Genel

Başarı ve Okul; Deneyimli Bir Annenin Gözüyle

Büyük oğlum okula başladığında gayet de akıllı, öğrenmeye meraklı, her çocuk gibi çok soru soran bir çocuktu. Şanssızlığı; çok hırslı ve “başarılı” bir öğretmeni oldu. Kadının hobisi birinci çıkarmaktı. Bu arada birinci olma potansiyeli olmayan çocukları harcardı. Maalesef bunu çok geç anladık. Oğlum bizden akıllıymış ki daha ilk sene “okuma yazmayı öğrendim artık okula gitmeyebilir miyim?” diye aslında tehlikeye işaret etmiş.

Öğretmen sürekli çıtayı yükseltir, onu bir türlü memnun edemezdik; sanki memnun etmek zorundaymışız gibi. Cahillik işte!..Ne yazık  ki Eğitim Bilimleri fakültesini bitirmiş olmanız, cahil olmanızı önleyemeyebiliyor. Çocuğum 20 soruluk testten 18 doğru yapmış ise yeterli sayılmazdı. Neden 20 de 20 olmasındı. Öğretmenin dolduruşuna gelip 5 yıl boyunca oğlumu ders çalıştırdım. Allah affetsin!..Bunun için seneler sonra oğlumdan helallik istedim. Bazen bütün o yaşadıklarımızdan sonra oğlum beni hâlâ nasıl sevebiliyor diye şaşırırım. Çocuklar çok affedici oluyor…

Ben onunla uğraşırken küçük oğlum da okula başladı. Allahtan onunla uğraşacak zamanım yoktu. Abisini çalıştırmam gerekiyordu. Oncağız kendi kendine ödevlerini yapar, arada sorardı: “Beni ne zaman çalıştıracaksın anne?” Hiç bir zaman çalıştırmadım.

Her iki oğlumda peşpeşe Kadıköy Anadolu lisesini kazanarak lüzumsuz yere beşer sene okudular. Tabii artık elimden çıktılar. Ve her ikisi de yata yata okul okudular diyebilirim. Artık istesem de elim yetişmiyordu. Yetişse de artık biraz akıllanmış, çocukların kendi hayatları konusunda insiyatif almaları gerektiği noktasına gelmiştim. İlk sene bir iki veli toplantısına gittik. Çocuklar “gelmeyin” deyince onu da terk ettik. Hatta sene sonunda eve gelmeden yolunu yaparlardı:”Karnelerimizi sormayın” Sormazdık. Tabii karneler zayıf doluydu.Biz sormadığımız ve kendi meselemiz yapmadığımız için bir şekilde zayıflarını temizler, sınıfı geçerlerdi. Aramız iyiydi. Sorun yoktu..Her iki oğlum çok erken yaşta eğitim sistemini sorguladılar ve yanlışlarla dolu olduğunu anlayıp, kendilerini savunmaya geçtiler. Biz de öğretmenlerin şikayetlerine kulak tıkayarak onlara yardımcı olduk.

Büyük oğlum hiç dershaneye gitmedi. Özel yetenekle girilen bir bölüm istiyordu, Allahın izni ile muvaffak oldu.

Küçük oğlum beş yıllık lise hayatının sadece son senesinde dershaneye gidip derece yapmak istedi: Sebep; babasına yük olmadan okumak istiyormuş. Sen bilirsin dedik. Bütün bu süreç içinde hiç bir dahlimiz olmadı. Dershanesinin nerede olduğunu bile bilmiyorum. Oğlum o sene sözelde Türkiye 16. sı oldu. İstediği okula burs kazanarak girdi çok şükür.

Söylemek istediğim şu: Çocuklarımıza kendi hayatları ile ilgili sorumluluk alma şansı verirsek ne yapmak istediklerine karar verebilir, nasıl yapacaklarının yolunu da bulabilirler. Kendileri istediği zaman istedikleri kadar yardım etmek kâfi. Onların da bir imtihanı var. Onların hayat imtihanını onlar adına üstlenemeyiz.

Yani panik olmaya gerek yok. Nasıl domuz gribi kasıp kavuracak diye dehşet saçtılarsa, nasıl önce hastalık icad edip sonra ilaç satılıyorsa bu ülkede öyle de “dershaneye gitmezse çocuğunuz bir hiç olur” terörü estiriliyor.

Çocuklarımıza en baştan bilgiye nasıl ulaşabileceğini öğretmek lazım. Zaten fıtratlarında var olan öğrenme merakını teşvik etmek lazım. Sonra da kendi kararlarını  alma hakkı vermek lazım. Mevcut durumda çocuklar sanki kendileri için değil de bizim için okuyor gibiler. Tanıdığım bir mühendis baba oğlunu üniversiteye hazırlıyordu. Sorunu ciddiye almamasından, matematiğe yeterince çalışmadığından bahsediyordu. “Belki de çocuk sayısal okumak istemiyordur” diyecek oldum. “Ne demek!” diye gürledi. “Benim bütün ailem mühendis!..” Bu çocuğun mutlu bir mühendis olma ihtimali kaçta kaç sizce?

Sorunun çözümüne, çocuklarımızın yakasından düşerek başlayabiliriz.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...