Çocuklar namaz kılmak istemediklerinde ne yapıyorsun?

‘Çocukların nasıl namaz kılıyor’ şeklinde pek çok soru geliyor.

Daha doğrusu ‘namaz kılmak istemediklerinde ne yapıyorsun’ şeklinde.

En başta konuşup artık namaz kılma yaşlarının geldiğini söylemiştik zaten. Namazla ilgili Risale-i Nur bahisleri ve hadisler okumuştuk. (Burada da Çocuğumuzun namazı çocuğumuzun geleceğidir demiştik.)

Namaz kılmanın hayatımızdaki en önemli şey olduğu da muhabbetlerimizde hep geçiyor. Bir günün 23 saatini dünya için kullanıp bir saatini namaza vermezsek ne büyük zarar edeceğimiz gibi konuları yeri geldikçe konuşuyoruz.

Uygulamada da keza öyle. İşte ne bileyim yolculukta bir namaz vaktini kaçırmamak için bazen planlarımızı tamamen değiştirmemiz. Evde ezan okunur okunmaz namaz telaşına girmemiz vesaire.

Allah’a şükür, bu namaz çok önemli bir şey mesajını alabildiklerini düşünüyorum.

Peki mesajı almış olmaları düzenli kılmaları için yeterli mi, değil.

Namaz vakti gelince hatırlatıyorum. Hadi çocuklar öğle namazı vakti, hemen kılalım diyorum.

Abdestler yoksa önce sen gir sonra sen sırası belirliyorum hemen. Akşamları baba varken cemaatle kılmak zaten daha kolay oluyor. İhtiyaca girdiklerinde ya da dışarı çıkmadan önce abdest alıvermelerini de telkin ediyoruz. Hazırda abdest olunca namazı kılmak çok kolay.

Peki kılmak istemediklerinde ne yapıyorum?

Anlıyorum namaz insanın nefsine zor gelir benim nefsime de zor geliyor. Ama şu dünyada zorlanarak yaptığımız şeylerin en değerlisi namaz, hadi bakalım diyorum.

Hani bu duyguları anlama faslını fazla incelmeden hassaslaşmadan hızlıca geçip sadede gelmeye uğraşıyorum. Üzerinde tartışmaya, iddialaşmaya mahal vermemeye çalışıyorum. 1-2 defa söyledikten sonra baktım kalkmıyorlar. Faydası olmayan hadileme durumuna düşmemeye çalışıyorum. Şöyle yapıyorum:

– Bazen geceleri yatma hazırlığına start vermek için kullandığımız yüksek sesle 1-2-3 dediğimde kalkılacak hareketini uyguluyorum. (Tabi bu hareketin evde yerleşmesi için gözünü sevdiğim baba otoritesi gerekmişti.)

– Bazen 21. sözdeki namazla ilgili ikazlardan ilham alarak bir şeyler söylüyorum. Nasıl midenin yemeğe, ciğerlerimizin havaya ihtiyacı varsa, kalp ve ruhumuzun da namaza ihtiyacı var diyorum. Bazen namaz kılmak yaptığımız diğer mübah işleri ibadet hükmüne geçirir diyorum.

– Her defasında aynı şeyi de yapmamaya uğraşıyorum Bıkkınlık vermesin diye.

– Çoğu zaman da esprili yaklaşmaya çalışıyorum. Annemdeyken televizyona dalıp kalkmak istemediklerinde televizyonun önüne geçip essalatu hayrun minettelevizyoooon diye ezan okur gibi yapmıştım. İşte duruma göre doğaçlama çıkan şeyler oluyor..

– Uzatmamaya ve kırmamaya çalışıyorum. İlk başlarda uzadığı zamanlar bırakıyordum. Neticede mükellef değiller. Çünkü çocukla ilişkimize zarar verebilecek seviyeye geliyordu. Bir dahakini daha zorlaştıracak şekilde. Artık o evreleri geçtik galiba. Biraz zaman içinde hazmettiler, kanıksadılar. Kalk kalk deyişimin hadi çabuk kalkın bir yere gidiyoruz demekten farkı kalmadı. Bir haber verme gibi algılanır oldu. Uzamadan bir şekilde hallediyoruz. İlk vaktinde hemen beraber kılmak da uzatmamak için en iyi yol.

