çok acı ve dokunaklı bir ceza.

Sınırları ise elbette Kur’an veriyor.

Ölçümüz El buğzu fillah. Ancak Allah’ın istediği şeye ve Allah’ın istediği şekilde düşmanlık edebiliriz. Savaşta çocuğa düşmanlık edemeyiz, hayvanları dahi öldüremeyiz, ağaçları dahi kesemeyiz, ne kamu malına ne özel mülke zarar veremeyiz.

Hatta savaştığımız insana dahi kişisel nefret ile yaklaşmak gibi bir tercihimiz olmamalı. Bu anlamda muhteşem bir örnek olarak Hz. Ali’nin başından geçen cay-ı ibret hadiseye bakınız:

Bir vakit, İmam-ı Ali Radıyallahü Anh, bir kâfiri yere atmış. Kılıncını çekip keseceği zaman, o kâfir ona tükürmüş. O kâfiri bırakmış, kesmemiş. O kâfir, ona demiş ki: "Neden beni kesmedin?" Dedi: "Seni Allah için kesecektim. Fakat bana tükürdün, hiddete geldim. Nefsimin hissesi karıştığı için ihlasım zedelendi. Onun için seni kesmedim." O kâfir ona dedi: "Beni çabuk kesmen için seni hiddete getirmekti. Mâdem dininiz bu derece sâfi ve hâlistir, o din haktır." dedi. Mektubat

Bu olay fazla söze gerek bırakmıyor.

Allah’ın memnuniyetini kaybetme korkusuyla böyle bir tahrike bile prim verdirmeyen ‘el buğzu fillah’ nerede?

Sahibine sadece acıları, intikamı, masum tanımadan can yakmayı düşündüren lanet gibi bir nefret nerede?

Etiketler : nefret, düşmanlık,
Bunlar da ilginizi çekebilir :
Yazıya Yorum Yap Giriş / Kaydol
    HAKKIMDA
    Büşra Karaca, 1981 Edirne doğumlu, MSÜ Mimarlık terk, 2003'te dünya evine girmiş, 2005'te ilk, 2007'de ikinci, 2013'te üçüncü çocuğunu kucağına almış bir annedir. 2008 yılından beri blog tutuyor.
    busra[at]annenotlari.com
    DOST SİTELER
    Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.
    web tasarım ve programlama deSen
    0.043 sn.