Ne için?

Son bir haftadır destan denilen şeyin gerçekten gerçeklerden söz edebileceğine inandım.

Edebiyat derslerinde öyle öğrenmemiştik oysa ki. Efsaneler ve acaip hikayeler olurdu destanlarda. Gerçek dışı olaylar yer alırdı.

Mesela bir adamın tankın altına girmesi tam destanlık bir olaydı. Gerçek olamazdı.

Mesela bir destanda okusak, bir adamın, tank dibine geldiği halde refleks icabı sağa sola kaçmayıp eliyle durdurmaya çalıştığını.. İnanır mıydık? Tam destanlık bir olay işte derdik. Sonra o tankın altında kaldığına ve sağ çıktığına.. İnanır mıydık? Bilemiyorum..

Hadi ona inandık diyelim. Hiç tereddüt göstermeden arkasından gelen ikinci bir tankı daha aynı şekilde durdurmaya çalıştığına inanır mıydık? Ve altından yine sağ çıktığına. Hatta kolu yaralanmasa bir üçüncüsü dördüncüsü geldiğinde bile aynını yapacakmış gibi bir korkusuzluk sergilediğine.. Daha da zor olurdu inanmak herhalde.

Bir haftadır bunun gibi nice olaya gözümüzle görerek, tekrar tekrar izleyerek inandık. Bir destana konu olabilecek ne çok görüntü, ne çok hikaye yaşanmış bir gece içinde.

Fakat bu destana gölge düşürecek bir kelime dolaşıyor ortalıkta. Diken gibi batıyor insana.

Yaralanan ve canını veren tüm kahramanlara hakaret ediyormuşuz gibi geliyor.

Şehitleri kabirlerinde ziyaret edip sorabilsek ne için şehit oldun bir söyler misin diye.. Kaç tanesi ‘demokrasi’ der acaba?

Allah der muhtemelen ilk önce. Vatan der. Millet der. Özgürlük der. Bayrak der. Ülkemizin selameti der.

Tankların altına yatan Sabri Ünal da demokrasi diye birşeyden söz etmiyor. Demokrasiye olan inancımdan kuvvet aldım falan demiyor. Gördüğümüz kadarıyla Allah’ın inayetinden, kelime-i şehadet getirip evden çıktığından söz ediyor. Sağ kolunu kullanamadığı için sol koluyla şehadet işareti yapıyor.

Sonra sorabilsek Halil Kantarcı’ya, çocuklarım demokrasiyle yönetilen bir ülkede yaşasın diye şehit oldum der mi?

Nasıl olsa demokrasi onlara sahip çıkacak diyerek koşa koşa ölüme gittim der mi?

Diğer şehitlerin hangisinin aklına şehadete yürümeden önce demokrasi gelmiştir acaba?

Yahu demokrasi şehidi, demokrasi nöbeti gibi tabirler resmen gasp değil mi?

İnsanlar başka duygularla başka mefkurelerle canını hiçe sayıyor. Ama demokrasi geliyor hepsini gasp ediyor. Tüm bunlar kendisi için yapılmış gibi.

Ve biz buna seyirci mi kalacağız? Hatta gasptan da öte, hiç demokrasi gibi bir mefkureye sahip olmayan insanımıza ve şehitlere iftira bile denilebilir.

Meydanlardaki insanlara sorsak… Kaç gündür basının elli bin kere bu kelimeyi tekrar etmesi olmasa, kaç tanesinin aklına demokrasi için buradayım demek gelirdi acaba?

Ve dünyanın küresel ölçekte nereye sürüklendiğini görebilirsek, demokrasi denilince aklımıza tek bir şeyin gelmesi lazım. Amerika’nın savaşlarla, kaoslarla, darbelerle mahvettiği ülkelere egemen olmak için vaad ettiği ütopya.

Hadi diyelim bu ütopyanın en ileri halini bile yaşıyor olsak, Amerika veya birilerinin yine de ülkemizde kaos çıkarmayacağının garantisi mi var?

