İÇ DÜNYA, KADIN duygu, iman, şiddet

Ya kalbimden merhamet alınırsa?

Bir süredir saçım ciddi şekilde dökülüyor. 25 gün önce kırk yaşımdan gün almaya başladım, durumun şüphesiz yaşın ilerlemesiyle ilgisi var. Genelde dışarıya çıkma hazırlığı sırasında başörtümü takmadan önce tarayıp toplarken elime avuç avuç gelen saçları görünce üzülüyorum, bazen eşime gösteriyorum. O da bana ‘bak yine şikayet ediyorsun ama saçının dökülmemesi için birşey yapıyor musun yapmıyorsun, düzenli bir şey yap’ diyor. Aslında epey bir paraya kıyıp doğal içerikli şampuanlar almıştım ve bir süredir düzenli olarak kullanıyorum. Bunu söylediğimde ise eşim ‘onlar hikaye çünkü onlar da kimyasal’ diyor.

Bu diyalog en az beş kere tekrarlanmıştır. Bilmem belki erkekler sonuç odaklı baktıkları için öyle bakıyordur.

Eşim bir kaç gündür yılardır muzdarip olduğu ağız yaralarından dolayı acı çekiyor. Dün gece yatmadan önce de acısı oldukça fazlaydı. Bu sabah garip bir şekilde ‘bak yine acı çekiyor şikayet ediyorsun ama yaralarının tekrarlamaması için gerçekten birşeyler yapıyor musun yapmıyorsun, düzenli bir şey yap’ şeklinde misilleme yapma isteği ile uyandım. Durumun üzüntüsü içindeyken tam lafı gediğine koyma zamanıydı. Ancak böyle söylediğimi hayal edince kalbime bir korku düştü. ‘Ya bunu yaparsam ve benim kalbimden merhamet alınırsa’ diye kalbim çarptı.

Beni mübarek bir kadın sanmayın, normalde bunu geçtim çok çok kötü çıkışları malesef çok rahat yapan biriyim. Ama bu sefer Rabbim beni o halimle baş başa bırakmadı.

Artık ‘eşle iletişim’ falan gibi konular da bende bir heyecan hasıl etmiyor. Çünkü o zaman herşey ve dahi hayatımız, duygularımız iletişime endeksli olarak değer kazanıyor. Hayat sadece eşle iletişimimiz iyi olursa anlamlı olacakmış gibi. (Takip edenler bilir annelik ve bilumum amaçmışçasına yüceltilen konuyla ilgili olarak da aynı düşüncedeyim.)

İç dünyamın derinlerinde heyecan hasıl eden anlamlar tamamen kendimle ilgili. Öz anlamımı ve beni ayakta tutan bağlantıları kaybetmekten korkuyorum sadece:

Ya ben bir şeyleri mesela merhameti kendime ait zannedersem ve Rabbimle olan bağım incinirse? Kendimi merhametli diğerlerini merhametsiz görürsem Rabbim merhameti bana kendisinin verdiğini acı bir şekilde gösterir mi? Ya o kalbime ılıklık veren merhamet duygusunu bu yüzden Rabbim benden alırsa? Ya ben elim ve dilimle yaptıklarım sonucu kendimde kin üretirsem? O zaman ne yaparım? Nasıl ayakta kalırım neye tutunurum?

Bu sığınma ve korku hali muazzam. Sanki derin bir uykudan uyanıyorum ve yeniden doğuyorum.

Şiddet, kin, düşmanlık, kötülük vesairenin kınanırken hep ‘kötülere has’ olarak tanımlanması ne kibir değil mi. İyilerde asla bulunmazlar değil mi. Ayrıca bunlar olsa olsa çok haksız hukuksuz kişilerin işidir.

Ne biliyoruz belki de, ilişkilerde kin duyan taraf başta iyiydi, haklıydı ama haklılığı o kadar kendisinden kopmayacak, o kadar kendisinden alınmayacak bir durum gibi düşündü ki, zihnini kin dolu düşüncelerle doldurmaya hakkı varmış gibi davrandı. Ve bir gün bir baktık ki haksız oldu.

