2 gün önce bir radyo programında Pedagog Mehmet Teber’i dinliyordum.

Okulla ilgili sorunlar, okula adaptasyon derken konu hep annelere düşen görevlere geliyordu.

Sık sık “herkes herşeyi annelerden bekliyor, babalardan kimse birşey beklemiyor” tespitini yaptı. Çok dikkatimi çekti, malesef ve gerçekten de öyle!

Çocuk ödevini yapmamış mı, annesi neden yaptırmamış.

Defterine kitabına sahip çıkmayı bilmiyor mu, sorumluluk alamıyor mu, demek ki annesi verememiş.

Sevgi ve ilgiye mi muhtaç gibi duruyor, demek ki annesi eksik vermiş, ilgilenmemiş çocukla.

Üstü başı bakımsız, tırnakları uzun mu geziyor. Demek ki annesi ihmal etmiş.

Ödevini yapamamış da neden babası yaptırmamış diye soran yok.

Sorumluluğu, o pek lazım olduğunu tekrar edip durduğumuz sevgiyi vermek de tabi sadece annenin binbir türlü kutsal görevinden bir kaçı.

Öyle mi?

Hayır!

Bunlar annenin kutsal görevleri değil, fedakarlık dayatması altında bir dünya işin annenin sırtına çivilenmesi.

Hayır fedakarlık karşıtı değilim, severim bu kavramı. Annelik fedakarlıksız olmaz demişim taa 5 sene önce. Değişmedi düşüncelerim.

Ama fedakarlık bu değil.

Fedakarlık, şefkat duygusuyla gelen, kendi onayınla oluşan “veriş” değil mi yahu.

Mesela çocuğuna doğru hızla bir araba geliyorsa, duyguların sevkiyle kendini oraya atar ve çocuğu itersin, kendi hayatını riske atarak.

Bir tercih yaparsın, kendine zararı dokunsa bile haz duyarsın.

Çocuğun ya da aciz birinin düşünemediği, kendine yetemediği durumlarda, o haline olan şefkatin öyle kaplar ki seni, “feda” etmekten mutlu olursun.

Ama günümüz anneleri mutlu olmuyorlar, çünkü fedakarlığı tercih edecekleri bir özgür alan yok.

Herkesin yapacağı fedakarlık yaratılışına göre farklı konuda olmaz mı, farklı seviyede olmaz mı?

Anneler neyi ne kadar yapacaklarını kendileri belirleseler, belki fedakarlık yaptıkları için mutlu olacaklar. Ama tercih etmekten yoksunlar!

Herşey çoktaan yüklenmiş.

Hadi bebek bakımını, evin düzenini (hayır temizlikten söz etmiyorum, sadece düzeni kurmak ve devam ettirmek bile çok fazla dikkat istiyor), yemeği yapıyorlar. Bunlarda bile erkeğin manevî desteği dışında eliyle yapacağı katkılara çok muhtaçlar.

Fakat en azından şu tek annenin değil her iki kişinin de çocuğu olan masum varlıkların okula hazırlanması, sorumluluk alması, gece yatırılması, sabah kaldırılması, bazı değerlerin verilmesi, hayatın öğretilmesi, ödevi, ilgisi, sevgisi hatta tırnağının kesilmesi söz konusu olunca tüm yükü annelerin üzerinden çeksek diyorum.

Neden babaları “para kazanıcı bünye” seviyesinden, “işin ucundan tutmayı bilen adam gibi adam” seviyesine yükseltmeyelim? Niye niye?

Ve onlara olan minnetdarlığımızı ve sevgimizi derinleştirmeyelim?

Onlar da akıl edemiyorlar, biraz yardım gerekiyor. Bu saçma “herşeyi anne yapar” anlayışı onların da içine işlemiş.

Dün akşam eşim işten gelirken, çocukların kitaplarını kaplamak için bant istedim ondan.

“Sana kolaylık olsun diye böyle bıçaklı bant aldım” dedi.

“Niye bana, kitapları kaplamak benim görevim mi?” dedim üzüntülü bir şekilde.

Mesajı aldı, akşam ucundan tuttu. Zaten çok insaflıdır o. Polat Alemdardır, kimseye eyvallahı yoktur, serttir ama ailesine karşı çok da samimidir, öyle herşeyi kadın yapsın anlayışında biri hiç mi hiç değildir.

Biz de artık şu herşeyin üstesinden gelmeye çalışan kahraman kadın rolünden bir çıkalım. Fedakarlık kalbin derinliklerinde duyulan haz ya da başka bir kuvvetli inanç için yapılır.

Koca ya da elalem öyle bekliyor diye, bir kambur gibi taşıyarak değil.

Etrafımdaki böyle kadınlar, kronik bir şekilde hasta oluyorlar!

Ya da bir süre sonra, çocuklarla ve eşleriyle evde bir akşam yemeği yemektense, köşedeki kebapçıda yemek için ölen, yılgın kadınlara dönüşüyorlar.

Bilmem nasıl düzelir bu iş?

Hepimiz kendi evimizde birşeyleri değiştirmeye çalışsak, çok muhteşem tohumlar atmış oluruz herhalde.

Hem kendi ağız tadımız, hem de baba olacak oğullarımız, anne olacak kızlarımızın saadeti için.

Genel