Hafıza mafıza oyunları

Radyoda bir hafıza eğitim reklamı çıkıp duruyor. Efendim çocuğun hafızasını eğitmek için geç kalmamalıymışız da, şunları şunları yapabilirmişiz de. O reklamını yaptıkları hafıza setini almasak bile bu konuya önem vermeliymişiz de.

Ya, Allah onu düşünmüştür kardeşim. Çocukları hafızalarını geliştirecekleri şeylere sevk eder, o da mı bize düştü ana baba olarak şeklinde bakıyorum ben esasen. Egzersiz yapmayan insanlar güdük hafızalı mı kalıyor.

Hiiç de öyle çocukların hafızalarını geliştirme görevini falan üstlenemem bir de. Benim görevim bana yeter..

Diye düşünsem de, çocukların kavgadan birbirlerini yedikleri bir gün hafıza eğitim reklamında duyduğum oyunlar işe yaradı. Sakin sakin oturdular.

Nasıl mı oynanıyor:

1. Önce ıvır zıvır kutusundan 15 tane malzeme koyduk holahopun içine. (Bir tepsiye de olabilir)

2. Tek tek saydık, isimlerini söyledik.

3. Arkalarını döndüler bir tanesini sakladım, kalanları karıştırdım.

4. Dönüp hangisini sakladığımı bulmaya çalıştılar.

Ama 15 eşyada çok zorlandılar 7-8 le başlamak lazımmış.. Çünkü eşyalarımız da onların günlük hayatta kullanmadıkları değişik şeylerdi.

En iyisi öyle yapmayalım dedik.

Daha kolay birşeyler düşündük:

1. Ortaya 5 tane eşya koyduk.

2. Tek tek isimlerini saydık, bir tersten bir düzden bir karışık.

3. İyice belletmeye çalışıp, hepsini sakladık.

4. Tek tek saymalarını istedik. Kolay gibi görünüyor ama biz bile zorlandık hani.

Sonra da hafıza eğitimcinin önerdiği gibi hikaye kurarak ezberleme metodunu denedik.

1. Kadın otobüse binmiş akbil basmış.

2. Akbili çantasına koyarken çantasında bir priz kilidi görmüş.

3. O sırada yanında oturan bebek ahşap bir küple oynuyormuş.

4. Otobüsten inmiş evinin anahtarını çıkarıp içeri girmiş.

5. Fark etmiş ki anahtarda anahtarlık yokmuş, bir tane bulup takıvermiş.

6. O sırada telefonun pilinin bittiğini duymuş şarja takmış.

7. Takarken yerde bir asker kolyesi bulmuş boynuna takıvermiş.

şeklinde devam ederek resimde gördüğünüz eşyaları kolay hatırlamak için hikaye kurduk.

Fakat 2 adım 2 adım ilerledik, birdenbire değil.

Bu yöntemle çok daha hızlı ve fazla sayıda hatırladılar. (Bizimkiler 7-10 yaş)

Bu oyunlarla 1 saati aşkın süre oyalandılar biz de o sırada rahat rahat çayımızı içtik eşimle 🙂

3-5 yaş arası çocuklarla 1-2 eşyayla başlayarak ilk oyunu oynayabilirsiniz.

Minikler oyun grubumuzda hafıza oyunu olarak bir çocuğu yere yatırır üstünü örter, hangi arkadaşınızı sakladık diye diğerlerine sorardık. Bulmakta zorlanırlardı 🙂 Aman miniklerden çok şey beklemeyin yani 🙂

Aman büyüklerin hafızalarından da çok şey beklemeyin yani, onlar eğlensin biz de sakin sakin oturalım yeter yani.

Herkes yapabileceği kadarını yapar, hayat böyle güzel yani 🙂

Continue Reading

Validebağ kaşifleri

Bu sene çocukların ikisinin de 23 nisan gösterisi olmayınca kendimizi biraz boşlukta hissettik ilkin. Aa bu sene o gürültüyü ve keşmekeşi yaşamayacak mıyız diye hayret ettik inanamadık hatta.

Sonra baktık ki durum ciddi, törende ayakta durmak yüzünden daha günün ortasında enerjimiz falan tükenmeyecek.. Milleti ittire ittire aşmaktan, aman çocuğumu göreceğim videoya çekeceğim derdiyle yorgunluk ve argınlıktan canımız çıkmayacak. (Nasıl böyle söylersiniz diyenlere cevabım şuracıktadır.) Bugün şu 23 nisan gününde, çocukları gerçekten mutlu edecek birşeyler yapmamız mümkün olur mu acaba diye geçirmeye başladım.