Belki ben her zaman şöyle merhametli şöyle iyi oldum diye düşündü, bu erdemleri kendisine mâl etti ve hiç kaybetmeyeceğini düşündü. Şiddete başvururken dahi hala kendini merhametli sanıyordu, merhametine karşılık bulamamanın intikamını almaya çalışıyordu ve merhametsiz olduğunu fark bile etmedi.

Çoğunlukla da böyle oluyor. Kin, şiddet, düşmanlık üreten kişinin kendine göre ciddi bir gerekçesi oluyor. Bu gerekçe de ‘benim emeklerim, benim yaptıklarım, benim iyiliğim, benim sabrım, benim merhametim, benim yıllarım, benim benim….’ kelimeleriyle bezenmiş oluyor.

Oysa benden her ne iyilik çıktıysa Sahibimden geldi diyebilseydi… Her şeyden önce yaşayış amacı gerçekleşirdi. Hayatı kendisinden istenen sonucu verirdi. Bu muhteşem bir doyum. Ayrıca kendi içi sakinleşirdi. Bu bakışı onu merhametli yapabilirdi.

Sonra benden her ne kusur hata çıktıysa şunun bunun yüzünden değil kendimden diyebilseydi neler neler değişebilirdi.

Tüm iyiliklerin Allahtan kötülüğün kendimizden olduğunu öyle yalın ve öyle açık söylüyor ki Kur’an:

Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter. Nisa, 79

Erdemli duygulara sahip olduğumuzu sanmak onlara hakim olduğumuzu sanmak oluyor. Onları kaybetmekten korkmamak oluyor. Sığınmaktan da mahrum kalmak oluyor. Sahip olduğuna emin olan kime niye sığınsın ki.

Hazreti Yusuf…  ‘Ben asla öyle kötü bir şey yapmam’ şeklinde bir inancı nasıl da yok. Gerçekten yok.

“Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi. Yusuf,53

Bizi yalnız bırakmayan bir sahibimizin olduğunu bilme duygusu muazzam. Her güzelliğin oradan aktığını görmek muazzam. Hep aksın hep devam etsin diye hep oraya sığınmak muazzam.

Bazen merhametli ve iyi haller gösterebiliriz. Ama bunların devam edeceğinden hiç bir zaman emin olamayız. Çünkü hep verilmeye devam edeceğinden emin olamayız.

Ya Rabbim kalbimden merhameti alırsa ben nasıl merhamet ederim diye korkmak gibi güzeli var mı? Buradaki güzelliği tadınca şiddetin menhus zevkine aldanma ihtimalimiz nasıl da düşer. Her güzelliğin Rabbimizden geldiğini teslim etme ve O’nunla bağ hissetme zevki, kendi haklılığımızı ispatlama zevkini nasıl da eritir.

İyiliğin merhametin Allah’tan değil başkalarından geldiğini sanmanın da belası çok. Kendisine çoğunlukla merhamet etmiş kişilerin bile ilk merhametsizliğinde hep öyle olmuş gibi hesap soruyor insanlar. Kayba en ufak tahammül yok. Çünkü umutlar sadece o küçük kuldan gelen azıcık merhamete bağlanmış.

Oysa dünya kendisine merhametsizlik edenlere bile merhamet edebilenler oldukça iyi bir yer olmuş.

Merhameti bir verenin olduğu ve alabileceği korkusunu yaşayarak merhametli olabiliriz.

Zira gerçeğin ta kendisi bu. Merhametin kaynağı olan başka hiç bir merci yok. İşte insanların hali ortada iyilikleri kendilerinden kaynaklanıyormuş gibi yaşayınca, birbirlerine merhamet edecek bir sebep bulmakta ne kadar zorlanıyorlar ama kin, düşmanlık, şiddet için sebep ne çok.

Gerçekten merhamet, sahibinden bize akmazsa biz onu nereden bulabiliriz?