Şikayetim varsa israfım vardır

Kendi hayatımda şöyle bir şey tecrübe ediyorum.

Bir şeylerin yetmediğinden çok şikayet ediyorsam bakıyorum o konuda israfım çok.

Mesela vakit.

Hz Peygamberi (ASM) düşünüyorum. Hiç vaktinin hiçbirşeye yetmediğinden şikayet etmiş mi?

Belki en çok şikayet edebilecek oymuş. Peygamberlik vazifesi, kendisini ziyarete gelen insanların soruları, geniş aile hayatı, ilgilendiği insanlar, çözmeye çalıştığı sorunlar, şerli insanlar, savaşlar..

Diğer yandan kendi kişisel işlerini dahi kendisinin yapması, Medine’de bir çocuğun O’nu elinden tutup istediği yere götürebileceği kadar vaktinin olması.. Haftalık rutinlerini, haftada bir uğramayı adet edindiği yerleri aksatmaması. Vaktin yokluğu bahanelerine asla sığınmayan vefası..

Demek ki diyorum, vakit yok diye bir şey yok. Sadece vaktin bereketini kaçıran bir israf var.

İsraf öyle uğursuz bir şey ki, hem sahip olduğun şeyi düşünmeden canının istediği gibi kullanıyorsun. Hem de canının istediği gibi kullandığın halde memnun olmuyorsun. Çok ilginç aslında değil mi?

İktisat risalesinde diyor ki, israf şükre zıttır.

Yani israf varsa kalpten şükür çıkmaz. Sen herşeyi dilediğin gibi kullanırsın ama şükür edemezsin. Hoşnut olamazsın.

Çünkü Allah insanı, kaynakları canının istediği gibi kullanınca mesut olacak şekilde yaratmamış.

Canımızın istediği gibi kullanıyorsak, o nimet kendimize aitmiş gibi algılıyoruz demektir.

Halbuki o bize verilmişti. Verildiğini, hem de yüksek bir ikram ve muhabbetle ‘verildiğini’ görebilseydik, bizden minnetdarlık duygusu çıkacaktı.

İnsana en iyi gelen duygu minnetdarlık değil miydi? Yani birisi senin için bir şey hazırlamış, sen bunun farkında oluyorsun. Kendini çok kıymetli hissediyorsun.

Mahçup oluyorsun. Verdiği şeye değer veriyorsun. Çok özenle kullanıyorsun.

Öyleyse çokca düşünmek lazım. Vakit veya diğer nimetler, bize verilmiş mi verilmemiş mi? Yolda mı bulduk, çok çalışıp mı kazandık? Çok çalışacak beyni, eli kolu nefesi nereden getirttik? Kendimiz mi tasarladık, uzaydan mı sipariş ettik?

Hepsi bir gün elimizden alınmayacak mı?

Elimizden alınabiliyorsa demek ki bize ait değil. Bize ait değilse demek ki verilmiş. Verilmişse demek ki bize değer verilmiş. Demek ki o değerin farkında olduğumuzu göstermemiz lazım.

Bizden beklenen israfın peşine takılmış şikayet değil.

Bizden beklenen, değer bilmek. Minnetdar olmak…

De ki: Sizi inşa eden (yaratan), size kulak, gözler ve gönüller veren O’dur. Ne az şükrediyorsunuz? (Mülk Suresi, 23)

Andolsun, sizi yeryüzünde yerleşik kıldık ve orda size geçimlikler yarattık. Ne az şükrediyorsunuz? (Araf Suresi, 10)

Continue Reading

Asil Turla Hacca Umreye Gitmeden Önce Bir Daha Düşünün

İki hafta önce, 5 Şubat 2015 gecesi döndük biz umreden. Dönmemize bir kaç gün kala hastalık içindeyken, Allahım ne olur bizi sağ salim bir an önce evimize kavuştur diye dua ederken nasıl eridiğimi nasıl yakardığımı size gösterebilseydim, ne kadar hayal kırıklığı dolu bir yolculuk yaşadığımızı anlatabilirdim.