Geçen face’de takibe aldığım Usturlab Çocuk Atölyeleri adındaki sayfada gördüğüm bir etkinlik dikkatimi çekmişti. Etkinlik dediysen, öyle alengirli birşey değil. Çocukları alıyorlar götürüyorlar Belgrad ormanına ya da başka ağaçlıklı bir yere. Ellerine veriyorlar büyüteci, inceliyorlar minik hayvanları, bitki florasını, her bir şeyi. Bir abla anlatıyor, hadi çocuklar şunlara bakalım, bunu inceleyelim diyor. Anneler de eşlik ediyor yanlış anlamadıysam.

Ah keşke bizim çocuklarla da gitsekk.. diye geçirirken aman sen de ya dedim bir ormana gidip büyüteçle birşey incelemeye engel mi var? Hem üstüne para vermiyorsun, hem de bilmem hangi gün şu saatte orada olunacak diye bir plana tabi olmak zorunda olmuyorsun. Evet bir sürü çocuğun bir arada olmasının, tecrübeli bir rehberin ayrı bir güzelliği vardır ama ailece olmanın da güzelliği var, biz de onu yaşarız.

Çocuklara açık havaya gideceğiz bakın sıkı giyinin dedim, yola çıktık en yakın kırtasiyeden 2 büyüteç aldım. Hala nereye gideceğimizi bilmiyorken ve eşimin Sofestai miyiz biz, nereye gideceğimizi bilmeden neden evden çıktık sorularını duyarken ‘hah tabi ya, Validebağ Korusuu’ ışığı yandı beynimde.

Kıra bayıra, koruya ormana, deniz kenarına çok gideriz fakat Validebağ’ı nedense ihmal etmişiz. Hem de bitki florasının bu kadar zengin olduğu bir yeri. Ne tam orman gibi, ne tam çayır gibi değil. Hem ağacı bol, hem kırı.

Çocuklar koruya girer girmez göründüğünden çok daha yüksek şu yıkılmış ağaca çıkıp macera aradılar.

Büyüteçlerle çiçeğe böceğe yakından baktılar.

Çocuklar çocukluğunu yaşarken biz de yetişkin gibi duracak değildik tabi. 3 çocuk anası kadına bak hoplayıp zıplamak yakışıyor mu diyebileceklerin yokluğundan istifade yaptık işte birşeyler.

Çocuklar incelemeye doyunca büyüteçleri daha muzır amaçlar için kullandılar, kuru yapraklara ışık tutup duman çıkardılar. O da bilim ve öğrenme canım sonuçta.

Zeynep de onlardan gördüklerini taklit uğraşı içinde merceği kaptı benim benim dedi, papatyaları inceledi. Yanından geçen ayy ne tatlı minicik mercekle birşeylere bakıyor diye seven teyzeleri fark edince daha bir şirinlik yaptı.

İtiraf edeyim ben de kainata büyüteçle bakmayı yeni keşfettim.  Bitki dokusunu incelemek için harikaymış. Fakat gözle anca görülen mikrro detayları telefon kamerası yansıtmadı.

Yanından geçip  gittiğimiz basit çalı çiçeklerinin bile ne güzel olduğuna ne hoş koktuğuna baktık. Aslında hiç de basit olmadıklarını, tefekkür ve muhabbetle yeniden bir kere daha anlamaya çalıştık.

Biz buraya bir daha gelelim, hep gelelim diyerek ayrılırken yakamda bu çiçekler, yüzümde günün manzaralarının bıraktığı gülümseme vardı.

Bir ara hatırladım ki önceki yıllarda burada 23 Nisan şenlikleri oluyordu gelmiştik. Onların adı şenlikti ama korunun bu sade hali çok daha hoş ve eğlenceliydi, çocuklar o etkinliklerde bugünkü kadar eğlenmemişlerdi.

Bayram dediğin böyle olurdu…

Continue Reading

Çocuk dostu olmayan zihniyet

Kosova’da yaşayan bir arkadaşım, geçenlerde bir yazışmamızda orada herşeyin çocuk dostu olduğunu yazdı.

Restoranı, parkı bahçesi, kültürel etkinlik alanları ve daha bir çok sosyal mekanında… Çocuklar düşünülmüş, aman rahat etsinler mutlu olsunlar diye bir kaygı taşınmış öyle tasarlanmış.

Her senenin bir kısmını Kanada’da geçiren kızkardeşim de aynı şekilde, orada çocukla yaşarken pek zorluk çekmediğini, anne çocuk olarak katılabilecekleri, devletin sağladığı bir çok ücretsiz etkinlik – oyun grubu olduğundan söz ediyor.

Türkiye’de ise bunlar çok az ve o az olanlar da çok pahalı.

Yani toplumun çok az bir kısmının ulaşabileceği lüks kategorisinde. Çocukla birlikte oyun grubuna katılayım diyorsun, 2 saati 150 TL ! Oyun oynamak için, bu kadar para?