Sizin biraz demokrasiye ihtiyacınız var diyerek utanmadan başımıza çöreklenmeyeceğinin garantisi mi var?

Neden bazıları demokrasimiz olursa kimse bize dokunamaz sanıyor? Sırtımız yere gelmez sanıyor?

Sırtımızın ne sayesinde yere gelmeyeceğini gördük elhamdüllillah. İman… Vatan sevgisi… Özgürlük sevdası…

‘Onların tankı topu varsa bizim de Allahımız var yüreğimiz var’ diyebilmek…

‘Ölürsek şehidiz kalırsak gazi’ diyebilmek.

‘Bu zulmün karşısında duralım da, ölsek de galibiz kalsak da’ diyebilmek.

Bunlardan başka hiç birşey, ölümün karşısına dikilip gözüne gülerek bakmayı göze aldırmaz.

 

Continue Reading

İnsanlığa darbe

Ne zamandır başka yoğunluklar ve gündemlerle meşgulken buradan uzak kaldım. Bir süre daha uğramayı düşünmüyordum ama tüm bu çılgınlık hakkında konuşmadan edemiyor insan.

Hem konuşalım ki tarafımızı ortaya koyalım. Ve çok şükür Allah’ın verdiği aklın hala elimizden alınmadığını.

Evet darbe olmadı diye şükür içindeyim. Ama sevinç değil keder içindeyim hala.

Bir kaç gündür sabah yataktan kalkarken kendime soruyorum. Tüm bunlar gerçekten yaşanmış mıydı diye. Yaşanmadı demeyi istiyorum. Başka bir güne uyanmak istiyorum. Ama.. Olmuyor.

Ve hepsini tekrar tekrar bir daha hatırlıyorum. Yanıbaşımızda, boğaz köprüsünde insanların üzerine top bile atıldığını! Şaka gibi. Top, hani şu savaşlarda menzilleri yerle bir etmek için kullanılan top.

Tanklarla insanların evet insanların bir saniyede ikiye ayrıldığını! İnsanların asfalt düzler gibi ezildiğini.

Ve bunlar başka bir şeyi hedeflerken yanlışlıkla yapılmadı. Kargaşada vukua gelen bir iki münferit olay değildi olanlar. Bile bile insanların üstüne sürdüler. Bile bile içinde insan olan arabaların üstünden geçtiler.

Ve kafaları, gözleri, bacakları, kolları delip geçen mermilerin hiç biri serseri kurşun değildi. Bizzat öldürmek maksadıyla, acımasızca, katil bir ruhla, bilerek, görerek, taammüden yaptılar.

Hiçbir şeyden haberi olmayan insanları kullandılar. O gecenin ilk saatlerinde watsapta bir arkadaşım yazdı. Ankara’da bir arkadaşının kardeşi harp okulunda öğrenciymiş. Öğrencileri bir helikoptere bindirip şuraya ateş açacaksınız demişler.

Sürekli kendime şu soruyu soruyorum: Nasıl bu denli gözü dönmüş olabildiler? Mehdi sandıkları delirmiş bir münafığın peşinde nasıl bu kadar zombi olabildiler?

Belki bu sorunun bir çok cevabı var. Ama en açık net olanı şu, akıllarını kullanamıyorlar. Ve bunlara destek olan kitle, hala evet biz yanlış yoldaydık diyemiyorlar. Üstelik bunlar güya eğitimli kitle. Doktor, hakim, savcı, öğretmen, polis, rütbeli asker  ve daha nicesi.

İnstagramda gördüğüm psikolog insanlar bile var. Normalde anlattıklarına hayran olursun. Ama hocam diyorlar başka bir şey diyemiyorlar. Olaylar olunca hemen hesaplarını kilitliyorlar. Ya da kapatıyorlar.