Ama anlatamam. Anlatamam, Sabiha G. havaalanına varınca nasıl şükür secdesine kapanasım geldi. Evimize girince, o sıkıldığım bunaldığım ev bana nasıl şu dünyanın en nadide cennet köşesi gibi geldi anlatamam.

Zannedersiniz çok isteyerek gittiğimiz Rasulullah’ın kabr-i şerifinden değil de, mülteci hayatı yaşadığımız bir yerden dönüyoruz. O havası esintili, maneviyat dolu şehirden değil de savaştan dönüyoruz.

Bir çok olumsuzluğa hazırlıklı gittiğimi düşünüyordum. Ne de olsa daha önce gitmişliğim tecrübem de vardı. Çocukların hastalıklarına, insanların kabalıklarına, ufak tefek aksaklıklara. Hazırlıklıydık. Ama son aylarda binbir iktisatla bir araya getirip tonla para verdiğimiz tur şirketimizin bizi bu derece eskiteceğini hesaplamamıştık.

2005 yılınca hacca giderken tercih ettiğimiz Asil Turizm‘den memnun kalmıştık. Memnun kaldık ya, bu sefer de başka yere gitmeden araştırmadan aynı şirketi kullanalım dedik. 10 yıl içinde herkesin ve herşeyin aynı kalmadığını hesap edemedik. İnsanlar, çalışanlar, yönetim, anlayış, politika herşey değişmiş meğer.

Yaşadığımız güzel şeyleri de yazacağım fakat önce şu Asil Turizm‘le yaşadıklarımızı ortaya dökmek ve hakkımızı helal etmiyoruz demek istiyorum.

Bazı insanlar, boşver Allah’a havale et, affet, mübarek yerleri görmüşsün, imtihan bunlar filan diyorlar. Yaşanan şeylerin hikmeti var diyorlar. Grup hocamız hakkımı helal etmem gibi ağır laflar etmeyin türünden kendince iyi niyetle nasihat ediyordu.

Evet yaşadıklarımızda hikmetler vardır doğrudur, fakat insan hikmet vardır diyerek adaleti aramayacak mı? İnsanın Allah’a karşı kulluğunu bilip, imanı ve gücü yettiğince tevekkül etmesi hikmet araması, sen bunlara izin verdiysen boşu boşuna vermemişsindir demesi başka, ki kendi kalbimizle başbaşa kalıp bunu yapmaya çalıştık.

Fakat insanlarla olan hukukunu düzenlemesi, sorumludan hesap sorması, ben böyle bir hizmet almak için size şu kadar bedel ödedim, hiç de kolay ödemedim, hani bunun karşılığı demek çok başka. Söylemezsen bilmiyorlar, kimse birşeyden rahatsız olmadı sanıyorlar. Ne kadar ah aldıklarını, milletin kendilerine nasıl lanet okuduğunu bilmiyorlar.

O yüzden hesap sormak ve işte ben böyle muamele gördüm diye herkese açık etmek gerekebiliyor. Birlikte umre yaptığımız bir çok insanla da bu konuda hemfikirdik. Nasıl olsa bu insanlar haklarını aramıyorlar, affediyorlar, büyütmüyorlar diye tur görevlileri iyice gevşiyor bu sefer. Affedersiniz, dini bir afyon olarak kullanıyorlar. Konuşursak, ardını arkasını sorduğumuzu gösterirsek, onlara oyalama, ihmal etme, bazen yalan dolana sığınma imkanı vermemiş, tetikte kalmalarını sağlamış oluruz hem.

Yaşadıklarımıza gelince:

1. Umreye gitmeden önceki seminer günü aslında çok büyük bir ciddiyetsizlik hissettim. Mescit gibi bir yere bizi çağırdılar, çok büyük bir alandı fakat aşırı soğuktu.

