EĞİTİM OKUL eğitim, eğitim sistemi, psikoloji, sosyoloji, tercih, üniversite

Üniversitede Sosyoloji ve Psikoloji Tercih Etmek İsteyenler

2019 üniversite tercihlerinin yapıldığı dönemde sosyoloji- psikoloji bölümlerinde okumak ve üniversitelerin çeşitli şartlarıyla ilgili öyle çok soru aldım ki, o günleri online tercih danışmanı gibi geçirmiştim. Gençler sanırım blog profilime google aramalarıyla ulaşarak instagram dm üzerinden sordular. Hatta cevap veremediğim bir tanesi telefonumu bulmuş, sms ile sordu. Çocuğum ne yapıyorsun deyip kızamadım meraklı meraklı her detayı soruyorlar bir de. Müşfik bir şekilde cevaplamaya çalışsam da müsait olmadığım zamanlarda cevap vermeye çalışmaktan biraz gerildiğim için bu yıl tüm soruların cevabını yazıda toplamak istedim. Bu yılki sorulara bu yazının linki ile döneceğim.

1. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden neden ayrıldınız?

Bu konuda hiç sözümü esirgemeyeceğim. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi çok kalabalık ve yoğun bir üniversite. Benim girdiğim yıl toplam 16000 öğrenci vardı. Eski bir kurum olduğu için belli bir doygunluk ve yorgunluk var, her yıl binlerce öğrenci zaten amfileri doldurduğu için kendilerini ispat kaygıları da yok, dolayısıyla birşeyler daha iyiye gitsin diye çaba göstermek şöyle dursun akademisyenlerin büyük çoğunluğunda yılgınlık oluşmuş. Tabi bazılarını bundan tenzih ederim.

Birinci sınıfta sosyoloji bölümünün oryantasyon gününde dostane bir şekilde karşılanmıştık ancak bu karşılanmanın bir pr çalışması ve sorunları fazla dile getirmeyelim diye yapılan bir gösteri olduğunu düşündüm sonraki yıllarda. Çünkü sosyoloji bölümünde ders seçimi ve başka şeylerle ilgili çeşitli sorunlarımızı ilettiğimizde ‘durun sorun çıkarmayın, öf ya bir de sizinle mi uğraşacağız?’ üslubuyla karşılaştık.

Bir keresinde yine böyle bir sorun zamanında hakkımızın yendiğini düşünerek sınıfça tepki göstermiştik, sonrasında naparsanız yapın geri adım atmıyoruz hatta sizi pek umursamıyoruz tavrıyla karşılaştığımız için twitter’da bazı gazetecileri ve dekanı etiketleyerek sorunu dile getirmeye çalışmıştım. Twitter’da tepki gösterince 10 dakika içinde sorunu çözdüler. Sonrasında başka bir sorun için bölüm başkanıyla konuşmaya gittiğimde oldukça kaba ve tehdit edici konuştu. Koca üniversitede tek bir bölümde devam mecbur değilken, 3 çocuğu idare ederek 3 vesait ile okula gelmeye çalışan biri olduğumu bildiği halde, böyle sorunları dile getirirseniz ben de sizin devamsızlığınızı problem yaparım diyerek tehdit etti. Sanırım bir savaşta olduğumuzu düşündü.

Bu şık davranıştan sonra oralarda kalmam düşünülemezdi tabi. Üzücü olan kişisel saygısızlıktan öte, kimseyle uğraşmak istemiyoruz çekilin gidin başımızdan bıkkınlığının bu kadar kolay baskı ve korkutmaya dönüşebildiğini görmekti. Toplumu anlama üzerine eğitim verilen böyle bir kurumda üstelik… Birinci olayda birşeylerin değişebileceğine dair umut besleyen sınıftaki gençler sonrasında zaten bizim ülke böyle, bizim okullar böyle alışmamız lazım, birşey söylersek takarlar bize, birşey düzelmez diye korku duygusuyla düşünmeye başladı. Kahroldum. Öğrenciler bu ruh halindeyken bölümün twitter hesabına girdim o gün, bölümümüz şöyle iyi, şöyle faaliyetler var türünden paylaşımlar, düşünürler hakkında zincir paylaşımlar gırla gidiyordu.

2020 Ocak ayında İstanbul Üniversitesi İletişim fakültesinden nazik bir akademisyen ebeveynlik bloglarıyla ilgili bir araştırma için benimle mülakat yaptı. Vedalaşırken sosyoloji okuduğum ve İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümünden biraz buruk ayrıldığımın lafı geçti. Muhatabım hiç şaşrımadı ve İstanbul Üniversitesinde bir yorgunluk olduğunu, bazı sorunların kökleştiğini iyi bildiğini söyledi hatta neler olmuş olabileceğini tahmin etti gibi geldi.

