TEOG ve çocukların duyguları

Bir anne ve bir veli olarak, TEOG’un kalkmasıyla ilgili sonuçlara çocukların duyguları açısından bakmak istiyorum:

  • Çocuklar, mesela benim oğlum boşluğa düşmüş gibi oldu. Aslınde henüz 7. sınıf ama bu seneden çalışmaya başlayacaktı. Önünde TEOG başarısı diye zayıf da olsa bir amaç vardı, testler çözülecekti, konular devrilecekti. Şimdi bir amaçsızlık çıktı ortaya.

    Ben de kara kara düşünmeye başladım. Bu çocuğa bir amaç bulmalıyız yoksa yine sıkıntısını etrafa yayacak diye. Ki bizim oğlan dışarıda çok zaman geçiren, bilgisayar oyunu oynamayan, hobi olarak ara sıra marangozda çalışan bir çocuk. Ama peşinden koştuğuna değeceğini düşündüğü bir hedef belirleyememek herkes gibi çocukların da sıkıntısı.

  • İnanılmaz bir rahatlama da oldu çocuklarda. Elbette ki benim gibi çocuğunun hiç bir sınav notundan haberi olmayan, okulun önünden geçmeyen veliler için bile TEOG’a hazırlanma süreci çok stresli bir süreç olacaktı.  Çocukla ilişkimizi etkileyecekti.

    Şu koca ülkedeki yaşıtın olan bütün çocuklarla kıyaslanacak olmanın yükü öyle böyle bir yük değil. Bunu yük edinen için çok ama çok fazla.  Hele ki anne babaların herşeyi bu kadar abarttığı bir sosyolojideki 14 yaşında bir çocuk için taşınamaz bir yük.

  • Çocukların duygularını en çok etkileyecek olan faktör elbette ki adalet ya da adaletsizlik. Sınav olmazsa nasıl yerleşilecek liselere? Hakkının yendiğini düşünmesi çocukların bütün eğitim hayatındaki şevkini kırabilir.

    Bizim okulda (İst. Ünv. Sosyoloji) bana göre yata yata geçilecek dersleri bile almıyım geçemem diyerek sonraki yıla bırakan gençler çok. Belki de yapabilecekleri halde yapmak istemiyorlar bilemiyorum, hayata bakışları öyle. Hayatlarında derse ayırmak istedikleri yer az. Bir de tıp ve mühendislik okuyan, matematiğin biyolojinin içine kafasını gömerek yıllarını geçirebilen ve hepsinin hakkından gelen gençler var.Şimdi biz bu çocukları doğru bir şekilde ayırma işlemine tabi tutmazsak her iki gruba da haksızlık yapmış olmaz mıyız? Her okulun kendi sınavının olması da çok karışık ve şaibeli bir iş gibi.

    Bizim zamanımızda (doksanlar) Anadolu lisesi sınavları ilkokulda olurdu. O zaman çocuklar bu kadar stres olmuyordu belki yaşları küçük olduğu için. Ya da belki henüz dersler çok detaylanmadığı için. Sınavın orta son yerine ilkokul son sınıfta yapılması belki daha iyi bir çözüm olabilir. Liselerin eskiden olduğu gibi orta kısımları da olur.

    Hem 10 yaş civarı, anne baba çocuk ilişkilerinin de bozulmaması adına daha müsait bir süreç olabilir. 10 yaş çocuğuna 14 yaş çocuğunuza olduğundan çok daha nazik ve şefkatli davranıyorsunuz orası kesin.

    14 yaş çok zor bir yaş. Anne babayla sürtüşmelerin iletişim sorunlarının tavan yaptığı bir dönem. Sınav da üstüne yangının körüğü olmamalı. Kavgaların ve sevgisizliğin en büyük sebebi de olmamalı.

Continue Reading

Yoksa uzmanların yardıma mı ihtiyacı var?

Geçen haftalarda TEOG sınavının olduğu günlerde radyoda çok sevdiğim bir bayan danışmanı dinliyordum. Kendisine sınav kaygısı sebebiyle getirilen çocukların, aileleri yüzünden o halde olduklarını anlatıyordu.