Güneş almayan, zeminin altında bir kotta. Kış günü buraya ‘insan’ gelecek dememişler, ısıtmamışlar. Halılara basıyoruz ruhumuz üşüyor. Ayağımız donuyor, beynimiz donuyor, elimizin içi donuyor, dışı donuyor, burnumuzun ucu donuyor, ağzımızdan konuşurken duman çıkıyor. İnsanlar soğuktan titriyor, birbirleriyle kaynaşıp ısı oluşturmaya çalışılıyorlar.

Asil Turizm‘in geniş görevlisi insanların nasıl üşüdüğünü idrak ediyor gibi görünmüyordu.

1 saat bekletildikten sonra, seminer tam başlarken eşime dedim gidelim artık, umreye gitmeden çocukları hasta etmeye niyetim yok.. 2 yaşında bir bebek, yanına 2 çocukla gitmişiz. Aşırı soğuk olmayan, güneşli bir kış gününe göre giyinmişiz. Biraz daha kalırsak kesin hasta olacağız.

Aslında arif olan, Asil Tur’un ciddiyetini ve güvenlilirliğini kaybettiğini o günden anlardı. Böyle önemli konularda biraz takıntılı olmak gerekiyor, ısınmayı ihmal etmişler canım şeklinde değil de, böyle birşeyi ihmal eden daha neleri ihmal eder şeklinde yaklaşmak gerekiyormuş şimdi anlıyorum.

2. Asıl hayal kırıklığımız ise Mekke otelimizin mesafesi konusunda oldu. Çocuklarla gidip gelmek kolay olsun diye yakın otelli bir seyahat tipi seçmeye çalıştık. Ya da en azından öyle yaptığımızı zannediyorduk. Mekke otelimiz 500 mt. idi hesapta. 500 metre de aslında olmasa iyiydi ama az gayretle yürünebilir diye düşündük fazla maliyetli olmasın diye. Medine oteli de zaten uzak olacak hali yoktu, Medine’de oteller yakın olurdu.

Mekke’ye varınca gördük ki, otelimizin uzaklığı hiç de öyle 500 mt olmadığı gibi (google maps’a göre 650 mt) eşek bağırtan yokuşu türünden uzunca bir yokuş söz konusuydu. yolun yarısı yokuştu hatta.

– Yokuşun kuşbakışı 650 mt görünen bir mesafeyi 750- 800 metreye uzattığını düşünün (dik üçgenin bir yere dayalı kısmını bir de hipotenüsünü aklınıza getiriverin).

– Ve bizim o 800 metrenin son kısmını yokuş olarak inip çıkarken, fiziksel olarak nasıl zorlandığımızı da üstüne ekleyin.

– Her gidişin bir dönüşü var, git gel ortalama 1500 metre yapıyor. Her gün günde bir kaç defa o yokuşlu yolu, iki çocuk artı bir bebekle (1 hafta kanguruyla taşıdık bebeği) kat eden bir ana baba olduğunuzu düşünün. Bezdirici ve çok yorucu!

Neden söylemiyorlar, neden önemsemiyorlar? Kendime en çok sorduğum soru buydu. Neden utanmıyorlar, neden size açıklamıyorlar.  Neden 100-200 mt eksik yazıyorlar, yokuşunu söylemiyorlar. Biz böyle olacağını bilseydik kişi başı 200 E daha fazla vermeye çalışırdık belki zorlansak da, daha yakın oteli olan bir tip tercih ederdik.

3. Mekke otelimize geldik odamıza yerleştik. İlk günlerin heyecanıyla baştan fark etmedik, sonra baktık ki biz bu odada boğuluyoruz. Çünkü 5 kişi 2 kişilik odada kalıyoruz. Klimayı açıyoruz olmuyor, camı açıyoruz olmuyor. Camı açınca dibimizdeki inşaatın gürültüsü ve tozundan zaten nefes alınmıyor. Dinlenelim diye yatıyoruz, yorulmuş kalkıyoruz ölü gibi. Evet yatmaya değil ibadet etmeye geliyoruz, fakat insan dinlenemeyince sağlıklı olmayınca ibadet edecek gücü de kendinde bulamıyor ki. Gidenler bilir, orada en önemli şey de dinlenmektir.