– Bazen çok zorladıkları zamanlar oluyor. Ne kadar yüz göz olmamaya, büyütmemeye çalışsam da ‘bu defa da kılmayıveriyim’ diye tutturduğu oldu mesela oğlumun. Hem de cuma namazını. Biliyorum böyle bir şeye kapı açarsam hep daha büyükleriyle karşıma gelecekler. Ben de yıldırılma noktasına geleceğim. Bugün de oyun oynamıyım, bugün de birşey izlemiyim diyor musun demiyorsun. Hiç birşeyden vazgeçmeyip, namazdan vazgeçmek olur mu gibi sözlerle yaklaşıyorum. Oyun değil bu, Allah’ın emri. Allah’ın emrinin ciddi birşey olduğunu öğrensinler. Gerekirse kolundan tutup abdeste götürüyorum. Ne de olsa gitmek istemediği zamanar kolundan tutup doktora, okula götürdüğümüz çok oldu. Lazım birşeye götürüyorsak neden kolundan tutmayalım. O da şefkatin gereği.

– Bazen güçlü söylemlerle karşıma çıkıyor özellikle oğlum. Ciddi ve tavizsiz olduğumu görünce, hani dinde yumuşak olmak güzel güzel söylemek vardı diyor. Dezenformasyon yapıyor. Şeytan da bir yandan boş durmuyor fısıldıyor.  Korkuyorum evet aman yanlış bir şey yaparsam diye. Ama çocuğumu namazsızlığa alıştırmaktan da korkuyorum.

Deminden beri kaç defa güzel güzel söyledim diyorum. Harekete geçtin mi? Yaptın mı? Hadi bakalım kalk kalk kalk kalk diyorum. Rehavetten kalkamıyorsan, gevşediysen biraz canlandırıyım diyorum. Gıdıklıyorum bazen. Olumlu bir ruh halinde kalkmaları her zaman daha güzel.

……………………………………………………….

Hatırlatmadan kendileri kıldıkları da çok oluyor. Özellikle akşam ve yatsıyı tamamen benimsediler. Gündüz site bahçesinde oynarlarken eve bir şey için geldiklerinde öğlen ya da ikindiyi hatırlatıyorum. Bazen sırf namaz için eve çağırıyorum.

İlk başlarda oyundan çocuğu namaza çağırmak bana göre bile çok uçuk bir şeydi. Sadece akşam ve yatsıyı kılıyorlardı. Tedrici tedrici gittik. Yavaş yavaş gündüzleri kılmaya başladılar. Ara sıra kılmıyorlardı. Sonra oyundan eve namaz için gelmeyi de normal görmeye başladılar.

Kılamadıkları olmuyor mu oluyor. Özellikle dışarıda olduğumuz zamanlar, trafikte kaldığımız, bazen benim hatılatamadığım, onların abdest alacağı bir yer olmadığı zamanlar oluyor. Bir şey demiyorum. Bak kaçırdınız, kılmadınız gibi geçmişte kalmış şeylerin üzerinde durmak faydasız geliyor. Kıldıkları zaman bak ne güzel oldu, ne çok şey kazandınız demek daha güzel.

Kılmak istemedikleri bir zaman, şimdiye kadar kıldınız ne kaybettiniz demiştim bir kere. Vav deyip çok etkilenmişlerdi.

Gerçekten de öyle. Namaz kılan ne kaybeder? Hiçbir şey. Ne kazanır? Çok şey.

Continue Reading

Şekil herşey, gerisi teferruat mıdır?

Yeni şafak gazetesi yazarı Fatma Barbarosoğlu, havuz başı tesettür defilesiyle yaza merhaba diyecek olan zengin muhafazakarlara ağır konuştu twitterda geçen hafta, duymuş olanlar vardır.

Sonra da köşesinde ‘Sözüm size değer mi?’ diye sordu o kadınlara.

Değdi değmedi mi bilinmez, fakat hepsi değilse de büyük kısmının böyle eleştirilerden sonra daha da duyarsızlaşabildiği bir gerçek.

Çünkü böyle uyarıları “birileri bizim tatlı dünya saadetimize kast ediyor” şeklinde algıladıklarını biliyoruz. Başımız kapalı, namazımız niyazımız çok şükür yerinde, yardımımızı da yapıyoruz. Gerisine de kimse karışamaz savunmalarını hem kendi kendilerine hem çevrelerine daha çok yapıyorlar.

