Genel

Annem Aynamdı

Ben bir ailenin beş kızından biriyim. Şimdi ben de anne olmaya hazırlanıyorum. Geriye baktığımda, annemin bize çok güzel bir ayna olduğunu görüyorum.

Annem bana çeyizimi hazırlarken, ‘Kızım her işimizde besmele çekelim ki işimiz rast gelsin.’ derdi, hala besmele çekiyorum her işe başlarken. Asıl çeyizin, iyi alışkanlıkların ve güzel huyun olsun fakat bunun yanında elişi yapmayı da öğreteyim sana, dikkatin gelişir. Bitir elinde başladığın her ne işin varsa, sabrın gelişir. Yanlış yapmışsan bir şeyi üşenme sök, yeniden daha iyisini yap, kendine güvenin ve titiz iş yapma becerin gelişir. Temiz giyin, temiz iş yap, çevren, temiz ve düzenli olsun, temizlik anlayışın, alışkanlığın ve çevrendekilerin itibarı gelişir. Gidicilere değil, kalıcılara önem ver; para gidici, şan-şöhret gidici, mevki gidici, yiyip içtiklerin gidici, mevkisinden dolayı dost edindiysen onlar da gidici. Gidiciler bir vardır, bir de bakmışsın ki yok oluvermiş. Bunların yanında iyi alışkanlıklar kalıcı, güzel huylar kalıcı, iyiliklerin etkisi kalıcı, kişiliğin olumlu donanımı kalıcı. Şunu unutma ki; üstündeki gidince, cebindeki bitince, geride kalan neyse, sen osun ona yatırım yap.

Annem Aynamdı,
Günün birinde evlilik kapımı çaldı. Yeni bir hayatın heyecanı bir rüzgâr gibi esti dünyamda. Kımıldadı her şey ve yer değiştirdi kimi alışkanlıklarım. Kimilerini de yeniden edinmem gerekecekti, anladım bunu ilk günlerde. Her ne iş yapacak olsam, evde bunu annem nasıl yapıyordu diye düşünüyorum. Elim alışmışsa bir işe, o işi kolaylıkla yapıyorum, zor gelmiyor.

Annem Aynamdı,
Babamı nasıl mutlu etmeye çalıştığını, onu memnun etmek için neler yaptığını hatırlıyorum. Koridorda yürürken koluna girdiğini, babamın yanında oturuyorsa elini tuttuğunu, yolcu ederken de içtenlikle sarıldığını ve dua ettiğini hatırlıyorum. Oysa biraz önce gizlice gözyaşlarını sildiğini görmüştüm.

Annem Aynamdı,
Öfkeliyken babam, annem onu yan odaya alır, konuşturur, rahatlatır öyle yanımıza çıkarırdı. Çocuktuk işte, her çocuk gibi hareketliydik. Ola ki babam bize tahammül edemez de bağırıverir diye ortamı hazırlar öyle karşılaştırırdı. Çocuklarının gözünde babaları zedelenmesin diye. Hep doğru anlamamız için bize anlatır anlatırdı niye böyle yorgun ve gergin eve geldiğini, yeri gelip sert konuştuğunda da bununla ne demek istediğini. Bir ihtiyacımızı giderse çarşıdan, ‘Babanız, hanım al bu parayı, benim tatlı yavrularımın ne eksiği varsa gör, memnun et onları, başka seferde beraber alışveriş yaparız.’ dedi derdi. Babama şükran dolu duygular taşırdık. Sinirli anları gözümüzde büyümezdi. Şimdi düşünüyorum da yetişkin gözüyle, belki de haberi bile yoktu babamın onun adına söylediklerinden.

Annem Aynamdı,
Babam, ‘İyi ki seninle evliyim, seni çok seviyorum.’ dediğinde gözlerinin içi mutluluktan ışıl ışıl olurdu. Annem de o zaman babamın meziyetlerini sayıp dökerek kendisinin de ne kadar şanslı olduğunu anlatmaya çalışırdı. Bir kere bile babamı yanımızda aşağılamadı. Biz kardeşler arasında tartıştığımızda, ‘Önce iyi yönlerinizi hatırlayın, öfkeniz geçince de o davranışı konuşun. Öfke anında birbirinize öğüt vermeyin ve uyarmayın. Kimse öfkeliyken bir şey anlamaya ve öğrenmeye müsait değildir.’ derdi.