Biz çocukların birine de yetişkin parası ödedik, 3 kişilik rahat bir odamız olsun istedik. 4. bir yatağı olmadı battaniyeden filan kendimiz ayarlarız diye düşünmüştük. Fakat Asil Tur bize 2 kişilik odadan bozma bir 3 kişilik oda verince, 11 gün boyunca istif şeklinde yaşadık. Haklarını yemeyelim lutfetmişler 4 yatak koymuşlar odaya tıkış pıkış.

Sadece 2 adet yatak başlığı olmasından anladığınız gibi bu oda 2 kişilik. 3 kişinin kalacağı oda olsa tamam, bir yatak ekle azıcık küçült odayı tamam. Ama biz 3 kişi değiliz ki, 5 kişiyiz. 5 kişi nefes alıyoruz, 5 kişi hareket ediyoruz. Dışarıda olmadığımız zaman bütün zamanımızı burada geçiriyoruz. Üstelik çok hareketli döneminde bir çocuk var. Bunlar tur görevlisiyse, odaları en çok çocuklu ailelerin kullandığını bilmesi lazım. Normal bir umreci gün boyu odasında pek bulunmayabilir ama çocuklu aileler daha çok bulunur.

Bakın böyle böyle desek, bize verecekleri cevap şu; zaten biz bunları herkes için 3 kişilik yaptık, normalde 3 kişi kalıyor bu odalarda. İşte kardeşim biz 5 kişiyiz, bize 2 kişilikten bozma olmayan standart bir 3 kişik oda vermeniz gerekiyordu. 3 yetişkine ek, bir çocuk, bir bebek parası da ödemişiz size zaten! Belki siz 3 kişilik odalara da bir yatak ekleyip 4 kişilik oda haline getirmişsinizdir, işte bize onlardan gerekiyordu. İnsanız biz insan, balık değiliz. Çocuklar da insan, duvara asılıp orada öyle duracak askıntı değiller.

Biz bunları söyleyecek tur görevlisi bile göremedik 10 gün boyunca. Asil Tur’un asil(!) görevlileri o yokuşlu otelde ne arardı ki.

Hoş söylesek ne olurdu. Sömestr dönemi çok yoğun bir dönem diye sonsuz kredi sağlayan bir bahane dolamışlar dillerine, zikir gibi tekrar ediyorlar. En ufak bir sorun çıksa, sömestr dönemi böyle ne yapalım deyiveriyorlar. Böyle hazır bir bahanemiz var nasıl olsa, rahat olabiliriz modundalar. Sömestr dönemiyse, çok yoğunsa çok çalışacaktınız, daha çok tedbir alacaktınız, herşeyi 2 kere düşünüyorsanız 4 kere düşünecektiniz. O yoğun dönemde yoğun para kazanmayı biliyorsanız, yoğun sorunlarla da uğraşmayı bileceksiniz. Adam olacaksınız. Allah sizin bahanenizi de, bahanenize binaen takındığınız rahatlığı, gevşekliği ahirette yüzünüze gözünüze çarpsın herkesin gözü önünde!

4. 31 Ocak Cumartesi günü, sabah 10 civarı tüm grubumuzla birlikte Medine’ye gitmek üzere lobiye bavullarımızı indirdik. Otobüs geldi gelecek derken, hocamıza (görevli grup hocamıza da çektirdi Asil Tur) gelen ani bir telefonla Medine’ye gidişimizin ertesi gün olacağı haberi geldi. Adamcağız ya böyle şey olur mu son anda, bari 2-3 saat önceden söyleseydiniz, bu insanlar gideceğiz diye bekliyorlar türünden itirazlar etti ama faydası olmadı.