Fatma hanıma twitterda cevap yazmıştım. Sorunun derinlerde olduğunu, bu dertlere çare olarak hayatın anlamı ve lezzeti ile ilgili konuşmanın iyi olabileceğini.

Daha da önemlisi dinin, ibadetlerin, hayata nasıl anlam kattığını konuşmanın ihmal edildiğini görerek başlayabiliriz.

Bediüzzaman’ın şöyle bir tespiti var:

“İslâmiyetin mağz ve lübbünü (öz ve iç) terk ederek kışrına ve zahirine (kabuk ve dış görünüş) vakf-ı nazar ettik ve aldandık. Ve su-i fehim ve su-i edeple İslâmiyetin hakkını ve müstehak olduğu hürmeti ifa edemedik. Tâ, o da bizden nefret ederek evham ve hayalâtın bulutlarıyla sarılıp tesettür eyledi.” (Muhakemat)

Gideren artan duyarsız muhafazakar duruşu netice veren şüphesiz bir çok etken var.

Dinin ‘dışarıdan görünüşünü’ dinin kendisi zannetme hatası da belki en başta gelenlerden.

Yani namaz nasıl kılınır, hangi sureler okunur, namazı ne bozar ne bozmaz, hangisi kaç rekattır gibi konulara dikkatler öyle verilmiş ki, bir süre sonra namazı konuşmak bunları konuşmaktır zannedilmeye başlanmış. Ta Osmanlı’nın son döneminde başlayan bir yanılsama imiş bu.

Namazın insan ruhu için anlamı nedir? O 5 vakitte yapılmasının yaşama kattığı değer nedir? Şartlarını değiştirmeye gücün yetmediği bir alemde yaşayan insan kalbi namazla neyi arar neyi bulur gibi sorulara konulara ise uzaklaşmışız.

Hani Ramazan programlarını, izleyicilerden soru alan Tv hocalarını hatırlayın. Kendilerine gelen bir çok soru ‘ben şu ibadeti şöyle yapıyorum, kabul olur mu?’ şeklindedir. Kimse o ibadetin anlamıyla ilgili bir soru sormaz merak etmez.

Halbuki ruhu aç bu yüzyıl insanına 1-2 sayfa ilmihal okunarak bilinebilecek bilgilerden çok, orucun nefse nasıl bir duygulanım ve nasıl bir idrak yaşattığını mütalaa ettiren, hem şahsî hem sosyal hayata neler kattığını izah eden açılımlar lazım değil mi?

Zekat bir sorumluluk olmanın ötesinde, nasıl verilir kime verilir gibi kurallarının ötesinde, insana nasıl bir nazar kazandırır ve ruhta nasıl bir incelme oluşturur? Toplumda zekatın yaygınlaşması, nasıl bir atmosfer oluşturur?

Zekat sayesinde zenginler fakirlerin isyan ve hırsızlığından nasıl emin olur, fakirler zenginlerin şefkat ve himayesini nasıl her zaman yanıbaşlarında bilir? Hatta nasıl da sosyal adaletsizliği tılsım gibi çözebilecek harikadır, mucizedir İslam’ın bu şartı..

Fakat ibadetlerin ruh ve hikmetinin fecaat şekilde ihmal edildiği çağımızda, boynundan bir an önce atman gereken üstelik nefse de zor gelen bir yüke dönüşebiliyor zekat.

Üstelik seni daha birşey vermen gerekmiyormuşçasına, özgürleştiren bir ibadet olarak yerleşiyor. Zekatımı verdim ya vebal benden gitti denilerek lüks ve harcama ruhsatını kapmış oluyorsun.

Ben kendim kulaklarımla birisinden şu sözü duydum:

‘Yani hayatım bak başımızdakilerin başı kapalı, herkes namazını yasak masak olmadan kılabiliyor, çok şükür ya Yarabbim serbestlik var, okullarda Kuran-ı Kerim dersi var, görüp görebileceğimiz en güzel günler bunlardır herhalde, e daha ne olsun?’

Sanırsınız ki bir asr-ı saadet yaşanıyor. Daha iyisi olamaz. Hey Allahım…!

İbadetler ‘şekilde’ ve ‘görünüşte’ yapılıyor olsun yeter.

İnsanlar Kuran-ı Kerim okusun, manasını öğrensin öğrenmesin çok bakılmaz. Çocuklarımız küçük yaşta anaokullarında tecvit öğrensin, hatta hatim etsin. Ama ergen yaşa geldiklerinde hala bir ayet meali öğretmeye anlatmaya bile ihtiyaç duymuş olmayalım ne çıkar.

