Yemeyip yediren, içmeyip içiren annelerden müteşekkil bir toplumuz biz. Ya da yemeyip yedirmenin tercih değil vazife olarak görüldüğü bir toplumuz diyelim.

Fedakar olmayanların kınandığı bir anneler diyarıyız.

İnsan gücünün yetmediği bir şeyi kınanmamak için yaparsa, içtenlikle yapmamış olur. Bu zoraki durumdan çok büyük arızaların çıkacağını söylemeye gerek var mı?

Yemeyip yedirmeyi can-ı gönülden yapabilenlere eyvallah. Can-ı gönülden yapan insan böyle bir şey yaptığını bile anında unutur zaten.

Fakat, ananın aklında sürekli olarak nasıl da kendini adadığı varsa orada biraz duralım. İşte bu zoraki fedakarlığın ipucu olabilir.

Aklında nasıl da kendi yiyeceklerinden feda ettiği varsa, yemeyip yedirmiş midir anne?

Hele de ‘yemeyip yedirdiğini’ sıkca dile getiriyorsa vah vah demeli herhalde.

Kafamızın en karışık olduğu ve en büyük hataları yaptığımız konulardan biri bu. Yemeyip yedirmek, saçını süpürge etmek, fedakarlık…

Fedakarlık hiç şüphesiz yüksek bir haslettir fakat zoraki olanı, var olan yüksek ahlakları bile tehlikeye atıyor gibi görünüyor.

Mutlu etmeyen şey fedakarlık olamaz demiştik. Bir tavuğun civcivlerini kurtamak için kendini köpeğin önüne ölüme atması örneğinden yola çıkmıştık.

O örnekten çıkardığım en temel şeylerden biri de şu.

Kendini değil evlatlarını düşünmenin en büyük karşılığı, o fedakarlığı yaptığın anda alınır. Civcivlerinin hayatı kurtuldu mu, mutlu olursun. Yemedin yedirdin, çocuğunun karnı doydu mu haz duyarsın. Onun memnuniyetiyle memnun olursun.

O kadar gözünde büyütmezsin, gelecekte ben sizin hayatınızı kurtardım karşılığı bu muydu demezsin.

Efendim çok kırılıp damarına basılan bir anda belki hüznün etkisiyle söylersin ama aklında hep ne kadar verici olduğunu tutarak yaşamazsın. Kendini o çok yüksek köşeye oturtmazsın.

Öyle yapmayacaktım da ne yapacaktım, yavrumun ihtiyacıydı diye geçirirsin. Çok doğal gelir sana. Doğal.

Karşılık bulma duygunu beslemezsin.

İçindeki şefkatten beslenir ve yaptığınla yine o şefkati beslersin.

Ya da Yaratanın gözüne girmek gibi bir derdin varsa şu hayatta, O bu halimden razıysa gayrı birşey istemem dersin. Karşılığın zamanın ötesinde, büyük yerden geleceğine inanırsın.

Ama böyle olmuyorsa aciz ve ölümlü insanlara çok yüklemiş olursun.

Şefkatini değil, maddî ya da manevî beklentilerini beslemiş büyütmüş olursun. Alacaklı gibi.

İnsan bu duruma düşeceğine, al yavrum bu senin bu ananın desin. Herkes kendi yemeğini afiyetle yesin.

Ne çocuğun ne başkasının, kendisine feda edilen yemekler yüzünden anaya derin borçları olmasın.

Annenin kafası rahat olsun.

Geçmişin zorluklarıyla, geleceğin hesaplarıyla dolmasın.