Annem Aynamdı,
Babam bizimle birazcık bile ilgilense, annem hemen bu davranışını över ve dua ederdi. Babamın bizi daha çok kuşatmasında inanıyorum ki bu saygı ve takdir dolu övgülerin çok payı vardı. Annem elini uzattı babam tuttu. Annem gül tohumu ekti birlikte demet yaptılar. İkisinin de rollerini daha iyi oynamasında annemin katkısı büyüktü. Babamın sert mizacı ve sevgiyi ifade edemeyen alışkanlığı; bu nazik, kibar, saygılı ve bilgi dolu yaklaşımlarla zamanla değişerek gelişti ve taşıdığı yoğun sevgiyi bize yansıtabildi.

Annem Aynamdı,
Varlıkta da, yoklukta da ne dediğini, nasıl davrandığını iyi biliyorum. Babamın elinde parası azalsa ve rûhu daralsa, onu yatıştırır, rahatlatır, bize dua ettirirdi. İsrafı önleyelim derken, ‘Hem tedbir, hem tevekkül yavrularım.’ derdi.

Annem Aynamdı,
‘Mutlu olmak çok önemli, bunun için çok şey gerekmiyor. Nefes aldığın için, hayatta olduğun için, insan olduğun için, düşünüp konuşabildiğin için mutlu ol yavrum.’ derdi. Yokluğu da yaşadık ailece fakat mutluluk ateşi hep içimizde yandı ve mutsuzluk soğuğu bize yanaşamadı.

Annem Aynamdı,
Hep nazik oldu bize ve herkese karşı. Bir kere bile kaba söz duymadım ağzından. Eşime sabretmem gereken durumları yaşadıkça gördüm ki, hiç de kolay değilmiş bunu başarmak. Oysa bize çok kolay ve olağan gelirdi çocukken.

Annem Aynamdı,
‘İnsanların zarar görmeyecekleri şekilde konuşmak ve davranmak insanlık görevidir.’ derdi. Bu konuda kendisi hep önde giderdi. Özür mü dilenecek, ilk önce o dilerdi. Teşekkür mü edilecek, yine o öncülük ederdi. Hayatı ne güzel anlamışsın canım annem. Şimdi sende gördüklerim bile, yap demediğin halde zihnime yerleşmiş. Bizi kitap gibi yazmışsın ki okuyalım diye. Okuyorum ve sana hasretle, minnetle doluyorum.

Annem Aynamdı,
Hayatı okumak şiir okumak gibi güzel gelirdi sana. Bir ahenge dönüşürdü elinde ve dilinde. En zor durum, en kötü olay bile, bir de bakmışız ki, ders alınacak bir tiyatro şölenine dönüşüvermiş. ‘Bunda da vardır bir hayır, hayrı um ki kahır kalksın.’ derdi.

Annem Aynamdı,
Azıcık üzgün görse bizi, hemen gül bahçesi kokulu kucağı, bizim hüznümüzü baharın ılık rüzgârı gibi alır dağıtırdı. Bizi konuşturur, dinler ve, ‘Bundan sonra şöyle şöyle davranırsan daha iyi olabilir, yine de sen bilirsin.’ derdi. İpek elleri ne zaman gezinse saçlarımda, anne olmayı özler, varlığı için, ilgi ve sevgisi için şükre dalardım. Hiç mahrum kalmadım ilgisinden ve sevgisinden. Acaba onun için mi güçlü duruşum ve mutlu büyüyüşüm. Onun için mi korkuların benden korkuyor olması. Hayatı coşkuyla yaşayışım ve içindeki zorluklara karşı pes etmeyişim ondan mı acaba?

