Sezeryanda Dünya Üçüncüsüyüz

Haftasonu gazetede “Sezeryan Önlenemiyor” diye bir haber vardı. 2003’te %21 iken şu an sezeryan oranı % 48’e çıkmış.

2005’te ilk hamileliğimde ilk gittiğim doktora sormuştum, doktorlar para için mi yapıyorlar sezeryan diye. Öyle olmadığını, normal doğumda kaşılaşacakları riskleri almamak için yaptıklarını uzun uzun anlatmıştı.

Dün 2. doğumumu yaptıran Dr. Saliha Eroğlu’nun bloguna bakarken Sezeryan’a İlaç Yok Mu yazısına rast geldim, aynı şeyleri söylüyor:

Son 10 yılda sezeryan oranları belirgin bir şekilde arttı, beraberinde sorular ve tartışmalar başladı. İnsanlar haklıydı, önceden köylerde bir şekilde normal doğumlar oluyordu. Şimdi doktorların sezeryan yapmak işine geliyordu.

Doktorlar niye sezeryan yapıyorlardı? İşin ucunda para vardı. Böylece sorunun sebebi bulunmuştu. Sıra çözüme gelmişti. Doktorlar cezalandırılmalıydı. Devlet, hastanelere doğum ücreti veriyordu. 250 tl normal doğum için, yanılmıyorsam 800 tl sezeryan için. Normal doğum ücreti 400 tl ye çıkarıldı. Sezeryan ücreti 450 tl ye çekildi. Bu ücrete hastane ücreti ve doktor ücreti dahildi. Doktor hakedişleri hemen düşürüldü. Doktor sezeryan oranları hesaplandı. Hastanelerin sezeryan oranları hesaplandı vs… Ama sezeryan oranları düşmedi.

Doğrusu neydi?

Hastaneler doğumlarda toplam aldıkları paranın yaklaşık %15 ini doktorla paylaşmaktalar. Yani sezeryanda doktor ücretleri ortalama 200 tl civarında. Genelde 100 ila 350 tl arasında değişmekte. Hastadan 2500 tl katkı payı alan lüks bir hastane doktoruna bugün 350 tl veriyor. Normal doğumda ise doktorlar 10 ila 50 tl daha az alıyorlar. Yani sebep para değildi.

Ancak yakın günlerde başbakanımız doktorların sezeryanı para için tercih ettiğini ilan etti. Yanlış bilgilendirilme mevcuttu. Tabipler odasının normal doğum doktor ücretleri yıllardır sezeryandan daha yüksektir. Özel çalışan doktor arkadaşlarımız genelde doğumlarda aynı ücreti talep etmektedirler. Farkı yaratan anestezi, hastane yatış süresi, ilaçlar gibi masrafların artması sonucu hastane ücretlerinin artmasıdır.

Sonuçta doktorlar para için sezeryan yapıyor demek hem bilgisizlik, hem de suizandır. Doktorların günahları alınmaktadır. Doktor camiası, bu insanlara haklarını helal etmemektedir.

Evet bunları okuyunca anlıyorsunuz sebep, paradan çok daha etkili bir sebep olmalı. Devamında şöyle diyor:

Ben gereksiz yere sezeryan yapılmamasına inanan, ancak sezeryan oranları yüksek olan bir hekimdim. Uğraşsam da hastalar doğuramıyor, sezeryan yapmak zorunda kalıyordum.

Aklıma bir fikir geldi, bir ilaç keşfedeyim. Rahimi açsın ve bebekler kolayca doğsunlar. Aslında prostoglandinler vardı, ama çok ağrı yapınca gebeler de bebekler de dayanamıyorlardı. İlaç ağrı da yapmamalıydı.

İlacı buldum, ama bitkiler de değil. Daha kolay temin ediliyordu, bedavaydı, herkes bulabiliyordu.

Eğlencesine gittiğim zihin geliştirme kursunda fark ettim ilacı. İlaç zihnimizdeydi. Enerjisi beynimizdeydi, hem de bedava. Yıllardır bunu nasıl fark etmediğime şaşırdım kaldım.

Değişen insanlardı. Rahimin çalışmasını bozan, normal doğumu engelleyen korkulardı.

Hastalar korkuyordu. Doktorlar daha çok korkuyordu.
Hastalar yakınları, arkadaşları ve medya tarafından korkutuluyordu, yanlış telkinlerle yönlendiriliyorlardı.

İnsanı ahsen-i takvimde yaratan Allah, organlara çalışma bilgisini öğretmişti. Ancak organın enerjiye ihtiyacı vardı. İçimizdeki korkular enerji sistemini bozmakta, rahim kasılması bozulmaktaydı. Rahim ağzı açılamıyor, bebeğin kalp atışı bozuluyordu. Doktorlar sezeryan yapmak mecburiyetinde kalıyordu.