Hatta şu dünyada iş ahlakı battı batıyor olsun, dürüstlük mumla aranır olsun, hakkı yenenler, hak yiyenler olsun, zalim olsun mazlum bulunsun, ama biz namazımızı kılabiliyor, bağışımızı yapıyoruz, zengin de olabiliyoruz ilerliyoruz ya iyiye gidiyor herşey, ötekiler sorundan sayılmaz.

E durum böyle, vazifelerimizi şekil olarak yerine getiriyor muyuz getiriyoruz, gerisi teferruat görüşünden ibaret olunca… Şekli daha da güzelleştirmek önemli bir konu oluyor da.

Birileri yoksulluktan kıvanırken birileri onların 1 aylık yiyecek masrafını 2 dakikada bir partide harcıyor muymuş sorusu, o birileri için can sıkan bir teferruat sorusu olmaktan öte gidemiyor.

Continue Reading

Abdestinden şüphesi olmayan gelsin

Baba akşam namazı için anne ve çocuklara seslenir:

‘Abdest alanları bekiyoruuum.’

Bir parantez, ne gerek var minicik çocukların namaz kılmasına diyenlerdenseniz sizi hemen buraya alalım.

İkinci parantez, çocukları kaç yaşında namaza teşvik etmeli acaba diye soranlardansanız buraya alalım, cevapsız soru kalmasın.

Evin babasının çağrısını işiten evin oğlu(10 yaş) önce ben gireyim banyoya abdestimi alıvereyim der, gider pratik bir şekilde alır.

Babanın abdesti önceden varmıştır.

Anne küçük kızı(7,5 yaş) en sona kalmasın diye, önce sen gir al sonra ben alırım der. Çünkü sona kalınca, küçük kızın abdestten sonra hazırlanmasını da beklemek gerekecektir.

Küçük kız girer, anne o arada şu çamaşırları katlayayım bari beklerken der. Zaten son günlerde balkondan alıp öylesine bir yere fırlatıverdiği çamaşırları katlamak için hep abdest sırası bekleme zamanını değerlendirmektedir.

Hiç hoşlanmadığı çamaşır katlama işine ayrıca vakit ayırmaktansa, böyle başka birşeyi beklerken araya sıkıştırmak ona basit bir mutluluk vermektedir. Bir taşla iki kuş vurdum diyerek kendini çocuk gibi teselli edecektir.

Bekle bekle derken, küçük kız bir türlü banyodan çıkmaz. 10-15 dakika geçtiğini fark eden anne içeri bakar, küçük kız büyük tuvaletini yaptığını söyler.

Ay onun büyüğü çok sürer söylentileri içinde hane halkı biraz yılgınlaşır.

Anne gider hadi kızım, tam gelmediyse sonra devam edersin. Bak yatsı gelecek der.

Küçük kız kalkar, abdestini alır. Onun tuvaleti gibi, abdesti de uzun sürmektedir.

Sonra anne girer, o da iki işi birden halledecektir. Çok uzun sürmez ama çok kısa da sürmez. Abdestini alır çıkar.

Anne hadi der. Ama evin babası der ki, ya benim abdestim eskiydi. Biraz bekleyin de bozup, sonra yeniden alayım. Hem bu abdestle yatsıyı da kılarız az sonra.

İyi hadi madem derken, anne saate bakar. Yaklaşık yarım saattir bir abdest birliği yaşayamadık, olsun şimdi hallolacak diye düşünür.

Baba çıktı hadi seccadeleri serelim derken, evin oğlu, o kadar bekleyince benim abdestim de kaçtı bu arada, ben de alıcam der 🙂 O kadar kikir kikir edersen olacağı bu çocuğum.

Aaaaaa diye bir şaşırtının ardından, tamam tamam hadi bekliyoruz cümleleri duyulur.

Evin oğlu da çıkınca, tamam mı herkesin abdesti, bak kimseye birşey olmadan hemen duralım namaza diye panik yapar anne.

Babanınsa umru değildir.

Her zamanki espriyi yapar, evin 2 yaşındaki ferdine ‘senin abdestin var mı Zeynep?’ diye sorar.

Bu soruya çok sinir olan Zeynep, her zaman kaşlarını çatar ve ıııı ıhh der.