Annem Aynamdı,
‘İnsan evinde mutluluğu yakalayamazsa, kapıdan çıkınca hiç yetişemez.’ derdi. ‘Mutlu olmak ve mutlu etmek aslında insanlar için çok kolay.’ derdi. ‘Önce sen mutlu ol! Çünkü yaşamadığını yayamazsın, tanımadığını tanıtamazsın, anlayamadığını anlatamazsın. Mutlu olursan tebessümün bol olur, daha sağlıklı yaşarsın ve doğru davranmanın zeminini yakalamış olursun. Çünkü mutluluk, tepkisel davranmanın ilacıdır. Karşındakine önce sen değer ver ve saygı duy ki, onun gönül toprağında sevgi filizi yeşersin. O filizin bakımı, eşine bakımındır. Sevgiyle bakım verirsen onu beslemiş olursun, aynı zamanda sen de beslenirsin. Sen eşini düşün ki o da seni düşünsün. Sen onu baş tacı yap ki o da seni sultanı yapsın. Sen ona sabret ve onu anla ki, o da seni içi sevgiyle dolarak kuşatsın. Sen onu öne geçir ki o da senin elinden tutsun. Önce sen başla yavrum ve bunda acele et. Sen başlamazsan muhatabın başlar. İyi başlarsa sevap fırsatını kaçırmış olursun, kötü başlarsa iyiye yöneltme fırsatını kaçırmış olursun. Sen bu konuda gönlüne baş eğdir ve kulağına fısılda ki, faziletli ve erdemli hayatın sarayına giden yollar, kimi zaman çakıl taşlarıyla, kimi zaman dikenlerle, kimi zaman da toz-toprakla muhatap olmayı gerektirebilir. Yolun sonunda mutlu olmak ve gülümsemek istiyorsan, o gülümsemeyi, yani sonucu zihnine kazı ve hep o görüntü, Yaradan’ı razı etmenin ve razı olmanın simgesi olsun. O çekip götürsün seni, uçururcasına o engellerden. Aş git yavrum aş git, bir adım önde gidene yetişilmez.’

Annem Aynamdı,
Kendini koru ki sen, sen olarak kal. Kendini koruyamayanların ne kendisine ne de başkalarına hayrı olmaz. Böyleleri yük alanlardan değil, yük olanlardan olur ve kendi işini bile başarmakta sıkıntı çeker.

Annem Aynamdı,
Bulaşıktan çıkarıp kurutunca ellerini, dinlenmek için bir koltuğa oturduğunda, hemen oracıkta bulunan kitaba yönelir, sörf yaparak sayfalarda bedeninin dinlendirirken, zihninin zenginleşmesine de katkıda bulunurdu. Kitap okuyarak dinlenirdi.

Annem Aynamdı,
Ne darıldı, ne kin tuttu. Gönlüne ağır gelenleri muhatabıyla konuştu ve affetti, hiç biriktirmedi. Anneciğim, acaba ondan mıydı kelebek gibi hafif oluşun ve çocuktan çocuğa konuşun.

Annem Aynamdı,
Canım anneciğim, hep gülümseyen yüzün gözümün önünde. Yaşlar aksa da yanaklarımdan bir iki dakika sürmüyor hüznüm, o sendeki aydınlığı yayıyorum yüzüme, ışıltını gözlerime ve meşaleni elime alıp yeniden düşüyorum daha iyi olabilmenin yollarına. Sen ne iyi bir modelmişsin bize anneciğim. O kadar güzel şeyler keşfetmişiz ki hayata dair fakat daha öğreneceğim çok şeyler var. Söyle anneciğim ne olur. O kimi zaman yaşadığın hüznün, nasıl oluyor da sende eriyiveriyordu? Üzgün ve yaşlı gözlerle başını koyduğun yastıktan, sabah nasıl oluyor da hiç onları yaşamamış gibi mutlu kalkabiliyordun? O sabır, o yaklaşım biçimi, hangi imbikten süzülüp gelen anlayışın sonunda oluyordu? Elindeki tesbih gibi çektiğin dualar hangi rüzgârla kuşatıyordu bizi? Ve sahi anneciğim, babama ne söylüyordun ki sıkıntıları eriyip gidiveriyordu? Babamın dağ gibi duruşunu nasıl destekliyordun anne? Bu kadar özgül ağırlığı yüksek nasıl olabildin anne? Galiba bunları da ben keşfetmeliyim. Sana söz anne, senin kızın olmaya çalışacağım. Hani diyordun ya, ‘Daha iyi olmamanın mazereti yok.’ diye. Ben de mazeret tanımadan daha iyi olma yolunda, yürümekten de öte Allah’ın izniyle koşacağım anneciğim, emin ol.

* Bu yazı Saliha Erdim’in Yeni Dünya Dergisi Şubat 2006 sayısındaki yazısıdır.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...