Doktorlar niye korkuyorlar?

Gebeler ve yakınları hem anne de hem bebekte problem olmasını istemiyorlar. Riskin tamamını doktora yüklüyorlar. Sanki bebeği doktor alıp evine götürecek. Riskin hasta ve doktor tarafından paylaşılması gerekmekte. Problem olması durumunda, suçlanacak kişi ortada. Doktoru mahkemeye verirsin, tazminat alırsın, nasılsa doktorların sigortası var. 200 tl ücret alan hekime 200.000 tl lik davalar açılıyor. O zaman doktorlar yaşamlarını kurtarmaya vesile oldukları hastalara dava açsınlar, ömür boyu tazminat talep etsinler. Doktorlar aptal mı? Sezeryan yapar, hastaların suçlamalarından kurtulur, davalarla da uğraşmazlar.

Dr. Saliha hanımın yazdıklarından çıkardığım, ülkemizde doğumla ilgili korkuları arttıran ciddi bir bilgisizlik var gebelerde. Zaten bir korku kültürü içinde yaşıyoruz. Sağlıklı bir şekilde doğuran bir sürü insan varken, nedense aklımızda daha çok kötü hikayeler kalır ve aynıları başımıza gelecek mi diye tasavvurlar yapar, duygularımızı yıpratırız.

Korkular, doğru bilgi eksikliğinden ve kötü hikaye repertuarımızın çokluğundan kaynaklanıyor.

Dr. Saliha hanım sorunun kaynağını tespit ettikten sonra “mutlu anne, mutlu bebek, mutlu doktor” diye proje geliştirmiş.

Gebelere gerekli bilgiler, doğumda gevşeme, nefes egzersizleri ve EFT’yi etkin kullanma eğitimi vererek normal doğum oranlarını arttırmaya çalışıyor anladığım kadarıyla. Ne güzel.

Biz gebeler bilgi sahibi olursak, tüm riski doktora yüklemek yerine sorumluluk altına girebiliriz ve normal doğurmaya muvaffak olabiliriz inşallah.

Çatı darlığı, bebeğin kafasının büyük olması, kordon dolanması, kafa değil makat gelişiyle gelmesi gibi bir çok sebep sezeryan sebebi günümüzde. Çünkü doktor bunlarla ilgili çıkabilecek bir sorunu göze almak istemiyor. Biz doktoru normal doğum istediğimiz konusunda cesaretlendirmezsek doktor korkmakta haklı.

Dr. Aidin Salih’in söylediğine göre bunların hiçbiri normal doğuma engel değilmiş:

Çatının darlığı veya bebeğin kafasının büyük oluşu normal doğuma engel değildir. hamilelik boyunca çatı yavaş yavaş açılır. Bebeğin kafatası kemikleri henüz birbirine kaynamadığı için doğum kanalından geçerken birbiri üstüne binerek doğumu kolaylaştırır. Bebeğin beyni su fazlalığı henüz atılmadığı için bu tür sıkışmalardan etkilenmez. Kafası büyük olsa bile normal doğum bebeğe hiçbir zarar gelmeden gerçekleşebilir. (Yitik Şifanın İzinde Gerçek Tıp)

Bir de bu hikayeyi dinleyin.

Safiye Y. 40 yaşında, ev hanımı

Dr. Aidin hanımla tanışıp onun tavsiyelerini uyguladıktan sonra 3. ve 4. doğumumu evde yapmaya karar verdim. 3. doğumum kolay geçti.

2 yıl önce, 4. doğumumda gece suyum geldi, karnımın çevresinde hafif bir ağrı başladı. Ebeyi çağırdım ve ağrılar artmaya başlayınca küvete ılık, tuzlu su doldurup girdim. Bir süre sonra sancılarım şiddetlendi. Rahim ağzı açıldığı halde bebek gelmiyordu, sanki kemiklerime yapışmıştı. Ağrılara dayanamaz olunca küvetten çıktım, evin içinde yürümeye başladım. İnşikak suresini okuyunca bebeğin dönmeye çalıştığını hissediyordum. Ebe, bebeğin omuzdan geldiğini ve boynuna kordon dolandığını söyledi. Sabırla ve duayla bebeğin dönmesini bekledim. Su geldikten yaklaşık 6 saat geçtikten sonra bebek döndü ve ıkınmaların başlamasıyla doğdu. Ebe, bebeğin boynuna iki defa dolanmış olan kordonu açtı.

Eğer hastaneye gitseydim, bebeğin dönmemesi ve boynuna kordon dolanması bahanesiyle beni mutlaka sezeryana alırlardı.