Ne sorulduğunu anlamakta mıdır anlamamaktadır mı bilinmez ama, bu sorudan hiç hoşlanmaz.

Hane halkıyla birlikte namaza durup Avva titi diyerek tekbir almaktan, secdeye gitmektense çok hoşlanır.

Galiba bu cemaat olayını, her akşam ailece oynanan bir oyun filan sanmaktadır. Bazen kişiler yalnız başına da oynamaktadır. Hem de hareketli, materyalli bir oyundur, seccadeli falan.

Zeynep, seccadeleri seremese de getir götüre yardım eder. Herkesin kafasına muhakkak birşeyler taktığını da çoktan keşfetmiştir. Tıpkı ağabeyi gibi takke takar kafasına.

Her zaman yaşanan, tam namaza durulacakken Zeynep’in başına bir şey gelmesi, bir yere çarpması (ee şeytanın işi ne) ve ağlaması gibi bir olay vukua gelecek de, herşey berbat olacak diye korkusundan annenin yüreği pır pır atmaktadır.

1 saniye bile yüzyıl gibi gelmektedir o an. Zamanın geçmesine dayanamayacak hale gelmiştir.

Hadi ne duruyosun, kamet kamet der oğluna.

Sonunda evin oğlu kamet getirir ve baba Allahuekber diyerek tekbir alır.

Anne derin bir nefes çeker ve şöyle geçirir:

Oh be, o bitmeyen abdest alma seramonisini de, bir şey olacak çocuk yine mi ağlayacak safhasını da atlattık. Kendimi bırakabilirim boşluğa.

Namazda huzuru bulmak diye buna denir.

Continue Reading

7 yaşına gelince namaz…


Bir kaç hafta önce çocuğunuzun namaz kılması konusunda neler yaptınız diye soracak olduğum yazıda, ‘namaz minicik çocukların neyine gerek’çilere cevap verirken konuya girememiştik hani.

Şimdi girelim:

Siz bu konuda neler yaptınız? Ne gördünüz? Ne yaşadınız, sonucu ne oldu?

Biz Şunları Yaptık

7 yaşına gelince çocuklarımıza namaz kılmalarını söylemek gerektiğini belirten bir hadis-i şerif var biliyorsunuz.

Daha küçük yaşlarda yapılan namazı sevdirme çalışmalarını, beraber namaz kılmaları, bir coşku içinde yaşanan cuma ve bayram namazlarını, ailece camiye gitmeleri filan saymama gerek yok herhalde, onlar zaten namaz konusunda hassasiyeti olan ailelerde olağan şeyler gördüğüm kadarıyla.

Oğlumuz (şu an tam 9,5 yaşında) 8 yaşını dolduralı bir kaç ay olmuştu ki, bir gün cemaatle namaza hazırlandığımız sırada ona şöyle dedik:

‘Peygamberimiz, çocuğunuz 7 yaşına geldiğinde namaz kılmasını söyleyin diyor. İşte o yüzden biz de sana söylüyoruz oğlum artık böyle böyle…’

Ha bugün ha yarın derken bir yıl gecikmeli bir konuşma olmuş oldu ama bizim kendi fikrimiz, kendi kararımızmış gibi sunmadan, Allah’ın elçisi böyle söylüyor deyişimizin sanırım çok olumlu tesiri oldu. Artık yaşın geldi uyandırışı, bizden değil büyük yerdendi.

‘Durun daha çocuk ergenliğe girmedi ne namazı’ diyenler de olur mu şimdi. Evet çocuklar büluğ çağına erişmeden mükellef olmuyorlar. Fakat yedi yaş, namazı ciddiye almak ve bir başlangıç sınırı olarak önümüze konulmuş.

Hadi daha çocuğun ergenliğine çok var zaten farz değil üstüne gitmeyeyim deyince, işler daha çok karışıyor çevremde gördüğüm kadarıyla. Ergenlik çağında birdenbire namaz kılar hale gelivermiyor çocuk ve o ergenlik zamanları anne babanın sözünün duyulmasının çok çok zor olduğu yaşlar.

Biz alemlere rahmet olarak gönderilen zatın sözünde rahmet ve kolaylık olduğunu bilelim ve erkenden başlayalım. Zaman içinde ince ince, yavaş yavaş gitmek de gerekir bazen.

Neler Yaşadık?

Neyse, bizim oğlan bu konuşmamız üzerine işi ciddiye almaya başladı. Biz dedik ki, önce günde bir vakit kılmaya alış, sonra ikiye üçe çıkarırsın.