O an yaşadığım şoku ve üzüntüyü unutamam. 3-4 gündür Medine’ye gitme psikolojisine girmişiz, bavulları toplamışız, çocukları hazırlamışız, şu bunaltıcı odadan kurtuluyoruz diyerek odamızdan çıkmışız, bugün değil yarın deyiveriyorlar. Sanki bizimle dalga geçiyorlar.

Eşim İstanbul ofisi aradı konuştu, çıkıştı ama yok çözemediler. Ben o kadar halsizim ki, o kadar isteksizim ki yukarı odaya tekrar çıkamıyorum. Bize verdikleri kartlarda Mekke sorumlusu yazan kişilere, şu an çoluk çocuk psikolojik olarak kötü durumdayız, Medine’ye gitmek için beklerken yarına ertelendi diye sms yolladım. Bir tanesinden hiç cevap gelmedi, diğeri aradı. Benim şu an durumdan haberim yok, Ciddedeyim, siz hangi otelde kalıyorsunuz diye soruyor bana. Benim ona açıklama yapmamı bekliyor.

Arkadaşlarını arayıp, ne olmuş ne olmamış öğrenip senin bana bilgi vermen ya da en azından bir özür dilemen gerekiyor, bana açıklama yaptırman değil. Bir gün daha fazla tavaf yaparsınız, Kabe’yi bir daha görürsünüz diye akıl verdi. Biz düşünemiyoruz değil mi, biraz daha tavaf yapılacağını biraz daha Kabe’ye gidilebileceğini. Ya sen sorumlusun, ve ben senin sorumlu olduğun şeyle ilgili senden bilgi istiyorum. Hesap vermeni istiyorum, en azından azıcık mahcup olmanı istiyorum. Yok nerede?

Bunların ruhlarına kara bulut gibi sinmiş hale bakan insan zanneder ki, biz herşeyi kılıfına uyduran, bahaneci, uyuşuk, yalancı, miskin, yaptığının hesabını veremeyen bir peygamberin ümmetiyiz, haşa. Öyle güven vermesiyle meşhur ve yalanla arasına kıyamet kadar mesafe koymuş bir peygamberin filan değil. O peygamberin, “Bizi aldatan bizden değildir” diye çok net bir cümlesi var biliyor musunuz, siz kimlerdensiniz bir düşünün isterseniz sayın tur görevlileri.

Dışarıda biraz dolanıp mecbur yukarı çıktık. O bavullar toplanınca içinde birşey bulmak o kadar zor iş ki, herşeyi tekrar çıkaracaksın tekrar dağılacak. Namaza gideceğiz seccade arıyorum bulamıyorum, onu arıyorum bunu arıyorum bulamıyorum. En sonunda dağıttık bavulları söylene söylene.

5. Bu kadar hayal kırıklığından sonra Mekke gibi karmaşık olmayan, yokuşluk tepelik olmayan, heryerin dümdüz olduğu, rüzgarı ve serinliği insanı ferahlatan, bize Resulullah’ın şefkatini hatırlatan Medine’ye nasıl istekle, nasıl umutlarla gittiğimizi anlatamam. Medine’ye bir varalım rahatlayacağız, çok güzel olacak derken malesef…

Medine’ye vardık otelimizin önüne yanaştı otobüs. Durduk ve içime bir taş saplandı sanki. Oturdu içime bir acı. Eşime dedim, otel burasıysa mescid çok yakında olmalı, ama ben göremiyorum. Mescid-i Nebevi Mescid-i Haram gibi engebeli ve dar bir alanda değil, 400 bin metrekarenin üzerinde dümdüz çok büyük bir alan ve etrafında yüzlerce otel var. Medine’de uzak otel pek olmaz o yüzden, önceki gidişimizden biliyoruz.