Diyeceğim o ki sevgili gençler, eski ve köklü üniversiteye girince kendinizi 90ların SSKları gibi, birşey sorunca azar işeteceğiniz bir yerde de bulabilirsiniz. Bunu göz önünde bulundurun. Daha yeni, kendini bir yere taşımaya ve gelişmeye çalışan üniversiteleri de tercih edebilirsiniz. Şurası çok eski ve köklü bir üniversite, orada herşey oturmuştur diye düşünmeyin.

Bunları yazdığım bugün bir de İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünün Auzef ile ilgili şu skandalını okudum. Auzef üniversteye ekonomik kaynak olsun diye açılmış bir program ve bugüne kadar gerek ders notlarının düzensizliği, gerek eğitim süreciyle ilgili Auzeften şikayet etmeyen tanımadım. Açıköğretim istiyorsanız ve bana sorarsanız, ki soruyorsunuz, Anadolu Üniversitesi’ni tercih edin derim. Ben örgün okurken eşim de açıktan sosyoloji okudu Anadolu Üniversite’sinde. Kitapları çok zengin bir içeriğe sahip ve doğru düzgün bir temel alıyorsunuz. Eşimin bizim derslerde hiç değinmediğimiz konularda bilgi sahibi olduğunu da görüyorum çoğu kez.

2. Sosyoloji bölümünde devam zorunluluğu var mı?

Üniversiteden üniversiteye göre değişir. Ancak eğitim sistemimiz süründüğü için artık üniversitelere öğrencinin gönüllü devamını sağlamak imkansız gibi birşey olmuş. Öğrenciyi çeken en ufak bir faktör yok gibi. Eskiden sınıfın hayta yakıştırmasına uygun, derslerle alakası olmayan tipler okula devam etmezdi şimdi devam etmek isteyen 3-5 kişiyi geçmiyor koca sınıfta. (Sadece edebiyat fakülteleri veya sözel bölümlerde değil mühendislik fakültelerinde bile ciddi devam sorunu olduğunu duyuyorum tanıdıklarımdan.) Bu nedenle artık edebiyat fakültelerinde de devamın zorunluluk olması yaygınlaşıyor, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde de dikkate alınmaya başlanmış. Yatay geçişle geldiğim İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde de bazı zorunlu derslerde devam zorunluluğu var, bazı seçmelilerde bile var. Hocaya göre değişiyor. İMÜ Psikoloji bölümünde ise bölüm kararıyla tüm derslerde var ve çok sıkı takip ediliyor. Tabi salgın bir kaç yıl sürerse devam zorunluluğu en küçük sorunumuz bile olmayacak.

3. Yatay geçiş için ne gerekiyor?

İki tür yatay geçiş var biri not ortalaması diğeri üniversite sınavında aldığınız YÖK puanı ile. YÖK puanıyla kabülüm garanti olduğu için ben İMÜ’ye o şekilde geçtim.

4. Notlar çan eğrisi mi normal mi?

İÜ’de çan eğirisiydi, İMÜ’de değil. Çan eğrisi daha avantajlı tabi öğrenci açısından. Ama klasik notlama da çalışma azmi veriyor. Sadece 90-100 arası bir notla AA, sadece 85-90 arası bir notla BA alabilecek olmak vb  işi sıkı tutmanızı sağlıyor.

5. İMÜ’de sosyoloji okurken psikoloji bölümünde ÇAP yapmak zor mu? Dersler ya da sınavlar çakışıyor mu?

Elbette zor. Normal bir öğrenci 5-6 ders alırken siz 8-9  bazen 10 ders alıyorsunuz. Verdiğiniz vakit ve emek 2 katına çıkıyor.

Dersler çakışıyorsa zaten seçemiyorsunuz, ama çakışmadığı halde çakışıyor gibi görünen dersler oluyor. Örneğin bir ders 12-15 arası görünüyor sistemde halbuki hoca dersi 14.00’te bitiriyor, ama siz 14.30′ daki dersi seçemiyorsunuz diğer ders 15 ‘e kadar devam ediyor göründüğü için. Hocalarla konuşup öğrenci işlerine çözdürdüm bir kaç kere ancak son yıl öğrenci işleri bu konuda daha katı olmaya başladı. Hoca dersin saatini kendisi değiştirmeli deyip hocaya yönlendiriyorlar ama her hoca bu konuyu konuşabileceğiniz anlayışta olmuyor ya da siz çekiniyorsunuz. Bazen de ters gününe geliyor belki 15’e kadar ders yaptığımız da olur filan diyebiliyor. Hele ki bir güne 3 ders seçerek okula belli günler gelip diğer günleri başka şeylere ayırmak istiyorsanız bu çakışma durumu insanı ihtiyarlatıyor malesef.

6. İstanbul Medeniyet Üniversitesi özel mi?