Bir ara çok güzel gitti, hatta yazın babasıyla sabahları değişik camilere namaza gittiler.

Hatta namaz çizelgesi yaptık, ki sonradan yanlış bir şey olduğunu düşünmeye başladım. Öyle bir sürü günü daha gelmeden namaz kılınacak gün olarak listelemek, sabrı azaltan bir şey.

Başka ne yaptık, kitaplardan, Risale-i Nur’dan namazın hayatımızdaki yerini ve önemini anlatan bölümler okuduk beraber.

Bu okumaları ara ara tatlı dille hatırlattık, namaz kılmayan ne büyük zarar eder, kılansa ne büyük kâr eder dedik.

Namazı vaktinde kılmak, cemaat olmak, ciddiye almak konusunda çocuklara örnek olma bakımından da kötü bir seviyede değiliz çok şükür.

Farz ibadetlere riya girmediği için rahatça söyleyebilirim, eşimin plancı ve dakikliğinin de etkisiyle namazlarımızı ilk vaktinde kılarız, kışın yatsı namazını kılıp sonra akşam yemeği yediğimiz çok vakidir.

Programlarımızı namaza göre ayarlarız, yolculuklarımızda ona göre dururuz mola veririz.

Ve erkek eşrafının ibadetleri nasıl çoluk çocuk yüzünden geç kalmıyorsa, kadın eşrafının da geç kalmaması gerektiğinin altını çizdiğimden beri eşim, beni cemaate bekleme konusunda daha bir gayretli oldu, böylece ailece kıldığımız namazlar da arttı.

Olumlu şeyler çoktu, oğlumuz da adapte olmakta zorlanmadı fakat heves dönemi geçince, özellikle abdest almak çok zoruna gittiği için epey bir gevşeklik göstermeye başladı.

Tek bir vakti kılmasıydı hedefimiz. Beklentimiz de, biz hatırlatmadan kendisi ister sabah, ister öğlen akşam ikindi yatsı, kılsındı birini.

Ama baktık ki hep hatırlatmak durumunda kalıyoruz.

Eskiden şöyle düşünürdüm, çocuk namazın iyi birşey olduğunu anlayınca bizden de görünce zaten kılar. Bizim sürekli namazı hatırlatmamız hoş olmaz.

Ne kadar safmışım, yahu insanda nefis var kolay mı öyle. Bir yatağını toplaması işini bile bir disiplin haline getirene kadar neler yaşıyoruz, kimbilir kaç defa hatırlatıyoruz.

Artık hatırlatma işine o kadar uzak bakmıyorum fakat hep hatırlatarak da olmaz herhalde. Kantarın topuzunu kaçırmaktan korkuyorum.

Ne eksik?

Düşünüyorum ne eksik, ne eksik.

Bilmem belki de duygular eksik.

Namaz madem, Yaratan’a olan muhabbetin ve hayretin ifade edilişi, çocuğun dünyasına da sokmalı bunları.

Kainata bakıp hayret edecek ve sevecekleri bir nazara sahip olmaları için de ilgilenmek gerek. Namazın kuru bir yat kalk olmadığını hissetmek için bizim gibi geç kalmaları gerekmiyor. Hatta bu yaşa gelip hala hissetmekte zorlanan insanlardan olmaları ise hiç gerekmiyor.

Sonra, namazın faziletiyle ilgili hadisler okunabilir. Dünya ve içindeki herşeyin, sabah namazının sünneti kadar değerli olmadığını söyleyen hadis ne kadar da etkileyici mesela. Çok değerli bir şey yapıyoruz biz bilinci yerleşmeli.

En çoksa duam eksik galiba, o kadar çok istedim mi yalvardım mı Allah’a. Hadi çok yalvarma şeklinde olmasa bile istikararlı bir şekilde her namazdan sonra dua ettim mi?

İnsanın bir şeyi ne çok istediği, onu ne çok andığı ve uğruna ne çok dua ettiğinden anlaşılıyor.

Biz ne yaparsak yapalım, kalpleri elinde tutan Rabbimizin kapıları açması olmadan bir işe yaramayacağı şuurum eksik belki de…

Bu yüzden duayı unutuşum.

Halbuki netice Allah’tan. Bize düşen sadece istemek, hem sözle hem fiille, ne kadar istediğimizi göstermek.

Continue Reading