‘Bir tane de sınav mınav o kadar önemli değil, yeter ki benim çocuğumun psikolojisi düzgün olsun, iyi bir insan olsun, benimle ilişkileri bozulmasın diyen çıkmıyor’ diyerek isyan ediyordu adeta.

Kendisine başvuran tüm aileler ‘şu çocuğuma biraz yardımcı olun da, sınavda stres yüzünden başarısız olmasın’ isteğiyle geliyormuş.

Parmak bastığı konu çok mühimdi tabi ama çizdiği tabloda çok karamsardı.

Toplumda bu işin doğrusunu düşünebilen, okul başarısının hayat başarısı olmadığı bilen insan pek kalmamış gibi konuşuyordu.

Bir an irkildim, doğru olabilir miydi? Saydım etrafımdaki sınavı peş paraya saymayan, farkında insanları. Yok öyle az değil, hiç az değil.

‘Sen çok bunalmışsın ablacığım, çocuğun sınavından önce çocuğun ruh sağlığını düşünebilen insanların zaten senin yanında işi ne?  Sorun yaşamaz ki zaten onlar, elbette onlar gelmeyecek senin yanına’ dedim geçtim içimden.

Zaman zaman denk geldiğim başka bazı uzmanlarda da benzer bir olumsuzluk dikkatimi çekiyor.

Geçenlerde bir ara evlilik danışmanlığı yapan başka bir hanımın sohbetine rastladım bir ortamda.

Bir dinleseniz içiniz kararır. Zannedersiniz kimsede doğru düzgün evlilik hayatı kalmamış. Şöyle karşı karşıya durup mutlu mutlu göz göze bakan karı koca yok. Adamların hepsi eve geç geliyor, para peşinde koşarken çocukların yüzünü görmyor. Kadınların neredeyse tamamı kendini alışverişle teselli etmeye çalışan birer agresiflik makinasi haline gelmiş.

Tamam sorunlu aileler artmış olabilir ama çoğunluğun böyle olduğu nereden belli pardon?

Ve genelleme yapmanın o kadar kolay olmayacağını en çok bilmesi gerekenler uzmanlar değil mi?

Yoksa uzmanların topluma biraz daha geniş aynadan bakmak için yardıma mı ihtiyacı var?

Ya da birilerinin çıkıp bazı uzmanlara (tamam hepsine değil ama önemli bir kısmına) şöyle demesi mi gerekiyor:

Heey, üzüntünüzü dahası birşeyleri düzeltmek için iyi niyetinizi çırpınışınızı anlıyoruz ama bu duygularınız, durum çok vahim manzarası oluşturmanızı gerektirmemeli değil mi?

Herşeyden önce baktığınız danışanlar istatistik olarak toplumun yüzde kaçını oluşturuyor bir hesaplar mısınız?

Sonra haftada bir gün iş yapmayı bırakıp, şöyle ailelerin çok geldiği piknik alanlarına, deniz kenarlarına, çocuk parklarına bir gider misiniz, içiniz açılsın.

Bir bakın bakalım bütün kadınlar suratsız huysuz mu, bütün babalar ilgisiz mi, çocukların ergenlerin bir çoğu neşesizlikten ya da sınav kaygısından içleri geçmiş gibi köşelerde sayıklıyor, dalıp dalıp gidiyor mu? Demini almış evliliklerine rağmen birbirinin yüzüne saygıyla bakan eşler sandığınız gibi çok mu nadir?

İnanın haftasonunu beklemenize gerek yok, hafta içi bile analı babalı çoluklu çocuklu kaynıyor her yer.

Tamam anlaşılabilir, hep sorunlarla uğraşmak insanı karamsarlaştırabilir.

Fakat bunun da bir çaresi olmalı.

İnsanların çözüm aramak, ümit bulmak için gittiği bilir kişilerde de böyle ‘her yeeer karanlık’ şarkısındaki gibi umutsuz bir bakış açısı bulunmamalı yani.

Continue Reading