Eşim biraz bakındıktan sonra aradan dereden zar zor görünen minareleri gösterdi, işte orada. Yutkundum, sarsıldım, bir an zaman donsun ve ben orada donup kalayım, devam etmesin bu film istedim. Otelimiz neden bu kadar uzaktı. Mekke’de her vakit namazına gidemedik Medine’de daha çok gideriz diyorduk. Eşim bir yandan bavulları indirmeye çalışıyor otobüsten, ben çocukların başında bekliyorum. Vakit akşam üstü ve birazdan yaşayacaklarımızdan habersiz şekilde en kötüsünün bu olduğu yanılgısı içindeyim.

6. Uzak bir otel çok kötüydü ama odaları temizlenmemiş, çarşafları değişmemiş, yemek tabakları kirli ve yağlı olan, aman Allahım bu otelde ne çok toz var, sanki toz soluyorum dedirten ve faranjit olmamıza neden olan pis bir otel çok daha kötüydü. Kabus gibiydi. İğrençti.

Odaya girdiğimizde aa bu çarşaflar değişmemiş dedim, az sonra baktık ki koridorda insanlar bizim oda temizlenmemiş, bizim çarşaflar yastıklar değişmemiş deyip duruyor. O ara çok mevzu oldu koridorda, bazı insanlar odalarını temizletti.

Eşim çok yıprandı ve üzüldü o arada, ya buraya biz dua etmeye geldik, bir tek temizlik herşeymiş gibi bakmayalım moralimizi bozmayalım filan dedi. Ben odayı temizletmek istiyordum, onun böyle üzüldüğünü görünce sadece çarşafların ve yastıkların değişmesiyle yetindim. Sonra çok pişman olacağımı ve eşimle Medine’deki son günümüzde bak işte sen istemedin temizletmeyi, bu pis odada hasta olduk diyerek bu yüzden tartışacağımı bilmiyordum tabi.

Sanırım bu yolculuktan aldığım en önemli ders insan olarak aciz ve zayıf olduğumuzu başka bir açıdan görmek oldu. Temizliğe takılmayalım canım, yemeklere takılmayalım canım buraya ibadete geldik filan diyerek geçiştirecek kadar güçlü değiliz kardeşim. Pislik yüzünden hasta olur, yemekler yüzünden iyi beslenemediğin için zayıf düşersin.

Tanıyanlar bilir, titiz biri hiç değilim, mutfakta dağ gibi bulaşıkla, sehpanın üstünde bir parmak tozla misafir ağırlarım. Yeter ki misafirle iki lafın belini kıralım, göz göze bakalım diye düşünürüm. Toza kire ne kendi evimde ne başkasının evinde takılmam. Fakat o Medine otelinde yemekhanedeki tabakların yağı beni hayattan tiksindirdi. Otel görevlisi olan Nijeryalı, Somalili zencilerin temizlik anlayışları çok farklıydı. Daha doğrusu öyle bir anlayışları yok, dillerinde temizlik diye bir kelime var mı bilmiyorum. Gösteriyorsun birşey olmaz diyor, ne olacak diyor. O otelden midem gibi ruhum da bulandı ve 2. günde nükseden sinüzitimin de etkisiyle iyice zayıf düştüm, yediğim herşeyi kusmaya başladım.

Eşimde de aynı dönemde ateş başladı ve bir gün 24 saat boyunca hıçkırdı, doktora gitti o da feci faranjit olmuş. Zaten oteldeki herkes aynı tarz ve tonda şiddetli öksürüyordu ben de dahil. Sinüzite ek boğazımıza yapışan toz faranjit derken, Zührenur’un da çok şiddetli ateşi yükselmeye başladı ve Allahım nolur Zeynep de hasta olmasın diye yalvarırken, 2 yaşındaki Zeynep de Medine’ye gelişimizin 2. günü ateşlendi.