Kimisi de darbeyi kınama mesajı yazıyorlar. Ama tabi bilemiyoruz gerçekten kınıyorlar mı kınıyormuş gibi mi yapıyorlar. Vatana, bayrağa, birliğe beraberliğe değiniyorlar. Yanına da kimin yaptığından emin olmayalım, komplo teorileine kanmayalım falan gibi şeyler yazıyorlar.

Normalde en ufak kötülüğü kalbi kaldırmayan, iyilik yaymayla şöhret yapan melek gibi insanlar, söz konusu hocalarının yaptığı kanlı katliamsa dut yemiş bülbüle dönüyorlar.

Bu halleriyle kendi insanlıklarına darbe yapıyorlar. Kendilerini yok ediyorlar. İmanlarına darbe yapıyorlar. İzanlarına darbe yapıyorlar.

Artık bu insanlarla basit bir takipten ibaret bile olsa alakamı kestim.

Aklı başında olan hiç kimsenin, göründüğü gibi olmayan bu insanlarla işi olmamalı. Tüm bu gözü dönmüş zulmü gördükten sonra.

Onlar dindarın yanında namazın güzelliklerinden, dine uzak olan yanında dinle ilgili hoşlanmadıkları şeylerden söz ederler.  Veya dindarların kusurlarından. Alevinin yanında alevi gibi, Türkün yanında Türkçü gibi, Kürdün yanında Kürtçü gibi olurlar.

Mış gibi yapmaktan başka bir ilkeleri yok. Tek ilkeleri yayılmak ve gücü ele geçirmek için her kılığa girebilmek.

Tiyatro diyen, keşke darbe olsaydı diye geçiren diğer güruh ise kendilerini bile düşünemiyor anlaşılan. Dün uğruna canını verecekleri Erdoğan’a bugün bunları yapan, onların ağzına nasıl ederdi akılları ermiyor. O kaçık herif ülkeye gelip Humeyni gibi halifeliğini ilan etseydi rahat rahat kavga ettiğimiz günleri bile mumla arayacaktık.

İşte bu da bir başka aklını kullanamama durumu.

Biri aşırı sevgiden kullanamıyor öteki aşırı nefretten. Allahım sen bizim aklımıza mukayet ol.

Ve artık gerçekten, ne kadar kötü olursa olsun, kötü niyetini açık açık belli eden insanları daha katlanılabilir buluyorum. Yazdığı twitlerle birilerine ya da birşeylere olan düşmanlığını, saldırganlığını açık açık belli eden insanları daha güvenilir buluyorum. Onlar hiç olmazsa kendilerini gizlemiyorlar.

Ve buradan herkese duyuruyorum. Artık kimse bana ne sanalda ne gerçekte, hocamıza iftira ediyorlar, komplo falan demesin. Bunu ima edebilecek haller tavırlar bile sergilemesin. Arkadaşlık demem, yakınlık demem. Aynen şunları herkesin yüzüne de hiç çekinmeden söylerim:

Adam olun  müslüman olun insan olun artık, bu kadar zaman sonra cemaatimizi terk edemeyiz, kapının önünde beş parasız kalırız demeyin. Bu kadar sene içinde olduğumuz bu cemaatin yanlış olduğunu kabul edersek aklımızı kaçırırız diye düşünmeyin. Hayır aklınızı başınıza almış olursunuz. Tüm ümmetin hatta ümmetin haricindekilerin, nefretini ve kinini görün. Uyanmaktan korkmayın.

Hiç bir yere ait olamayız çok zarar görürüz demeyin. Bir tek Allah’a ait hissedin kendinizi.

Ne cemaat sahip çıkar bize ne başkası diye düşünmeyin. Evet size kimse güvenip sahip çıkmaz bu saatten sonra. Ama bunu göze alın. Bedel ödeyin. Gerekirse sürünün ama bir güzel tövbe edin ömrünüzün sonuna kadar. Seccadelerde ağlayın.

Hiçkimseye acımayan, sadece kendi hedeflediği gücü düşünen o delinin ahirette bize ne faydası olabilir ki diye sorun.

