Yaşım ilerledikçe şu sorumluluğu taşıdığımı çok hissediyorum ve bu bana biraz ağır geliyor. Benden 20-25 yaş küçük hemcinslerimin genel olarak yaşayacağı şeyleri bilip, bazen onları uyarma ihtiyacı hissetmek ama uyaramamak garibime gidiyor. Ya da nasıl uyaracağımı bilmiyorumdur belki.
Sorumluluk dediğim şu, bak sen şunları şunları yaşayacaksın deme sorumluluğu. Aman boş ver kimseye bir şey söyleme diyor bir yanım. Ama insanların çektiği acıları görünce “acaba benim sözlerim ona biraz yol gösterir miydi, niye söylememeyi seçiyorum ki?” diyor diğer yanım. Şu sıralar kimse nasihat ve uyarılmayı sevmediği için de, bunu daha dikkatli yapmak gerekiyor.
Hoş, ben içimde şefkat ve samimiyet taşıyorsam sözlerimin ruhuna bunlar akar sanırım, ama yine de ya bunu hissetmezse muhatabım diye kaygılanıyorum. Sanırım biraz da hassas biri olmanın getirdiği yan etkiler var. Yani ben şefkatle söylediğim halde muhatabım öyle anlamazsa incinmekten korkuyor olabilirim. İşte burada en başa gidip niyetimi düzenlemem gerekiyor galiba. Söz söylememin temel nedeni mutlaka anlaşılmak mı, yoksa o insanın hayatına bir katkı sunabilme adına anlaşılmamayı göze almak mı? Yani seni anlamayacak insanın acı çekmemesi için biraz kalp kırıklığını bir yana bırakıp, bu yaptığımı Allah görsün diyebilmek mi? Gerçekten çok çaba istiyor bu niyet dağına varabilmek ve o dağa çıktıktan sonra oradan inmeden bu niyeti muhafaza edebilmek.
Uyarmama ve hatırlatmama şıkkını seçmenin bana ağır gelmesinin bir nedeni de sanırım şu, ben kendim de bu sitemi çok ediyorum iç dünyamda. Şu yaşa gelince bir şeylerin böyle olacağını neden hiç kimse söylemedi diyorum. Birazcık çıtlatsalardı, birazcık ara sıra. Bilmediğimiz şeyleri öğrenirdik. A öyle bir şey de varmış derdik. Beni bu konuda annem uyaramazdı, çünkü annem zaten kuşak farkı nedeniyle bunları yaşamamış. Ya da yaşamışsa da kendisi kocasını yirmili yaşlarda kaybeden bir kadın olduğu için, her yaşadığını o kayıp sebebiyle zannetmiş. Ayrıca annelerimiz bizi hep başka konularda başka açılardan uyardılar.
Hangi konularda uyarma ihtiyacı hissediyorum onlardan söz etmeyeceğim. Konular o kadar çok ki. Sadece böyle bir hissiyatım var sadedinde yazdım. Belki çevrenizde iyi niyetle size bir şeyler söyleyenleri can kulağıyla dinlemenize sebep olur. Şu uyarı almaya alerjisi olan nefs-i emmare kültüründen (ya da narsizm kültürü mü demeli) biraz uzaklaşıp acaba bu duyduklarımda benim gelecekteki acımı azaltacak ya da hayatımı iyileştirecek bir şeyler yakalar mıyım diye bakmak lazım.
İnsan sevdiğini ve düşündüğünü uyarır. Uyarmamak, aslında bir konfor alanı. Tabi vicdanı olmayan şefkati olmayan için.
Yani diyorum ki, bu konfor alanından çıkabilenlerin kıymetini bilmeye çalışalım. Bu zamana kadar sizi düşündüğü için değil kınamak ve korkutmak için uyarı yapanların üslubuyla öyle olmayanların üslubunu ayırmak da bir tercih. Bazı hatırlatmaları dinlerken “Ama benim durumum biraz farklı, ama sizin zamanınızda öyleydi, ama ben böyle yetiştim, ama benim çocuğum şöyle şöyle” gibi muhalefet eden cümleler bizi kendimizi bilmekten ve anlamaktan uzaklaştırıyor olabilir. Şöyle bir etrafınıza bakın, hayatta hemen herkes farklı şekillerde aynı şeyi yaşıyor, bu gibi itiraz cümlelerinin pek bir hakikati de yok. Yani sen ne kadar farklı olsan da herkesle aynı şeyi yaşayacaksın kardeşim. Hatırlatanların sözlerini altın bil, uyarmadılar söylemediler deme sonra benim gibi.