Hastayız kafamızı kaldıramıyoruz mescide gidemiyoruz. Ah yakın olsa cesaret eder gideriz şuracıkta olur, otelden çıkar 2 dakika yürür mescidin bahçesinde oluruz ama uzak be, gidemiyoruz işte diye yakınıp duruyoruz. Canımıza okudun Asil Tur biz sana ne yaptık diye hasta hasta hıçkırıyoruz, ben ağlıyorum. Bir kere cesaret edip yalnız gittim, hastalıktan yolda bayılacak gibi oldum. Dinlene dinlene geldim. Ya ben düşer kalırsam kim bulacak beni diye korktum. Mescide gidiş 15 dakika sürüyor, düşünebiliyor musunuz ezan duyulmuyor ezan. Bangır bangır okunan ezanı duyamıyoruz otelden. Civara bakıyoruz en uzak otel bizimkisi, bizimkinden öte yol ve yerli halkın evleri var. Hesapta, bize verilen kağıtta yazdığına göre Dar Al Kavsar dye bir otel olacaktı fakat alakası yok.

Bu kadar uzak, bu kadar garabet, bu kadar pis bir oteli bize ayarladıkları için Asil Turu utanmaya davet ediyorum. Acaba böyle bir hasletleri var mı? Eşim otel uzak diye bir görevliye söylemiş, işte napalım sömestr dönemi demişler yine. Artık Asil Tur‘un görevlilerinin ruh halini tanıdığımız kadarıyla bu cümlenin meali şu, biz çok gevşek davrandık nasıl olsa bir yer ayarlarız canım açıkta kalacak değiliz ya relakslığındayız zaten, en son boş otel olarak da kala kala bu kalmış işte ne yapalım yani. Paramızla rezil olmak diye buna denir, çok daha az para veren insanların çok daha yakın otellerde kaldığını biliyoruz.

Bunların dünyalarına çok beddua eden oldu. Ben dünyalarına ya da çoluk çocuklarına kesinlikle hiç bir şey geçirmiyorum içimden. Masumları Allah korusun. Sonuçta sorumsuzluğun kaynağı olan bir iki kişi mi var, ki bazen gerçekten bir iki kişinin görevinini yapmaması bütün herşeyi aksatabiliyor. Yoksa şirketin çalışma politikası mı böyle insanları ah ettirir tarzda sorumsuz bilemiyorum. (Ki öyleyse vebal yöneticilerindir)  Fakat bu dünyanın ahireti varsa, kul hakkı denen birşey varsa, artık bu yaşadıklarımızın sorumluları kimse neyse Allah karşımıza çıkaracak ve tek tek ellerim yakalarında olacak.

Çok para harcadık bu yolculuk için ve neticede dönüp dolaşıp “biz sana ne yaptık Asil Tur, neden bize bunları reva gördün” şeklinde içli ve kinli ruh haline saplanıp kalmamak için, bunun hesabını Allah’ın huzurunda bir gün mutlaka verecekler düşüncesine yoğunlaşıyorum sadece.

Sizlere acizane tavsiyem, tur seçiminde araştırmaya zaman ayırın. Arayın, tek tek konuşun, insanların verdikleri cevaplardan ciddiyetlerini ölçmeye çalışın. Kafanıza yatanlarla gidin konuşun, verdikleri cevaplar geçiştirme mi, yuvarlama mı, net mi, yalana benziyor mu eleme yapın. Değer. O kadar para vereceksiniz, bir dünya umutla gideceksiniz. Giden insanların fikir ve tavsiyelerini alın, neden memnun kalmış neden kalmamış.

Dönüş yolunda hava alanında kontrol sırası beklerken konuştuğum bir arkadaş, “Eve gitmek için bekleyemiyorum dayanamıyorum artık, bir yandan çok vicdan azabı çekiyorum, Allah’ım günaha mı giriyorum buralardan gitmek isteyerek ama bir yandan da böyle hissediyorum. Asil Tur’un A’sını bile görmek istemiyorum nefret ediyorum” dedi. Al benden de o kadar dedim. En büyük hayal kırıklığı da bu, çok sevdiğin aşık olduğun yerlere gidiyorsun, bir sürü bedel ödüyorsun ama sana zehir ediyorlar. Daha size aktarmadığım bir çok kötü detay var.