‘Eğer bu kadar büyük bir yanlışın içindeysek uyanmazsak zarardayız asıl’ deyin. Parasız pulsuz, arkadaşsız yurtsuz kalalım ama Allah’ın rahmetinden mahrum kalmayalım deyin. Yeter ki tankların ezdiği, bombaların patlattığı bu insanların ahını dünyada ve ahirette üzerimizde taşımayalım deyin.

Göze alın hepsini. Ne de olsa fedakarlığın adanmışlığın dibini bulmuş insanlarsınız. Nice zahmete gurbete katlanmayı iyi biliyorsunuz. Yeter artık, biraz da güce ve cemaate değil, hakka ve hakikate adayın kendinizi!

Continue Reading

Güzel çocuklar

Anne olduğumdan beri Çanakkale kara savaşlarında toprağa karışan vatan evlatlarına daha çok anne gözüyle bakıyorum. Orada yaşanan herşey çok daha ağır geliyor.

Tek bir insan ne zor, ne emeklerle büyüyor şahidiyiz hepimiz. Onların da her biri bir ananın evladıydı, ciğeriydi.

Savaşın kimi günlerinde, günde 10 bin insanın kanının akmış olması çok ağırıma gidiyor.

1915’te geçilmeyen boğazın Osmanlı devleti savaşta yenik duruma düşünce İngilizler tarafından paşa paşa geçilmiş olması ağırıma gidiyor.

Şehit olan subayların bir çoğunun üniversiteden iyi dereceyle mezun olmuş entellektüeller olması ağırıma gidiyor.

15-16 yaşındaki çocuklardan oluşan liseli bir sınıfın tamamen şehit düşmüş olması ağırıma gidiyor.

Daha bir çok şey ağırıma gidiyor.

Sonra diyorum ki kendi kendime, gitmesin ağırına. Onların yaşıtı, asırdaşı olan insanlar da çoktan öldüler.

Kim daha güzel gitti, şehitler mi diğerleri mi?

Sen şehitlerin birşeyleri ya da hayatlarını kaybettiğini düşünerek, ölü olduğunu düşünerek en büyük hatayı yapıyorsun.

“Allah yolunda öldürülenler hakkında ölü demeyin. Bilakis, onlar diridirler, fakat siz bunun farkında değilsiniz.” Bakara, 154

ayetini unutuyorsun.

Onlar biz öldükten sonra da yaşamaya devam edecek.

Sonra Bediüzzaman’ın yorumunu düşünüyorum.

Bir milyona yakın evliya mertebesinde şühedanın böyle bir takdir-i ilahiyi yaşamasında ‘milletin yağı alınmış ayrana dönmesi’ yorumunu.

Ayranın yağı kıymetli yeridir, çalkalarsın üzerinde birikir ve alır kenara koyarsın.

Hikmet-i ilahiye en kıymetli kısmı almış ve öyle muhafaza etmiş diyorum.

Şerefin en büyüğünü vermiş.

5-10 yıl sonra ülkenin ‘herkes bizim gibi olacak’çılar yüzünden çekeceği acıları görmemelerini de takdir etmiş.

İmanları ve şehadetleri sayesinde yaşadıkları dönemin seçilmişleri olarak bu dünyadan gitmişler.

Gelecekleri güzel. Şu anları da güzel, hangi boyutta ne yapıyorlarsa. Güzel çocuklar onlar.

Bugünün o sancılı, o yetenekli, o herbiri birer ahsen-i takvim potansiyelinde olan fakat ölümden sonraki geleceği karartılan gençlerine üzüldüğünden daha çok üzülme sakın Çanakkale şehitlerine.

Hatta hiç üzülme. Çünkü onların akıbeti belli.

Üzülme istidadın varsa gerçekten ihtiyacı olanlar için kullan ve en başta kendin için üzül akıbetin bilmiyorsun ne olacak.

Ve birşeyler yap.

Continue Reading