İstanbul Medeniyet Üniversitesi bir devlet üniversitesi. Her üniversitenin olduğu gibi sorunları, eksikleri, kusurları olsa da, gerek sınıf danışmanı, gerek öğrenci işleri gerek hocalar itibarıyla muhatap bulabildiğiniz ve kendinizi anlatabildiğiniz bir üniversite. Diğer bölümleri bilemem en azından sosyoloji böyle. Ama unutmayın sorunlu kişilikler her yerde var. Eğer bölüm başkanı değillerse fazla etkilenmezsiniz. Ama İMÜ’de de malesef bazı bölümlerin başında hiç de öğrenci dostu olmayan kişiler olduğunu biliyorum.

İMÜ benim gözlemlediğim kadarıyla genel olarak hocaları konusunda seçici, sakin, kendini bir yerlere getirmeye çalışan bir üniversite olduğu için bir derece gayretli gibi.

İki bölüm okuyunca sınavlar da çakışıyor ama bu bir dezavantaj değil avantaj, çakışan sınavların birine telafi haftasında giriyorsunuz. Böylece daha çok çalışma imkanınız oluyor.

7. Sosyoloji okumaktan memnun musunuz, önerir misiniz?

Bir şeyi sevmek, ya ilgi duymayla ya da o konuda bir yetenek sahibi olmakla ilgili. İlgi duyduğum için sosyoloji okumaktan oldukça memnunum diyebilirim. Sanayi devrimi ve modernleşme ile tüm dünya toplumsal olarak nasıl bir değişim dönemine girmiş diye bir kere bile merak edip düşünmediyseniz sosyolojiye ilginiz olmayabilir. Çap / yandal yaparım diye düşünmeyin sınırlı kontenjan oluyor giremeyebilirsiniz. Ama toplumsal sorunlara duyarlı, toplumsal değişimlerin nedenleriyle ilgilenen ve bu konuda düşünmeye istekli bir yapınız varsa olabilir. Tabi bunlar sadece okurken zorlanmamanız adına kurulmuş cümleler. Bittikten sonra yapılacaklar ve iş bulma aşaması pek ilgi duymadığım apayrı bir konu.

Üniversite olarak İMÜ sosyolojiyi soruyorsanız da kesinlikle öneririm.

8. Psikoloji okumaktan memnun musunuz, önerir misiniz?

Elbette memnunum sadece gündelik hayatımızla doğrudan ilgili noktalarda bile bizi çok geliştiriyor ancak çoğu kişinin tersine sosyolojiyi daha çok seviyorum çünkü psikolojide biraz daha pozitivist ve ‘bu budur’ yaklaşımı görülebiliyor. Özellikle psikolojinin tıpla iç içe olmak zorunda kaldığı bilişsel ve fizyolojik psikoloji gibi alanlarda. Ama insan psikolojisini tanırken çok zevkli anlama ve inceleme süreçleri de yaşıyorsunuz.

Genel olarak sosyolojide de psikolojide de en rahatsız edici bulduğum durum, en eski kuramcıların çok eskide kaldıkları halde başat olarak anlatılmaları, günümüz kuramcılarının anlattıklarıyla ise o kadar ilişki kuramayışımız. Halbuki biz bugünde yaşıyoruz. Bugün söylenenler eskilerin üzerine yeni fikirler üretilerek belli bir birikim sonucu ortaya çıkmış en yeni sözler.

Üniversite olarak İMÜ psikolojiyi soruyorsanız da kesinlikle öneririm.

9. Pandemi döneminde derslerin işlenmesi ve sınavlar nasıl gerçekleşiyor? (Bu soruyu ben ekledim, olası yeni soru 🙂 )

İMÜ’de geçtiğimiz dönem (2019-2020 bahar) dersler online olarak işlendi ve sınavlar klasik oldu. Finaller normal sınavlara göre daha uzun cevap isteyen ve daha zor sorulardı. Öğrencinin kopya çekebilmesi ihtimalini en aza indirmek için ona kopya çekmeye süre vermeyecek derecede yoğun sorular sorulmuştu. Vize olarak da bir çok hoca ödev hazırlamamızı istedi ki bu da oldukça uzun ve yorucuydu ancak öğrenme açısından daha kalıcı oldu bana göre.

Özetle bazı sınavların ödeve dönüşmesinin katkısıyla yüksek not almak aslında daha mümkün ama biraz daha çalışma gerektiren bir hale geldi diyebilirim.

Umarım faydalı olmuştur. Hayırlısı olsun, güzelce düşünüp ne istediğinizi kafanızda netleştirerek hareket ettiğiniz bir tercih dönemi dilerim hepinize. İnşallah hem eğitim aşamasında hem sonrasında sizi memnun edecek yerlere yerleşirsiniz.