Geçen haftalarda TEOG sınavının olduğu günlerde radyoda çok sevdiğim bir bayan danışmanı dinliyordum. Kendisine sınav kaygısı sebebiyle getirilen çocukların, aileleri yüzünden o halde olduklarını anlatıyordu.

‘Bir tane de sınav mınav o kadar önemli değil, yeter ki benim çocuğumun psikolojisi düzgün olsun, iyi bir insan olsun, benimle ilişkileri bozulmasın diyen çıkmıyor’ diyerek isyan ediyordu adeta.

Kendisine başvuran tüm aileler ‘şu çocuğuma biraz yardımcı olun da, sınavda stres yüzünden başarısız olmasın’ isteğiyle geliyormuş.

Parmak bastığı konu çok mühimdi tabi ama çizdiği tabloda çok karamsardı.

Toplumda bu işin doğrusunu düşünebilen, okul başarısının hayat başarısı olmadığı bilen insan pek kalmamış gibi konuşuyordu.

Bir an irkildim, doğru olabilir miydi? Saydım etrafımdaki sınavı peş paraya saymayan, farkında insanları. Yok öyle az değil, hiç az değil.

‘Sen çok bunalmışsın ablacığım, çocuğun sınavından önce çocuğun ruh sağlığını düşünebilen insanların zaten senin yanında işi ne?  Sorun yaşamaz ki zaten onlar, elbette onlar gelmeyecek senin yanına’ dedim geçtim içimden.

Zaman zaman denk geldiğim başka bazı uzmanlarda da benzer bir olumsuzluk dikkatimi çekiyor.

Geçenlerde bir ara evlilik danışmanlığı yapan başka bir hanımın sohbetine rastladım bir ortamda.

Bir dinleseniz içiniz kararır. Zannedersiniz kimsede doğru düzgün evlilik hayatı kalmamış. Şöyle karşı karşıya durup mutlu mutlu göz göze bakan karı koca yok. Adamların hepsi eve geç geliyor, para peşinde koşarken çocukların yüzünü görmyor. Kadınların neredeyse tamamı kendini alışverişle teselli etmeye çalışan birer agresiflik makinasi haline gelmiş.

Tamam sorunlu aileler artmış olabilir ama çoğunluğun böyle olduğu nereden belli pardon?

Ve genelleme yapmanın o kadar kolay olmayacağını en çok bilmesi gerekenler uzmanlar değil mi?

Yoksa uzmanların topluma biraz daha geniş aynadan bakmak için yardıma mı ihtiyacı var?

Ya da birilerinin çıkıp bazı uzmanlara (tamam hepsine değil ama önemli bir kısmına) şöyle demesi mi gerekiyor:

Heey, üzüntünüzü dahası birşeyleri düzeltmek için iyi niyetinizi çırpınışınızı anlıyoruz ama bu duygularınız, durum çok vahim manzarası oluşturmanızı gerektirmemeli değil mi?

Herşeyden önce baktığınız danışanlar istatistik olarak toplumun yüzde kaçını oluşturuyor bir hesaplar mısınız?

Sonra haftada bir gün iş yapmayı bırakıp, şöyle ailelerin çok geldiği piknik alanlarına, deniz kenarlarına, çocuk parklarına bir gider misiniz, içiniz açılsın.

Bir bakın bakalım bütün kadınlar suratsız huysuz mu, bütün babalar ilgisiz mi, çocukların ergenlerin bir çoğu neşesizlikten ya da sınav kaygısından içleri geçmiş gibi köşelerde sayıklıyor, dalıp dalıp gidiyor mu? Demini almış evliliklerine rağmen birbirinin yüzüne saygıyla bakan eşler sandığınız gibi çok mu nadir?

İnanın haftasonunu beklemenize gerek yok, hafta içi bile analı babalı çoluklu çocuklu kaynıyor her yer.

Tamam anlaşılabilir, hep sorunlarla uğraşmak insanı karamsarlaştırabilir.

Fakat bunun da bir çaresi olmalı.

İnsanların çözüm aramak, ümit bulmak için gittiği bilir kişilerde de böyle ‘her yeeer karanlık’ şarkısındaki gibi umutsuz bir bakış açısı bulunmamalı yani.