Geldikten sonra o moral bozukluğuyla bir hafta iyileşmek için istek bile duyamadım, hasta yattım. 1 hafta boyunca rüyamda her gece Medine’den dönemediğimizi ve çölde çadırların tozun içinde yollarda kaldığımızı gördüm. Geri dönememe kabuslarıyla uyanıp evde olduğumu görünce Allahım gelmişiz çok şükür deyip aynı kabusu bir daha görme korkusuyla tekrar uyumaktan korktuğum oldu.

………………………………………………………………………………………..

Mekke’ye ilk gittiğimizde şahıslardan önce alem-i İslam’ın birliği ve dirliği için, akan kanların durması için çok dua ettim. Sonra bir gün cuma namazını beklerken hutbede imam İslam aleminin hali için çok dua etti. Çoğu kişi can-ı gönülden amin dedi. İçimden şöyle geçirdim, Allahım neden bu kadar dualar ediliyor, çabalar gösteriliyor neden kabul olmuyor, neden kabul etmiyorsun acaba? Neden bu haldeyiz?

Bu yaşadıklarımla sanki Allah’ın cevabını gördüm bir bakıma. Birlik olmak için birbirine güven gerekir. Güvenmediğin bir insanla birlik olur musun, ona ben seninle beraberim der misin? Bir müslümanın sahip olması gereken en mühim özellik, imandan ve namazdan sonra dürüstlük ve güven desek sanırım yanlış olmaz bu zamanda. Bize bilgisiyle, gücüyle, başka bir sıfatıyla meşhur olan değil de, okuma yazma bilmeyen fakat insanların en üst düzeyde güveniliri olan bir peygamber gönderilmesinde çok büyük dersler var. Aslında İslam’ın güvenle eşdeğer tutulması, özdeşleşmesi demek bu.

Fakat malesef. İslam ülkeleri arasında birlik yok çünkü birbirilerine güvenmiyorlar, o bana şöyle bir yamuk yapmaz, beni burada satmaz diye bir kanaatleri yok. Cemaatler arasında malesef, böyle bir güven duygusu ve bağ yok. Şahıs olarak bizlere bakınca, evet müslümanlar aldatmaz, sözünde durur, sallamaz geçiştirmez dedirtebiliyor muyuz. Kesinlikle hayır, malesef. Sözünden önce parasına bakan, güven vermekten çok cebini önemseyenler azınlık olmalıydı, istisna olmalıydı ama değil.

Şahıslardan başlayıp, topluma yayılan bir dalga bu. O yüzden geri döndürdüğümüz bir sözle, ihanet ettiğimiz bir emanetle, ödemediğimiz ve şu zamanda ödeyeceğim diye haber yollamadığımız bir borçla, gevşeklik gösterdiğimiz ve hesabını vermediğimiz bir sorumlulukla, insanların ahını aldığımız bir görevle, üzerimize kul hakkı geçiren bir eylemimizle sadece kendimize zarar vermiş olmuyoruz. Bu ahlakı yaymış ve utanılmayan bir şey olarak normal algılanır hale gelmesine katkıda bulunmuş oluyoruz. Müslümansak dalga dalga tüm alem-i İslamdaki fertleri silsile halinde etkilyecek şekilde, umumî güven duygusunu zedelemiş oluyoruz.

“Rabbim, birlik olma isteğimizle eylemlerimiz tutmuyor malesef. Aramızda güven yok ki birlik olalım. Birlik olmayı bize nasip etmemene şaşırmıyorum artık” dedim yaşadıklarımızdan sonra.

Ümitsiz değilim, dua ediyorum fakat. Çok kırgın ve çok üzgünüm. Ve Asil Tur‘a hakkımızı kesinlikle helal etmiyorum.

Continue Reading