Anasayfa | Giriş / Üye Ol
Paylaş

Bilgisayar oyunu oynayacağına ders çalışsın

05 Ekim 2015

Birkaç akşam önce akşam yemeğinde eşim çocuklara dedi ki:

'Beden, müzik, resim, din kültürü gibi hocanın zaten kolayca 100 verdiği dersler hariç diğer derslerden 100 aldığınız zaman benden size 10 TL var. Her sınav için.'

Şöyle bir eşime baktım ya ne diyorsun sen ya der gibi. Öhöm, ıhım falan gibi sesler çıkarmaya başladım.

Hani o bütün psikologların örnek verirken yerin dibine geçirdiği, çocuğu 100 alınca ödüle layık gören 99 alınca görmeyen ebeveynlerin yaptığını mı yapıyorduk?

Aman Allahım ne büyük bir pedagojik hata içindeydik.

Eşim bir süredir çocuk bilgisayar oyunuyla, tabletle zaman geçireceğine ders çalışarak geçirsin der olmuştu. Sanırım bu düşüncesi ders çalışsınlar diye çocuklara ödül vaad etme noktasına gelmişti. Anlıyor ve hatta katılıyordum.

Kendimi çok zavallı hissettim o an. Arada kalmış gibi.

Eşim de bende eskiden beri çocukların okulundan beklentisi olan insanlar olmadık. Okul başarısı hayat başarısı değil dedik durduk. Yani öyle böyle değil radikaldik bu konuda.

Hiç bir zaman çocuğun dersleri nasıl diye soran bir veli olmadık. Kızımın çok ödev veren öğretmeniyle hep ödevler bitmeyince anlayış göstermesi için konuştum.

Not dediğin şey nedir ki diye düşündük hep. Düşüncelerimizin gereğini de layığıyla yaptık. Zorlamadık. Baskı yapmadık. Önemli değil dedik.

Not için çocuğun psikolojisi bozulmamalıydı. Okul ve ezber, öğrenme isteğini kaybettirmemeliydi. Küçücük yaşta kafasını derslere gömüp büyük yüklerin altına girmemeliydi. Çocuk çocukluğunu yaşamalıydı.

Ama sonra bambaşka bir gerçeğe tosladık.

Baktık ki 7-8 yaştan sonra hiç bir çocuk evin içinde çocukluğunu yaşamıyor. Tamam dışarıda olabildiğimiz zamanlar koşmak, denize taş atmak, ağaçlara tırmanmak, kozalakları incelemek gibi şeyler yapıyorlar. Fakat her bulduğumuz fırsatta kendimizi dışarı atıyor olsak da, şehir hayatında evde geçirilen süre dışarıdakinden çok daha fazla. Ve evde akıllarında sadece tablet, telefon ve bilgisayarla yaşıyorlar.

Yanına gidemeseler de, açamasa da ikide bir bilgisayarın başına oturuyorlar. Bakıyorum süresini kullandığı halde gizli gizli tableti açmış bir köşede saklanmış oynuyorlar.

Sınır koymayayım da bıksın diyemiyorsun. Bıkmıyor, birşeyler yaptıkça yapası, ilerledikçe ilerleyesi geliyor. Bizim zamanımızdaki gibi iki üç level sonra sonuca ulaştığın mario oyunları tarih oldu. Uçsuz bucaksız sonu olmayan oyunlar var. Mesela minecraftta yapılabilecek şeylerin bir sınırı yok.

Bakar mısınız tuğlaları üst üste yan yana koyup neler yapabiliyorsunuz. En karmaşık lego oyuncakları ilkel kalıyor bunların yanında. Eline alıp oynamıyor çocuk. Merakını sadece o erkanın içinde yapabileceği bu şeyler tahrik ediyor.

Son zamanlarda nice kişiden, veli toplantılarındaki ebeveynlerden 17-18 yaşındaki bazen 20-25 yaşındaki gençlerin evde bilgisayar oyunu oynamaktan başka bir şey yapmadıklarını duyuyorum. Çocuklarının oyunda / sosyal medyada var olmaktan başka hiç bir gayelerinin olmadığından yakınan ana babalar görüyorum. Benimkiler öyle olmaz diyemiyorum. Kimse diyemiyor.

Bu vahametleri görünce aman çocuğun oyun alışkanlığı artacağına, ders çalışma alışkanlığı artsın der olduk. Önceden cık cık cık yaptığımız durumlara düşer olduk.

Asla yapmayız dediğimiz şeyleri, kötünün iyisi olarak görür olduk.

Çalışmak her durumda yine de güzel bir şey çünkü. Tembellik kötü çünkü. Boş işlerle, hiç bir gerçekliği olmayan sanal eğlencelerle zaman öldürmeyi alışkanlık haline getirmek, çok çok kötü çünkü.

Bir de ödül vaad etmeden çalışmaya teşvik etmenin yolunu bulsak iyi olacak.

Ödülü alamamak ceza gibi geliyor çocuğa. O kadar çalışıp ödülü alamazsa tüm yaptıkları boşa gitmiş gibi oluyor.

Çalışmanın kendisi bir ödül gibi gelmeli çocuğa diyoruz ya hani.

İşte onu hissettirmemiz lazım. Ama bu eğitim sistemiyle nasıl?

Yine bir 'zurnanın zırt dediği yer işte burası' durumu...

Etiketler : okul, ders, çalışmak,
Bunlar da ilginizi çekebilir :
Yazıya Yorum Yap Giriş / Kaydol
  • tahiri 06.10.2015 tarihinde dedi ki :
    Yok yaw, 95'e de vereceğimi söyledim sonradan.
    Bu yoruma cevap ver. Giriş / Kaydol
HAKKIMDA
Büşra Karaca, 1981 Edirne doğumlu, MSÜ Mimarlık terk, 2003'te dünya evine girmiş, 2005'te ilk, 2007'de ikinci, 2013'te üçüncü çocuğunu kucağına almış bir annedir. 2008 yılından beri blog tutuyor.
busra[at]annenotlari.com
DOST SİTELER
Bu site annelik ve çocuk eğitimi hakkında genel bilgiler içerir. Siteden yararlanmak profosyonel yardım yerine geçmez. Kendiniz ya da çocuğunuzla ilgili psikolojik ya da fiziksel sağlık problemleriniz varsa, bir uzmandan profesyonel destek alınız.
web tasarım ve programlama deSen
0.029 sn.