Benim Tükiye’de çocuk dostu olarak gördüğüm en önde gelen kurum IKEA. Yine yabancı eli var yani.. Hem gezip dolaşırken çocuklara hitap edebilecek şeyler düşünmüşler, ki ona bile gerek yok çocuk zaten etraftaki bin bir türlü eşyayla ilgilenirken oyalanıyor. Hem de yemek alanında küçük çocukları görerek yiyebileceğiniz bir oyun alanı tasarlamışlar.

Bizde çocuğu eğlemeyi düşünmeyi bırak camide bile sorun olarak görülüyor çocuklar. Konferansa, seminere, restorana, sohbete, çarşıya, pazara herhangi bir yere gittiğinde, öf şu çocuklar, öf şu bebek arabalılar diye bir ton laf işitiyorsun.

Yaz gelince mümkün olduğu kadar piknikten eve gelmeyen bir aileyiz, fakat hayat her zaman oralarda geçmiyor. Ki kış da çetin.

Bence asıl sorun Türkiye’de çocuk dostu yapıların ya da tasarımların yaygın olmaması, bu konularda çok düşünmemiş olmamız filan değil. İstesek yaparız.

Asıl sorun çocuklara bakış açımız. Çocukları hep sorun olarak görmemiz, ya da böyle görülmesine alışmamız.

Eh artık restoranlarda oyun odaları yaygınlaşmaya başladı fakat hem çocuğun hem ailenin sakin olduğu bir zaman dilimi için illa restorana gidip para ödemek zorunda olmamalıyız.

Bir çok ciddi konuda hamiyetli olan yetkili insanlara, anne ve çocukların hayat kalitesini arttırmak için birşeyler yapalım diye söz açtığınızda, bu konulara insanı yoran fazlalık konular olarak baktıklarını anlıyorsunuz. Aman uzak dur benden dercesine bir daha ulaşamadığınızı görüyorsunuz.

Şiir gecesi, konser, tiyatro, fuar, konferans, panel, etkinlik gibi puan toplatan, göz dolduran ve 2 saatte sona eren, fuarsa olmadı bir haftada bitip gidecek programları hazırlamaya ise kimse üşenmiyor.

Geçenlerde İstanbulumuzun nadide bir ilçesinde bu konuda yetkili olan birine, biraz tanıdık diye bu konudan söz etmeye çalıştım. Aslında bir grup arkadaşla yapacağımız oyun grubu için mekan ricama evet demişti. Böyle etkinliklerin daha yaygın olması lazım, isterseniz bu konuyu karşılıklı konuşalım ve bir proje hazırlayabiliriz dedim.

Aklımda devletin bir dünya vergiyle yaptırdığı bir dünya kültür merkezi ne yapıyor sorusu vardı? Hafta içi çoğu saat sinek avlıyor buralar. Giriyorsunuz, bir sürü oda, boş alan, gösteri salonu. Pırıltı var, herşey yepyeni. İyi bir niyetle ciddi bütçe ayırılmış. Görevliler, şunlar bunlar. Ama atıl. Çünkü bina yapmakla iş bitmiyor.

Olamaz mı yani, çok ağzımıza sakız ettiğimiz batı ülkeleri gibi sağlık ocakları vasıtasıyla anneleri haberdar edip, oyun grupları etkinlikler yapamaz mıyız? Haftasonları 1 saatlik şarkılı, gürültülü kıytırık tiyatorlar ya da sinemalar haricinde bir şey düşünemez miyiz? Bunları anlatacaktım.

Ne mi oldu, iletişim koptu, bir daha kendisine ulaşamadım. Eşim anne grubumuza mekan ayarlama işi için defalarca telefonla aradı, olmadı.

Neden?

Bilmiyorum.

Aslında tahmin ediyorum.

Çünkü Türkiye’de çocukların dünyasına, gelişmesine, psikolojisine ve onları yetiştiren annelerin hayatına bu kadar yatırım yapmak gereksiz!

Bunlar böyle ağzımızın kenarıyla ‘o konular mı yea, çoluk çocuk konuları mı yea’ diye küçümseyerek konuşacağımız konular. Asıl önemli konular başka.

Geleceğin insanlarını düşünmek mühim değil ama onların başında 4 sene durma ihtimali ortaya çıkmış milletvekili adaylarını gündem yapmak çok mühim. Gündem mühim, siyasette bir yerlere gelmek ve ses getiren, göz boyayan işler yapmak mühim. Ya da entellektüelce şeyler yapmak ya da yapıyor gibi görünmek mühim.

Siyasette bir yerlere gelmek gibi bir düşünce olmasa da birilerine laf yetiştirmek çok mühim, sahada olmak mühim.

Arka planda fikir isteyen projeleri düşünenler nasıl olsa vardır, olmalıdır, yoksa da onların suçu değildir.

Olmadı bu konuları da Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları düşünsündür.

Düşünme, üretme, atılma,  risk alma işinde ise yokturlar.

Continue Reading