Tabiki doğum değişik komplikasyonlara açık bir olay. Hiçkimse korkusuz olamaz. Sorun her zaman çıkabilir. Ama her zaman sorun çıkabilir ihtimali, gerçek bir sorun olmadığı halde ne kadar çok sezeryana sebep oluyor Allah bilir. Ya da çözülebilecek bir sorun olduğu halde..

Dr. Aidin hanıma göre ilk doğumun sezeryanla olması, bebeğin ayak ya da makattan gelmesi, boynuna kordon dolanması gibi sebepler sezeryan sebebi değil. Eski ebeler bebeğin kafasını tutunca boyna dolanan esnek göbek bağını sıyırmakta yetenekli imişler. Ve bebek kafa değil değişik pozisyonlarda geldiğinde bile doğumu rahatlıkla yaptırabilirlermiş. Ancak sezeryana alışan kadın doğum uzmanları bu tecrübeyi kazanamamışlar diyor kitabında. (Yitik Şifanın İzinde Gerçek Tıp, s. 375)

………………………………………………..

Tesadüf, bu sabah dinlediğim radyo programında, bağırsaklarımızdaki probiyotik bakterilerden ve bağışıklık sistemimizin %80 oranında bu bakterilerin yardımıyla çalıştığından bahis ediliyordu. Sezeryan ameliyatının bu bakterilere ve bağışıklık sistemine ne kadar zarar verdiği konusu geçti.

Sezeryanla doğan bebeklerin ve annelerinin, psikiyatrik hastalıklara yakalanmaya daha yatkın olduğuna dair de araştırmalar var. Sayfalar dolusu olumsuz yanı var sezeryanın.

Sanırım biz bir annenin bazen 2-3 kere geçirmek zorunda kaldığı bu ameliyatın tehlikelerini yıllar geçince ancak anlayacağız.

Avrupa’da Amerika’da yaşayanlardan duyuyoruz. Seni inim inim inletiyorlar hemen sezeryan yapmıyorlar diye. Suni sancı dahi vermiyor doktorlar.

Türkiye’de 4. cm. rahim açıklığıya gitsen dr. seni asla eve göndermez, suni sancıyı basıp doğurtur. Bir yakınım akşam bu halde gittiği halde geceyi bekleyip, sancılar 5. dakikada bir gelince hastaneye gelmesini söylemişler. Ve bu şekilde gece yarısı 2:30 da doğurdu. Türkiye’de ebe ve doktorlar aman gece olmasın diye bir tedbir halindeler sürekli.

Doktorları suçlamak değil amaç, Türkiye’deki bir doktorun çalışma şartları da her doğumu takip edip en doğal haliyle doğurtmaya elverişli olsa, eminim idealist olanlar böyle olsun diye gayret edeceklerdir. Ama şartlar müsait olmayınca idealist olunmuyor, ya da olsan bile sen yıpranıyorsun.

Eltim, 15 yıl önce Almanya’da normal doğum yaptı. 3 gün boyunca hastanede feci şekilde sancı çekip beni sezeryana alın diye yalvardığım halde almadılar diye hep anlatır. Yani düşünün 15 sene önce bile sezeryanın iyi birşey olmadığını bu kadar net bilip uygulayabiliyorlarmış.

Bizim ülkemizde çözüm her konuda olduğu gibi eğitimden geçiyor herhalde.

Gazete haberinde teşvik amacıyla normal doğum yapanlara daha fazla izin ve ikramiye verilmesi gibi çözümlerden bahs edilmiş.

Halbuki sezeryan olan hastanın daha çok paraya ve dinlenmek için daha çok izne ihtiyacı var. Aynı hakkı ona tanımayıp normal doğum yapana tanımak saçma geldi bana.

Sorun içten çözülmeden bu tür yaklaşımlarla, yok parayla ödülle filan halletmek zor görünüyor.

Saliha hanımın yazısının sonunda dediği gibi, bizim insanımız eğitime önem vermiyor ne yazık ki. Etkili iletişim grupları yapacağımız zamandan hatırlıyorum. Ücretler çok geliyordu insanlara. Halbuki evin içindeki herhangi bir eşyaya çok rahatlıkla harcanan paralardı. Ama hayat değiştirebilecek eğitimlere vermeye alışmamışız işte.

Mesela gebelik eğitimi, 200 tl imiş baktım şimdi. O parayı evin perdesine, koltuğuna harcayacak olduk mu bir şekilde planlayıp halleder, bulur buluştururuz. Ama eğitime o kadar para vermek malesef çoğumuza gereksiz geliyor.

Napalım işte bizim de farkımız bu.

Farkımız bu olduğu sürece, bilgiyle değil korkularla hareket edecek gibi görünüyoruz.

İnşallah değişiriz bir şekilde, acilen.